🇪🇸 Barselona, İspanya'dan Türkçe Haberler
Gündem

Trump'ın İran Çıkmazı: Netanyahu ve Ayetullahlar Karşısında Zorlu Denge

10 Haziran 2026, Çarşamba
3 dk okuma
Kaynak: Ara.cat
Trump'ın İran Çıkmazı: Netanyahu ve Ayetullahlar Karşısında Zorlu Denge

Eski ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a yönelik politikaları, özellikle de 28 Şubat'ta İsrail ile birlikte bir "savaş başlatma" kararı olarak nitelendirilen adımları, kendisi için gerçek bir tuzağa dönüşmüştü. Yüz günden fazla bir süre geçmesine rağmen bu durumdan bir çıkış yolu bulamayan Trump yönetimi, beklentilerin aksine hızlı bir askeri başarı elde edememiş, aksine Ayetullahlar rejiminin çok daha çetin bir rakip olduğunu ve aldığı darbelere rağmen kendini yenileyebilme kapasitesine sahip olduğunu görmüştü. Bu durum, Venezuela'da Nicolás Maduro'ya yönelik başarısız girişimlerle karşılaştırıldığında, Orta Doğu'daki dinamiklerin ne kadar farklı ve karmaşık olduğunu gözler önüne sermişti.

Trump yönetiminin İran'a karşı uyguladığı "azami baskı" politikası, 2018 yılında İran nükleer anlaşmasından (JCPOA) tek taraflı çekilmesiyle başlamış ve ekonomik yaptırımların artırılmasıyla devam etmişti. Bu politikanın temel amacı, İran'ı nükleer programından vazgeçmeye ve bölgesel nüfuzunu azaltmaya zorlamaktı. Ancak, Tahran yönetimi bu baskılara boyun eğmek yerine, uranyum zenginleştirme faaliyetlerini artırma ve bölgesel müttefikleri aracılığıyla misilleme yapma yolunu seçmişti. Özellikle General Kasım Süleymani'nin Ocak 2020'de ABD tarafından öldürülmesinin ardından İran'ın Irak'taki ABD üslerine füze saldırıları düzenlemesi, gerilimi tehlikeli bir noktaya taşımış ve Washington'ın İran'a karşı askeri bir zafer elde etme umutlarını zayıflatmıştı.

İran'ın Direnişi ve Bölgesel Dinamikler

İran'ın, ABD'nin ve müttefiklerinin baskılarına karşı gösterdiği direnç, ülkenin bölgesel stratejisinin ve iç dinamiklerinin bir yansımasıydı. İran, yıllardır süregelen yaptırımlara rağmen ekonomisini ayakta tutmayı ve askeri kapasitesini geliştirmeyi başarmıştı. Özellikle Hürmüz Boğazı'ndaki stratejik konumu ve bölgedeki vekil güçleri (Hizbullah, Haşdi Şabi gibi) aracılığıyla bölgedeki nüfuzunu koruması, ABD'nin doğrudan bir askeri müdahale riskini artırmadan İran'ı dizginlemesini zorlaştırmıştı. Ayetullahlar rejimi, iç siyasi istikrarsızlık ve halk protestolarına rağmen dışarıdan gelen tehditlere karşı ulusal birliği pekiştirme yeteneğini de sergilemişti. Bu durum, Trump'ın "hızlı ve başarılı" bir çözüm beklentisinin gerçekçilikten uzak olduğunu kanıtlamıştı.

Bu süreçte, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun rolü de dikkat çekiciydi. Netanyahu, uzun yıllardır İran'ı İsrail'in varlığına yönelik en büyük tehdit olarak görmüş ve ABD'yi İran'a karşı çok daha sert bir tutum sergilemeye teşvik etmişti. Trump'ın nükleer anlaşmadan çekilmesinde Netanyahu'nun önemli bir etkisi olduğu düşünülüyordu. Ancak, İsrail'in İran'a yönelik kendi bağımsız operasyonları (Suriye'deki hedeflere saldırılar, İran'daki nükleer tesis sabotajları gibi) bazen ABD'nin diplomatik çabalarını karmaşıklaştırmış ve Washington'ı zor durumda bırakmıştı. Bu durum, Trump'ın hem İran'dan hem de müttefiki Netanyahu'dan gelen baskılar arasında sıkışıp kaldığı, hatta bazı durumlarda Netanyahu'nun kendi ajandasını takip etmesinin Trump'ın stratejisini gölgede bıraktığı yorumlarına yol açmıştı. Kaynak haberdeki "Netanyahu tarafından aşağılanma" ifadesi, muhtemelen bu karmaşık ilişki ve İsrail'in bazen ABD'nin kontrolü dışında hareket etme kapasitesine bir göndermeydi.

Küresel Etkiler ve Türkiye Bağlantısı

Trump'ın İran politikası, sadece Orta Doğu'yu değil, küresel enerji piyasalarını ve uluslararası ilişkileri de derinden etkilemişti. Artan gerilimler, petrol fiyatlarında dalgalanmalara neden olmuş ve uluslararası ticareti olumsuz etkilemişti. Bu dönemde Türkiye, hem ABD hem de İran ile karmaşık ilişkilere sahip bir ülke olarak, bölgedeki gerilimin azaltılması konusunda diplomatik bir rol oynamaya çalışmıştı. Türkiye, İran ile komşu olması ve enerji bağımlılığı nedeniyle, yaptırımların etkilerinden de nasibini almıştı. Ankara, bir yandan ABD'nin yaptırım politikalarına uymaya çalışırken, diğer yandan İran ile ticari ilişkilerini sürdürmenin yollarını aramıştı. Bu denge arayışı, Türkiye'nin kendi bölgesel güvenlik ve ekonomik çıkarlarını koruma çabasının bir parçasıydı.

Sonuç olarak, Donald Trump'ın İran'a yönelik politikası, beklenen hızlı başarıyı getirmek bir yana, kendisi için uluslararası arenada bir çıkmaz yaratmıştı. İran'ın direnci, bölgesel dinamiklerin karmaşıklığı ve İsrail gibi müttefiklerin kendi ajandaları, ABD'nin Orta Doğu'daki gücünün sınırlılıklarını bir kez daha ortaya koymuştu. Bu dönem, dış politikada tek taraflı ve agresif yaklaşımların her zaman istenen sonuçları vermediğini, aksine öngörülemeyen ve uzun süreli krizlere yol açabileceğini gösteren önemli bir ders niteliğindeydi. İran'ın nükleer programı ve bölgesel nüfuzu konusundaki tartışmalar, günümüzde de uluslararası gündemin önemli maddelerinden biri olmaya devam etmektedir.

Etiketler:
#trump#iran#abd#orta-dogu#politika
Paylaş:
Kaynak: Ara.cat