Son dönemde gündeme gelen Hantavirus salgını, COVID-19 pandemisinin altı yıl öncesinde ortaya çıkardığı gibi, zoonozların yani hayvanlardan insanlara bulaşabilen hastalıkların, halk sağlığı için günümüzün ve geleceğin en büyük tehditlerinden biri olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. İspanyol Ara.cat gazetesinin haberine göre, mevcut bulaşma artışları ile COVID-19 krizi arasında bazı paralellikler (özellikle virüsün hayvansal kökeni) bulunsa da, uzmanlar Hantavirus'un koronavirüsün neden olduğu büyüklükte bir felakete yol açma kapasitesine sahip olmadığını belirtiyor. Hantavirus'un çok daha az bulaşıcı olması, yayılma ihtimalini düşürse de, küresel hareketliliğin artması, aşırı iklim olaylarının yükselişi ve sıcaklıkların yükselmesi gibi faktörler, bu tür hastalıkların ortaya çıkışını giderek daha sık hale getireceği konusunda uyarılar yapılıyor.
Hantavirus, kemirgenler aracılığıyla insanlara bulaşan ve Hantavirus Pulmoner Sendromu (HPS) veya Hemorajik Ateş Renal Sendromu (HFRS) gibi ciddi hastalıklara yol açabilen bir RNA virüsüdür. Genellikle enfekte kemirgenlerin idrarı, dışkısı veya salyasıyla kirlenmiş toz partiküllerinin solunmasıyla bulaşır. İnsandan insana bulaşma nadir olmakla birlikte, salgınlar özellikle kırsal alanlarda veya kemirgen popülasyonlarının yoğun olduğu bölgelerde görülebilir. COVID-19'un aksine, Hantavirus'un hava yoluyla hızlı ve geniş çaplı yayılma potansiyeli düşüktür, bu da onu küresel bir pandemi riskinden ziyade bölgesel bir halk sağlığı sorunu haline getirmektedir.
Zoonotik hastalıkların artışında birçok karmaşık faktör rol oynamaktadır. İklim değişikliği, bu faktörlerin başında gelmektedir; artan sıcaklıklar ve değişen yağış rejimleri, sivrisinekler, keneler gibi hastalık taşıyıcı vektörlerin coğrafi yayılımını genişletmekte ve üreme döngülerini hızlandırmaktadır. Bu durum, daha önce belirli bölgelerde görülen sıtma, dang humması, Zika virüsü gibi hastalıkların yeni alanlara yayılmasına olanak tanımaktadır. Ayrıca, ormansızlaşma, kentleşme ve tarım alanlarının genişlemesi gibi insan faaliyetleri, vahşi hayvanların yaşam alanlarını daraltarak, insanlarla ve evcil hayvanlarla temaslarını artırmakta, bu da virüslerin türler arası geçiş yapma olasılığını yükseltmektedir.
Küresel hareketlilik ve ticaret de zoonozların yayılmasında kritik bir rol oynamaktadır. Günümüz dünyasında insanlar, hayvanlar ve ürünler, kıtalararası çok hızlı bir şekilde taşınabilmektedir. Bu durum, yeni virüslerin veya patojenlerin uzak coğrafyalara kısa sürede ulaşmasına ve yerel popülasyonlarda yeni salgınlara neden olmasına zemin hazırlamaktadır. Ticari hayvan çiftliklerindeki yoğunluk ve hijyen eksiklikleri de, virüslerin mutasyona uğraması ve insanlara bulaşma potansiyeli taşıması için uygun ortamlar yaratabilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre, bilinen bulaşıcı hastalıkların yaklaşık %75'i zoonotik kökenlidir ve bu oran giderek artmaktadır.
Zoonozların Tarihsel Mirası ve Tek Sağlık Yaklaşımı
Zoonotik hastalıklar, insanlık tarihi boyunca büyük pandemilere neden olarak toplumları derinden etkilemiştir. Orta Çağ'da Avrupa nüfusunun önemli bir kısmını yok eden Kara Veba (veba basili), 20. yüzyılın başlarında milyonlarca insanın ölümüne yol açan İspanyol Gribi (kuş gribi kökenli H1N1 virüsü) ve günümüzde hala küresel bir sağlık sorunu olan HIV (şempanzelerden insanlara geçtiği düşünülen bir virüs) gibi örnekler, zoonozların yıkıcı potansiyelini açıkça göstermektedir. Bu tarihsel deneyimler, insan, hayvan ve çevre sağlığının birbiriyle ayrılmaz bir bütün olduğunu vurgulayan "Tek Sağlık" (One Health) yaklaşımının benimsenmesini zorunlu kılmıştır. Bu yaklaşım, zoonozlarla mücadelede veteriner hekimler, tıp doktorları, ekologlar ve diğer bilim dallarından uzmanların işbirliği yapmasının önemini vurgulamaktadır.
Tek Sağlık yaklaşımı, sadece hastalık salgınlarına müdahale etmekle kalmayıp, aynı zamanda bunların önlenmesi için proaktif stratejiler geliştirmeyi hedefler. Bu stratejiler arasında, vahşi yaşamın izlenmesi, hayvan popülasyonlarındaki hastalıkların erken tespiti, gıda güvenliği standartlarının iyileştirilmesi, antibiyotik direncinin kontrol altına alınması ve iklim değişikliğiyle mücadele yer almaktadır. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü (OIE) gibi uluslararası kuruluşlar, bu çok disiplinli işbirliğini teşvik ederek küresel zoonotik tehditlere karşı daha dirençli sistemler oluşturmaya çalışmaktadır. Bu işbirliği, özellikle gelişmekte olan ülkelerde zoonoz risklerinin yüksek olduğu bölgelerde büyük önem taşımaktadır.
Geleceğe Yönelik Tehditler ve Türkiye Bağlantısı
Zoonotik hastalıkların gelecekteki yayılımını kontrol altına almak için küresel ölçekte kapsamlı önlemler alınması gerekmektedir. Erken teşhis ve gözetim sistemlerinin güçlendirilmesi, aşı ve tedavi yöntemlerinin geliştirilmesi, uluslararası işbirliğinin artırılması ve toplumun bilinçlendirilmesi bu mücadelenin temel taşlarıdır. İspanya gibi Akdeniz iklimine sahip ülkeler, küresel ısınmanın etkisiyle sivrisinek ve kene gibi vektörlerin yayılımı açısından risk altındadır. Bu durum, Batı Nil Virüsü veya Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) gibi hastalıkların görülme sıklığını artırabilir.
Türkiye de, coğrafi konumu ve iklim özelliklerinden dolayı zoonotik hastalıklar açısından önemli bir risk profiline sahiptir. Özellikle Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA), ülkemizde her yıl görülen ve keneler aracılığıyla bulaşan ciddi bir zoonotik hastalıktır. İklim değişikliğinin etkisiyle kene popülasyonlarının ve yayılım alanlarının değişmesi, KKKA riskini artırabilir. Ayrıca, kuş gribi ve kuduz gibi diğer zoonozlar da Türkiye'nin gündeminde yer almaktadır. Bu nedenle, Türkiye'nin de Tek Sağlık yaklaşımını benimseyerek, insan ve hayvan sağlığı kurumları arasında etkin işbirliğini sürdürmesi, vahşi yaşam izleme programlarını güçlendirmesi ve halkı bilinçlendirme çalışmalarına devam etmesi büyük önem taşımaktadır. Zoonozlar, sadece birer sağlık sorunu değil, aynı zamanda ekonomik ve sosyal istikrarı tehdit eden küresel güvenlik meseleleridir ve bu nedenle uluslararası toplumun ortak çabasıyla ele alınmaları elzemdir.



