Geçtiğimiz Salı günü Washington D.C., ABD'nin en kritik iki dış politika cephesinin önde gelen figürlerini aynı çatı altında bir araya getiren önemli bir diplomatik kesişime sahne oldu. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Ukrayna Devlet Başkanı Volodımır Zelenski, Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham'ın cenaze törenine katılmak üzere başkentteydi. Her iki liderin de ABD'den askeri ve siyasi destek arayışı içinde olduğu bir dönemde gerçekleşen bu buluşma, devam eden iki büyük çatışmanın (Ukrayna-Rusya Savaşı ve İsrail-Hamas çatışması) uluslararası arenadaki ağırlığını bir kez daha gözler önüne serdi. Bu eşzamanlı ziyaretler, sadece bir anma töreninden öte, küresel jeopolitiğin karmaşık dinamiklerini yansıtan bir zirve niteliği taşıdı.
Hayatını kaybeden Senatör Lindsey Graham, ABD Kongresi'nde Ukrayna ve İsrail'e yönelik askeri ve mali yardımın en ateşli savunucularından biri olarak biliniyordu. Güney Carolina eyaletini temsil eden deneyimli siyasetçi, özellikle Rusya'nın Ukrayna'yı işgaline karşı Kiev'e verilen desteğin artırılması ve İsrail'in güvenliğinin sarsılmaz bir şekilde sağlanması gerektiğini vurgulayan güçlü bir sesti. Onun vefatı, bu iki ülkenin ABD'deki en önemli lobicilerinden birinin kaybı anlamına gelirken, cenaze töreni de uluslararası liderler için adeta bir diplomatik toplanma noktası haline geldi. Graham'ın mirası, Amerikan dış politikasının bu iki kilit bölgesine olan bağlılığının bir sembolü olarak kalmaya devam edecek.
Netanyahu ve Zelenski'nin Washington'daki programları, sadece cenaze töreniyle sınırlı kalmadı; her iki liderin de eski ABD Başkanı Donald Trump ile ayrı ayrı görüşme planları olduğu öğrenildi. Bu görüşmeler, özellikle ABD'de yaklaşan başkanlık seçimleri ve Trump'ın olası dönüşü göz önüne alındığında büyük bir önem taşıyor. Trump'ın "Önce Amerika" (America First) politikası ve dış yardımlara şüpheyle yaklaşan tutumu, hem Ukrayna hem de İsrail için gelecekteki ABD desteği konusunda belirsizlikler yaratıyor. Liderlerin, Trump'ın potansiyel ikinci döneminde ülkelerine yönelik desteği güvence altına alma çabası içinde oldukları aşikar.
Her iki liderin Washington'a gelişi, ülkelerinin içinde bulunduğu "sıkışmış" savaş koşullarının gölgesinde gerçekleşti. Ukrayna, Rusya'ya karşı sürdürdüğü savunmada Batı'dan gelen askeri ve mali yardıma hayati derecede bağımlı durumda ve cephede önemli bir ilerleme kaydedemediği bir dönemden geçiyor. İsrail ise Gazze Şeridi'ndeki askeri operasyonlarını sürdürürken, uluslararası toplumdan gelen yoğun eleştiriler ve insani krizle mücadele ediyor. Bu bağlamda, her iki liderin de ABD'den daha fazla destek ve uluslararası meşruiyet arayışı içinde olması, Washington ziyaretlerine ayrı bir ağırlık katıyor.
Lindsey Graham'ın Mirası ve ABD Dış Politikası
Lindsey Graham, ABD siyasetinde yaklaşık otuz yıldır aktif rol oynayan, Cumhuriyetçi Parti'nin önde gelen isimlerinden biriydi. Kongre'deki uzun kariyeri boyunca, özellikle Senato Silahlı Hizmetler Komitesi'ndeki çalışmalarıyla dış politika ve ulusal güvenlik konularında derin bir etki bıraktı. Graham, çoğu zaman şahin olarak nitelendirilen dış politika duruşuyla tanınıyordu; Rusya'ya karşı sert bir çizgi benimserken, İsrail'in Ortadoğu'daki en önemli müttefiklerden biri olduğu ve güvenliğinin koşulsuz desteklenmesi gerektiği görüşünü savunuyordu. Onun vefatı, ABD Kongresi'nde bu konulardaki tartışmaların seyrini etkileyebilecek önemli bir boşluk yarattı.
Ukrayna-Rusya Savaşı, üçüncü yılına girerken cephede ciddi bir çıkmaza girmiş durumda. Ukrayna'nın Batı'dan aldığı milyarlarca Euro'luk askeri yardıma rağmen, Rusya'nın toprak kazanımlarını geri almakta zorlanması, savaşın seyrine dair endişeleri artırıyor. Bu durum, Batılı müttefikler arasında yardım yorgunluğu ve savaşın geleceğine dair farklı stratejiler üzerine tartışmaları tetikliyor. Öte yandan, İsrail-Hamas çatışması da Gazze'de eşi benzeri görülmemiş bir insani krize yol açmış durumda. On binlerce sivilin hayatını kaybettiği, altyapının büyük ölçüde tahrip olduğu Gazze'de, uluslararası baskılar ve ateşkes çağrıları İsrail üzerindeki baskıyı artırıyor. ABD, bir yandan İsrail'e desteğini sürdürürken, diğer yandan insani yardımların ulaştırılması ve kalıcı bir barışın sağlanması için diplomatik çabalarını yoğunlaştırıyor.
Küresel Çatışmaların Gölgesinde Diplomatik Hamleler
Washington'daki bu diplomatik trafik, ABD'nin küresel liderlik rolünün ve uluslararası çatışmalardaki kilit pozisyonunun altını çiziyor. Netanyahu ve Zelenski'nin aynı anda başkentte bulunması, ABD'nin her iki bölgedeki stratejik çıkarlarının ne kadar iç içe geçtiğini ve bu çatışmaların Amerikan dış politikası için ne denli merkezi olduğunu gösteriyor. Liderlerin Donald Trump ile görüşme çabaları ise, olası bir Cumhuriyetçi başkanlık döneminde ABD'nin dış politika yönelimlerinin büyük ölçüde değişebileceği endişesini yansıtıyor. Bu görüşmeler, her iki ülkenin de gelecekteki Amerikan desteğini garanti altına alma ve kendi davalarını doğrudan potansiyel bir başkana sunma arayışının bir parçasıydı.
Bu gelişmelerin küresel çapta geniş yankıları olması kaçınılmazdır. Özellikle Avrupa Birliği (AB) ülkeleri, Ukrayna'ya verilen desteğin devamlılığı konusunda ABD'nin tutumunu yakından takip ederken, Ortadoğu'daki gelişmeler de bölgesel istikrarı doğrudan etkiliyor. Türkiye, hem Karadeniz'deki konumuyla Ukrayna savaşında arabuluculuk rolü üstlenmesi hem de İsrail-Filistin meselesinde uzun süredir devam eden hassas duruşuyla bu gelişmelerden dolaylı olarak etkilenmektedir. ABD'nin bu iki çatışmadaki politikaları, NATO içindeki dengeleri ve bölgesel güvenlik mimarisini de yeniden şekillendirme potansiyeli taşımaktadır. Washington'daki bu "tesadüfi" zirve, sadece bir cenaze töreni değil, aynı zamanda küresel güç dengelerinin ve uluslararası diplomasinin karmaşık bir aynası olarak tarihe geçti.


