Şubat 2022'de başlayan Rusya'nın Ukrayna'yı işgali, beşinci yılına girerken, çatışmanın beklenenden çok daha uzun ve yıkıcı bir hal aldığını gözler önüne seriyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in "üç gün içinde bitecek" öngörüsüyle başlayan ve ABD'nin eski başkanı Donald Trump'ın "24 saatte çözeceğim" vaadiyle hafızalara kazınan bu savaş, tüm tahminleri altüst ederek Avrupa'nın en büyük askeri çatışması olarak devam ediyor. Moskova'dan yükselen rahatsız edici düşünceler, hem Kremlin'in hesap hatalarını hem de uluslararası toplumun bu krizi yönetmedeki zorluklarını açıkça ortaya koyuyor.
Başlangıçta hızlı bir zafer hedefleyen Rusya, Ukrayna'nın direnişi ve Batı'nın kapsamlı desteği karşısında ciddi bir direnişle karşılaştı. Savaşın uzaması, sadece cephede değil, aynı zamanda diplomatik, ekonomik ve insani boyutlarda da derin yaralar açtı. Milyonlarca insan yerinden edildi, şehirler harabeye döndü ve binlerce asker ile sivil hayatını kaybetti. Bu durum, küresel güvenlik mimarisini kökten değiştirirken, uluslararası hukukun ve egemenlik prensiplerinin geleceği hakkında ciddi endişeler doğurdu.
Savaşın beşinci yılına girilmesi, çatışmanın donmuş bir hale gelme riskini artırıyor. Cephe hatlarındaki göreceli istikrar, ancak yoğun bombardımanlar ve siper savaşları pahasına sağlanabiliyor. Her iki taraf da önemli kayıplar verirken, uluslararası toplumun barış çabaları sonuçsuz kalmaya devam ediyor. Özellikle Rusya'da, savaşın ekonomik maliyeti ve insan kaybı, kamuoyunda giderek artan bir rahatsızlık yaratıyor; bu da Moskova'dan yükselen "rahatsız edici düşüncelerin" temelini oluşturuyor.
Savaşın Derinleşen Yaraları ve Küresel Etkileri
Ukrayna'daki savaş, sadece bir bölgesel çatışma olmaktan çıkarak, küresel bir etki alanı yarattı. Enerji piyasalarında yaşanan dalgalanmalar, gıda güvenliği krizleri ve tedarik zincirlerindeki aksaklıklar, dünyanın dört bir yanındaki tüketicileri ve ekonomileri olumsuz etkiledi. Özellikle Avrupa ülkeleri, Rusya'ya olan enerji bağımlılıklarını azaltma çabalarıyla büyük maliyetlere katlanmak zorunda kaldı. Bu durum, birçok ülkede enflasyonun yükselmesine ve yaşam maliyetlerinin artmasına neden oldu.
Savaşın insani boyutu ise tarifsiz acılara sahne oldu. Birleşmiş Milletler verilerine göre, milyonlarca Ukraynalı evlerini terk etmek zorunda kaldı; bunların bir kısmı Avrupa ülkelerine sığınırken, büyük bir kısmı da ülke içinde yer değiştirdi. Kadınlar, çocuklar ve yaşlılar bu göç dalgasının en savunmasız kesimlerini oluşturdu. Barselona (Barcelona) ve İspanya'nın diğer şehirleri de Ukraynalı mültecilere kapılarını açarak, bu insani dramın bir parçası haline geldi. İspanya, Ukrayna'ya hem insani yardım hem de askeri destek sağlayarak AB'nin ortak duruşuna katkıda bulundu.
Türkiye ise Karadeniz'e kıyısı olan bir ülke olarak savaşın etkilerini doğrudan hisseden ülkelerden biri oldu. Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin sağladığı dengeleyici rolüyle çatışmanın Karadeniz'deki yayılımını engellemeye çalışan Türkiye, aynı zamanda taraflar arasında arabuluculuk rolü üstlendi. Özellikle tahıl koridoru anlaşması, küresel gıda krizinin hafifletilmesinde kritik bir rol oynadı. Ancak Türkiye'nin enerji bağımlılığı ve Rusya ile olan ticari ilişkileri, dengeleyici bir dış politika izlemesini gerektirdi.
Gelecek Senaryoları ve Uluslararası Hukukun Sınavı
Savaşın beşinci yılına girilirken, gelecek senaryoları belirsizliğini koruyor. Bazı uzmanlar, çatışmanın "donmuş bir ihtilaf" haline gelerek uzun yıllar sürebileceğini öngörürken, diğerleri uluslararası aktörlerin artan baskısıyla bir barış anlaşmasına varılabileceğini umuyor. Ancak, Rusya'nın talepleri ile Ukrayna'nın toprak bütünlüğü ve egemenlik kırmızı çizgileri arasındaki derin uçurum, müzakerelerin önündeki en büyük engeli teşkil ediyor. Özellikle ABD'deki seçimler ve Donald Trump'ın olası dönüşü, Batı'nın Ukrayna'ya yönelik desteğinin geleceği hakkında soru işaretleri yaratıyor.
Bu savaş, uluslararası hukukun ve uluslararası kurumların etkinliğini de ciddi bir sınava tabi tuttu. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin daimi üyelerinden biri olan Rusya'nın saldırganlığı, uluslararası sistemdeki zayıflıkları gözler önüne serdi. Savaş suçları ve insanlığa karşı işlenen suç iddiaları, uluslararası ceza mahkemelerini de meşgul etmeye devam ediyor. Moskova'dan yükselen "rahatsız edici düşünceler," sadece savaşın maliyetiyle ilgili değil, aynı zamanda Rusya'nın uluslararası arenadaki itibarı ve gelecekteki rolü hakkında da derin bir iç muhasebeyi işaret ediyor.
Sonuç olarak, Ukrayna'daki savaşın beşinci yılına girişi, sadece bir çatışmanın kronolojik uzantısı değil, aynı zamanda küresel düzenin, insanlığın ve uluslararası hukukun karşı karşıya kaldığı derin bir sınavın da göstergesidir. Savaşın sona ermesi için diplomatik çabaların artırılması ve uluslararası dayanışmanın güçlendirilmesi hayati önem taşımaktadır. Ancak o zamana kadar, Ukrayna halkının acıları ve Moskova'dan yükselen rahatsız edici gerçekler, dünya gündemindeki yerini korumaya devam edecektir.



