🇪🇸 Barselona, İspanya'dan Türkçe Haberler
Gündem

İsrail'de Aşırı Sağdan Netanyahu'ya İran Baskısı: Trump'ın 'Teslimiyeti' Tartışılıyor

28 Mayıs 2026, Perşembe
5 dk okuma
Kaynak: Ara.cat
İsrail'de Aşırı Sağdan Netanyahu'ya İran Baskısı: Trump'ın 'Teslimiyeti' Tartışılıyor

İsrail'deki aşırı sağcı çevreler ve basın, ABD'nin İran ile yürüttüğü müzakerelerdeki olası bir "teslimiyet" olarak algıladıkları tutum karşısında Başbakan Binyamin Netanyahu üzerindeki baskıyı artırıyor. Washington ile Tahran arasındaki savaşın sona ermesine yönelik müzakereler, İsrail'in başlangıçta "varoluşsal bir savaş" olarak nitelendirdiği İran karşıtı askeri kampanyanın, Tel Aviv için rahatsız edici bir tabloyla sonuçlanabileceği endişesini yaratıyor. İsrail medyasında çıkan "Netanyahu'nun İran'a karşı zafer vaatleri, ABD'nin şanlı bir teslimiyetiyle sona eriyor" ve "İsrail savaşa ABD'nin ortağı olarak girdi, ancak kenarda kalarak bitiriyor" gibi başlıklar, ülkedeki derin hayal kırıklığını ve öfkeyi gözler önüne seriyor. Bu durum, İsrail'in kilit bir aktör olmaktan çıkarak görüşmelerin giderek dışında kalması olarak yorumlanıyor.

Başbakan Netanyahu, uzun yıllardır İran'ın nükleer programını ve bölgesel etkisini İsrail'in güvenliği için en büyük tehdit olarak göstermişti. Bu söylem, hem iç politikada destek toplamasını sağlamış hem de uluslararası arenada ABD başta olmak üzere müttefiklerini İran'a karşı sert bir tutum sergilemeye ikna etme çabalarının temelini oluşturmuştu. Özellikle eski ABD Başkanı Donald Trump'ın 2018'de İran nükleer anlaşmasından (JCPOA) çekilmesi ve Tahran'a yönelik "azami baskı" kampanyası başlatması, Netanyahu hükümeti tarafından büyük bir diplomatik zafer olarak görülmüştü. Ancak, Trump yönetiminin son dönemlerinde İran ile olası bir yeni anlaşmaya sıcak bakabileceği yönündeki işaretler, İsrail'in aşırı sağ kanadında büyük bir endişe ve hayal kırıklığı yaratmış durumda. Bu durum, Netanyahu'nun İran politikasının etkinliği ve ABD üzerindeki etkisinin sorgulanmasına yol açıyor.

İsrail'in güvenlik doktrininin merkezinde yer alan İran tehdidi algısı, ülkenin savunma harcamalarından diplomatik girişimlerine kadar birçok alanda belirleyici bir rol oynamaktadır. İran'ın bölgedeki vekil güçleri (Lübnan'daki Hizbullah, Gazze'deki Hamas gibi) aracılığıyla İsrail'i kuşatma stratejisi izlediği inancı, Tel Aviv'in İran'a karşı her türlü uluslararası uzlaşmayı şüpheyle karşılamasına neden oluyor. Bu bağlamda, ABD'nin İran ile doğrudan veya dolaylı müzakerelere girişmesi ve potansiyel bir anlaşma yoluyla gerilimi azaltma çabaları, İsrail'in uzun süredir savunduğu sert çizgiye ters düşüyor. İsrailli aşırı sağcılar, ABD'nin bu tür bir adımı "İran rejimine bir ödül" olarak görerek, bölgedeki İran etkisini daha da artıracağından endişe ediyor.

Bölgesel Dinamikler ve İsrail-İran Rekabetinin Tarihçesi

İsrail ile İran arasındaki rekabet, Ortadoğu'nun en köklü ve karmaşık jeopolitik fay hatlarından birini oluşturmaktadır. 1979 İran İslam Devrimi'nden bu yana, iki ülke arasındaki ilişkiler düşmanlık ekseninde seyretmiş, bu durum vekalet savaşları, siber saldırılar ve karşılıklı tehditlerle dolu bir döneme yol açmıştır. İran'ın nükleer programı, İsrail için "varoluşsal bir tehdit" olarak kabul edilirken, Tahran ise İsrail'i bölgedeki "ABD emperyalizminin ileri karakolu" olarak görmektedir. Suriye, Lübnan ve Yemen gibi ülkelerde yaşanan çatışmalarda iki ülkenin farklı tarafları desteklemesi, bu rekabeti daha da derinleştirmektedir. Netanyahu'nun İran'a karşı sert duruşu, İsrail kamuoyunda geniş bir destek bulmuş, bu da onu iç siyasette güçlü bir figür haline getirmiştir.

Donald Trump'ın başkanlığı döneminde, ABD'nin Ortadoğu politikası "Önce Amerika" ilkesi doğrultusunda önemli değişiklikler yaşamıştır. Trump, bir yandan İsrail'e güçlü destek verirken, diğer yandan geleneksel müttefiklerini şaşırtacak şekilde diplomatik adımlar atmaktan çekinmemiştir. İran nükleer anlaşmasından çekilmesi, Netanyahu için büyük bir başarı olarak algılanırken, Trump'ın Kuzey Kore ile doğrudan görüşmelere başlaması gibi adımlar, onun pragmatik ve öngörülemez dış politika anlayışını ortaya koymuştur. Bu bağlamda, ABD'nin İran ile yeni bir anlaşma arayışına girmesi, İsrail'in beklentilerinin aksine, Trump yönetiminin kendi ulusal çıkarlarını ön planda tutan bir hamlesi olarak yorumlanmaktadır. Bu durum, İsrail'in ABD dış politikası üzerindeki etkisinin sınırlı olduğunu bir kez daha göstermiştir.

ABD'nin Ortadoğu Politikası ve Netanyahu'nun Siyasi Pozisyonu

ABD'nin Ortadoğu politikası, Trump döneminde önemli bir dönüşüm geçirdi. Geleneksel ittifaklara olan bağlılığı sorgulayan ve "Önce Amerika" sloganıyla hareket eden Trump, bir yandan İsrail'e eşi benzeri görülmemiş destekler sunarken (Kudüs'ü başkent olarak tanıma, Golan Tepeleri'ni ilhak etme gibi), diğer yandan Ortadoğu'daki askeri varlığını azaltma ve "sonsuz savaşları" bitirme arayışına girdi. Bu arayış, İran ile potansiyel bir anlaşma arayışını da beraberinde getirdi. İsrail'in aşırı sağcıları, bu durumu Trump'ın kendi siyasi mirasını güçlendirme çabası olarak görüyor ve İsrail'in güvenliğinin bu süreçte göz ardı edildiğini savunuyorlar. Bu eleştiriler, Netanyahu'nun ABD ile olan özel ilişkisinin gücünü ve etkinliğini sorgulatıyor.

Binyamin Netanyahu için İran meselesi, siyasi kariyerinin temel taşlarından biri olmuştur. Kendisini İsrail'in en büyük savunucusu olarak konumlandıran Netanyahu, İran tehdidini sürekli olarak gündemde tutarak hem ulusal birliği sağlamış hem de kendi siyasi tabanını konsolide etmiştir. Ancak, ABD'nin İran ile müzakerelere başlaması ve İsrail'in bu sürecin dışında kalması, Netanyahu'nun bu imajına ciddi bir darbe vurma potansiyeli taşımaktadır. İç siyasette yolsuzluk iddiaları ve koalisyon kurma zorlukları gibi sorunlarla boğuşan Netanyahu, İran konusundaki bu "başarısızlığı" telafi etmekte zorlanabilir. Aşırı sağcıların baskısı, onu daha sert ve uzlaşmaz bir tutum sergilemeye itebilir, bu da bölgedeki gerilimi daha da artırma riski taşımaktadır.

Bölgesel Güç Dengesi ve Gelecek Senaryoları

ABD-İran arasında olası bir diplomatik yakınlaşma veya anlaşma, Ortadoğu'daki güç dengelerini kökten değiştirebilir. İsrail ve Körfez ülkeleri (özellikle Suudi Arabistan), İran'ın bölgesel etkisinin artmasından endişe duyarken, bu tür bir anlaşma, gerilimi azaltma ve bölgesel istikrarı sağlama potansiyeli taşıyabilir. Ancak, İsrail'in bu durumdan duyduğu rahatsızlık, Tel Aviv'i kendi güvenlik stratejilerini yeniden değerlendirmeye ve belki de ABD'den bağımsız hareket etme eğilimini artırmaya itebilir. Bu, bölgede yeni ittifakların veya çatışmaların tetikleyicisi olabilir.

Türkiye, Ortadoğu'nun önemli bir aktörü olarak, ABD-İran ilişkilerindeki bu gelişmeleri yakından takip etmektedir. Türkiye'nin İran ile hem ekonomik hem de bölgesel meselelerde karmaşık bir ilişkisi bulunmaktadır. Bir yandan enerji alanında işbirliği yaparken, diğer yandan Suriye gibi bölgelerdeki çıkar çatışmaları nedeniyle rekabet halindedir. ABD-İran arasında bir de-eskalasyon, bölgesel istikrar açısından olumlu karşılanabilir, ancak İran'ın artan etkisi Türkiye'nin de kendi bölgesel stratejilerini gözden geçirmesine neden olabilir. Avrupa ülkeleri ve İspanya gibi aktörler ise genellikle diplomatik çözümleri ve gerilimin azaltılmasını desteklemektedir. Onlar için, ABD'nin İran ile masaya oturması, bölgedeki istikrarsızlığı azaltma potansiyeli taşıyan olumlu bir gelişme olarak görülebilir, bu da İsrail'in itirazlarına rağmen diplomatik yolları tercih etme eğilimini güçlendirebilir.

Sonuç olarak, İsrail'deki aşırı sağcıların Netanyahu üzerindeki baskısı, sadece iç siyasi bir mesele olmaktan öte, Ortadoğu'nun karmaşık jeopolitik yapısını etkileyen önemli bir gelişmedir. ABD'nin İran politikasındaki olası değişimler, İsrail'in güvenlik algısını, bölgesel ittifaklarını ve dış politika stratejilerini derinden etkileyecek, Netanyahu'yu ise zorlu bir diplomatik ve siyasi denge oyununa zorlayacaktır. Bölgesel aktörler, bu yeni denklemi kendi çıkarları doğrultusunda yorumlayarak pozisyonlarını belirleyeceklerdir.

Etiketler:
#israil#iran#netanyahu#abd#politika
Paylaş:
Kaynak: Ara.cat