Barselona (Katalonya) – Gençlerin kariyer tercihlerinde geleneksel beklentilerin dışına çıkma eğilimi, İspanya'da giderek daha fazla dikkat çekiyor. Bu değişimin çarpıcı örneklerinden biri de Sant Joan les Fonts'tan (Girona eyaleti) Joel Vilarrasa (1997). Lise eğitimini (batxillerat) tamamladıktan sonra, yaşıtları gibi o da bir üniversite diplomasının peşinden gitti. Girona Üniversitesi'nde endüstri mühendisliği okuyan Vilarrasa, mezuniyetinin ardından Olot'taki bir mühendislik ofisinde çalışmaya başladı. Ancak, ofis ortamının rutin ve masa başı işleri, onun beklentilerini karşılamadı ve daha fiziksel, el emeğine dayalı ve çeşitli bir iş arayışına itti.
Vilarrasa, mühendislik kariyerini bırakarak aile marangozluk işine katılma kararını bizzat kendisi verdi. Babasının her zaman "oku, sonra ne yapmak istediğine kendin karar verirsin" şeklindeki tavsiyesine rağmen, üniversite eğitiminin ardından farklı bir yola sapması, modern iş dünyasında gençlerin karşılaştığı ikilemleri gözler önüne seriyor. Vilarrasa, "Çok iyi bir çalışma ortamıydı ama daha fiziksel, daha manuel ve daha çeşitli bir işi özlüyordum" sözleriyle, beyaz yakalı işlerin getirdiği tatminsizliği dile getirdi. Bu karar, sadece kişisel bir tercih olmakla kalmayıp, aynı zamanda İspanya ve genel olarak Avrupa'da mesleki eğitimin ve zanaatkarlığın yeniden değer kazanmasına dair daha geniş bir toplumsal trendin de yansıması olarak görülüyor.
Geleneksel Kariyer Algısının Dönüşümü
İspanya'da, uzun yıllardır üniversite eğitimi, iyi bir kariyerin ve toplumsal statünün anahtarı olarak kabul edildi. Mesleki eğitim programları (cicles formatius veya FP - Formación Profesional), genellikle akademik başarıları daha düşük olan öğrenciler için ikinci bir seçenek olarak görüldü. Ancak Joel Vilarrasa'nın hikayesi, bu geleneksel algının nasıl değişmeye başladığını gösteriyor. Gençler, sadece diploma sahibi olmak yerine, yaptıkları işten tatmin olmayı, somut sonuçlar üretmeyi ve daha dengeli bir yaşam tarzına sahip olmayı önceliklendirmeye başladılar.
Bu eğilim, İspanya'daki genç işsizlik oranları ve üniversite mezunlarının kendi alanlarında iş bulma zorluklarıyla da yakından ilişkili. Eurostat verilerine göre, İspanya'da genç işsizlik oranları Avrupa ortalamasının üzerinde seyrederken, birçok üniversite mezunu ya düşük vasıflı işlerde çalışmakta ya da kendi alanlarının dışında iş aramaktadır. Bu durum, mesleki eğitimin ve zanaatkarlığın sunduğu somut becerilerin iş piyasasında ne kadar değerli olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Özellikle marangozluk, tesisatçılık, elektrikçilik gibi alanlarda kalifiye eleman eksikliği yaşanması, bu tür mesleklere yönelen gençlere önemli fırsatlar sunmaktadır.
Türkiye ve Dünya'daki Benzer Eğilimler
Joel Vilarrasa'nın deneyimi, sadece İspanya'ya özgü bir durum değil, küresel çapta gözlemlenen bir trendin parçasıdır. Türkiye'de de benzer bir tablo mevcuttur; üniversite mezunlarının sayısı artarken, birçok genç kendi mesleğini yapamamakta ve farklı alanlara yönelmektedir. Özellikle büyük şehirlerde, el emeği ve zanaatkarlığa olan ilgi, hem geleneksel mesleklerin yeniden canlanmasına hem de yeni nesil zanaatkarların ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır. Bu durum, "mavi yakalı" işlerin "beyaz yakalı" işlere kıyasla daha fazla kişisel tatmin ve bağımsızlık sunabileceği fikrini güçlendirmektedir.
Uzmanlar, bu değişimin işgücü piyasasının ihtiyaçları ve gençlerin değer yargılarındaki dönüşümle ilişkili olduğunu belirtiyor. Sosyologlar, özellikle pandemi sonrası dönemde, insanların iş-yaşam dengesi, esneklik ve yaptıkları işten anlam çıkarma arayışlarının arttığını vurguluyor. Ekonomistler ise, kalifiye zanaatkarların eksikliğinin, ekonomiler için önemli bir sorun teşkil ettiğini ve mesleki eğitimin teşvik edilmesi gerektiğini ifade ediyor. Joel Vilarrasa'nın hikayesi, gençlerin kariyer tercihlerinde artık sadece maaş ve statü gibi dışsal faktörlerden ziyade, kişisel tatmin ve yapılan işin anlamı gibi içsel motivasyonları da göz önünde bulundurduğunu açıkça gösteriyor.
Sonuç olarak, Joel Vilarrasa'nın mühendislik diplomasını bir kenara bırakıp marangozluk tezgahına geçme kararı, modern dünyanın kariyer yörüngeleri hakkında düşüncelerimizi yeniden şekillendiriyor. Bu durum, eğitim sistemlerinin ve toplumun, gençlere sadece akademik başarıya odaklanmak yerine, farklı yetenek ve ilgi alanlarına uygun çeşitli kariyer yolları sunmasının önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Zanaatkarlık ve mesleki beceriler, sadece ekonomik bir değer taşımakla kalmayıp, aynı zamanda bireysel tatmin ve toplumsal refah için de vazgeçilmez bir rol oynuyor.



