Amerika Birleşik Devletleri'nde siyaset ve bilim dünyası arasındaki gerilim, eski Başkan Donald Trump'ın Ulusal Bilim Vakfı (National Science Foundation - NSF) bünyesindeki bağımsız danışma kurulunun yaklaşık yirmi üyesini görevden almasıyla yeni bir boyut kazandı. Geçtiğimiz Cuma günü, Başkanlık Personel Ofisi tarafından gönderilen e-postalarla tebliğ edilen bu ani kararın resmi bir gerekçesi sunulmazken, görevden alınan bilim insanları kararı "nedensiz" olarak nitelendirdi. Bu hamle, Trump yönetiminin akademik ve bilimsel çevrelere yönelik genel tutumunun bir devamı olarak değerlendiriliyor ve ülkenin bilimsel danışmanlık mekanizmalarının bağımsızlığına dair ciddi endişeleri beraberinde getiriyor.
Görevden alınan iki kurul üyesi tarafından kamuoyuna duyurulan bilgiye göre, "Başkan adına" gönderilen e-postalarda yalnızca "hizmetleri için teşekkür" ifadesi yer alırken, görevden almanın altında yatan herhangi bir sebep belirtilmedi. Bu durum, bilimsel liyakat ve bağımsızlığın siyasi müdahalelere açık hale gelmesi endişesini artırdı. Ulusal Bilim Vakfı, ABD'nin bilimsel ve teknik araştırmalarına, özellikle de temel bilimlere ayrılan kaynakların planlanmasında kilit rol oynayan, yaklaşık €8.5 milyar bütçeli kritik bir kurumdur.
NSF, fizik, kimya, biyoloji, bilgisayar bilimleri, mühendislik ve sosyal bilimler gibi geniş bir yelpazede çığır açan araştırmalara fon sağlayarak ülkenin bilimsel ve teknolojik ilerlemesinin temelini oluşturmaktadır. Bu danışma kurulu, NSF'in stratejik yönünü belirlemede, fonlama kararlarının şeffaflığını ve etkinliğini sağlamada ve bilimsel araştırmaların ulusal çıkarlarla uyumunu denetlemede hayati bir role sahiptir. Böylesine önemli bir kurulun üyelerinin aniden ve açıklamasız bir şekilde görevden alınması, kurumun bağımsızlığına ve dolayısıyla ABD'nin bilimsel üstünlüğüne potansiyel bir darbe olarak görülüyor.
Donald Trump'ın başkanlığı döneminde bilimsel danışmanlık mekanizmalarına yönelik benzer müdahaleler ve bilimsel verilere karşı şüpheci yaklaşımlar sıkça gündeme gelmişti. Özellikle iklim değişikliği, çevre politikaları ve COVID-19 salgını gibi konularda bilimsel konsensüse aykırı duruşlar sergilenmiş, federal kurumlardaki birçok bilimsel pozisyon boş bırakılmış veya atamalar siyasi sadakat temelinde yapıldığı iddialarıyla eleştirilmişti. Bu son hamle de, bilimsel bilgiye dayalı politika yapımının zayıflatılmasına yönelik daha geniş bir stratejinin parçası olarak yorumlanıyor.
Bilim ve Siyaset Arasındaki Gerilimin Tarihsel Bağlamı
Amerika Birleşik Devletleri'nde bilimsel danışmanlık mekanizmaları, özellikle II. Dünya Savaşı sonrası dönemde, ülkenin bilimsel ve teknolojik liderliğini pekiştirmek amacıyla büyük önem kazanmıştır. Bu kurumlar, genellikle siyasi müdahalelerden bağımsız hareket ederek, en güncel bilimsel verilerle politika yapıcılara rehberlik etmeyi amaçlar. Ulusal Bilim Vakfı gibi kuruluşlar, uzun vadeli ve riskli temel araştırmaları destekleyerek, özel sektörün kısa vadeli kâr odaklı yaklaşımlarının ötesine geçen yeniliklerin önünü açar. Bu bağımsız yapı, bilimsel bilginin tarafsızlığını ve güvenilirliğini korumak için elzem kabul edilir.
Geçmişte birçok ABD başkanı, bilimsel danışma kurullarına büyük önem vermiş, hatta kendi bilim danışmanlarını Beyaz Saray'da üst düzey pozisyonlara atamıştır. Bu, bilimsel uzmanlığın ulusal güvenlikten ekonomiye, sağlıktan çevreye kadar geniş bir yelpazedeki politika kararlarında merkezi bir rol oynaması gerektiği inancına dayanır. Ancak son yıllarda, özellikle popülist siyasetin yükselişiyle birlikte, bilimsel konsensüse dayalı gerçeklerin sorgulanması ve uzman görüşlerinin değersizleştirilmesi eğilimi küresel çapta gözlemlenmektedir. Bu durum, bilimsel kurumların bağımsızlığına yönelik tehditleri artırmaktadır.
Türkiye'de de bilim ve siyaset ilişkisi benzer tartışmalara sahne olabilmektedir. TÜBİTAK (Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu) gibi kurumlar, ülkenin bilimsel ve teknolojik gelişiminde merkezi bir rol oynamakta; ancak zaman zaman bilimsel atamaların ve fonlama kararlarının siyasi etkiler altında kaldığına dair eleştiriler dile getirilmektedir. Bu durum, bilimsel liyakat ve bağımsızlık ilkesinin korunmasının, her ülkenin uzun vadeli kalkınması ve toplumsal refahı için ne denli önemli olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır.
Bilimsel Bağımsızlığa Yönelik Endişeler ve Gelecek Etkileri
Ulusal Bilim Vakfı danışma kurulu üyelerinin görevden alınması, ABD'nin bilimsel araştırma özgürlüğü ve bilim insanlarının morali üzerinde olumsuz etkiler yaratma potansiyeli taşımaktadır. Bilim topluluğu, bu tür hamlelerin, bilimsel liyakatin siyasi çıkarlara feda edilmesi anlamına geldiğini ve bilim insanlarının bağımsız çalışmalarını sürdürme motivasyonunu zedeleyebileceğini belirtmektedir. Uzmanlar, bilimsel tavsiyelerin siyasi tercihlere göre şekillendirilmesinin, kamu politikalarının etkinliğini azaltabileceği ve uzun vadede ülkenin bilimsel ve teknolojik rekabet gücüne zarar verebileceği konusunda uyarıyor.
Bu olay, özellikle gelecek ABD başkanlık seçimleri öncesinde, bilim ve siyaset arasındaki ilişkinin nasıl bir yön alacağına dair önemli bir gösterge olarak da okunabilir. Yeni bir yönetimin işbaşına gelmesi durumunda, bilimsel danışma mekanizmalarının bağımsızlığının yeniden tesis edilmesi ve bilimsel uzmanlığın politika yapım süreçlerine daha güçlü bir şekilde entegre edilmesi yönünde adımlar atılması beklenmektedir. Ancak Trump döneminde yaşanan bu tür müdahaleler, bilimsel kurumların kırılganlığını ve siyasi iradenin bilimsel sürece olan etkisini bir kez daha gözler önüne sermiştir. Bilimsel bağımsızlığın korunması, yalnızca bilim insanlarının değil, tüm toplumun ortak çıkarı olduğu aşikardır.

