Afganistan'da Taliban'ın iktidara gelişinin beşinci yıl dönümü yaklaşırken, başkent Kâbil'deki yaşamın her köşesinde, rejimin demir yumruğuyla kurduğu "yeni düzenin" izleri belirginleşiyor. Uluslararası gözlemciler ve ülkeye seyahat edenler, Taliban'ın 15 Ağustos 2021'de yönetimi ele geçirmesinden bu yana yaşanan köklü değişimleri yakından deneyimliyor. Özellikle Kâbil Uluslararası Havalimanı, bu dönüşümün en çarpıcı sembollerinden biri haline gelmiş durumda; bir zamanlar kaotik ve düzensiz olan havalimanı, artık şaşırtıcı bir "verimlilik" ve "düzen" ile işliyor gibi görünse de, bu durumun ardında yatan gerçekler çok daha karmaşık ve endişe verici.
Eskiden Kâbil Havalimanı'na varış, pasaport kontrolünde uzun kuyruklar, bagaj taramasında itiş kakışlar ve bavul arabalarını kapıp para isteyen "gönüllüler" yüzünden yorucu bir deneyimdi. Ancak son ziyaretlerde durumun değiştiği gözlemleniyor: Pasaport kontrolünde erkekler ve kadınlar için ayrı kuyruklar oluşturulmuş, görevliler son derece hızlı ve düzenli çalışıyor. Bagajlar sorunsuz bir şekilde taranıyor ve bavul arabaları artık ücretsiz ve bol miktarda bulunuyor. Bu yüzeysel "düzen" ve "verimlilik", Taliban'ın ülkenin her alanında dayattığı katı kontrol mekanizmasının bir yansıması olarak yorumlanıyor.
Bu gözlemler, Taliban'ın sadece havalimanında değil, ülkenin genelinde uygulamaya koyduğu şeriat kurallarının ve toplumsal cinsiyet ayrımcılığının bir uzantısıdır. Kadın ve erkeklerin ayrı alanlarda bulunması zorunluluğu, kamusal yaşamın her köşesine sinmiş durumda. Havalimanındaki bu ayrımcılık, aslında kadınların eğitimden çalışma hayatına, sosyal aktivitelerden seyahat özgürlüğüne kadar birçok alanda karşılaştığı kısıtlamaların küçük bir örneği niteliğinde. Bu yeni düzen, bir yandan günlük operasyonlarda "akıcılık" sağlarken, diğer yandan özgürlükler ve bireysel haklar pahasına elde edilmiş bir kontrolü temsil ediyor.
Taliban'ın bu "düzenli" görünümünün altında, uluslararası toplumun ve Afgan halkının büyük bir kısmının derin endişeleri yatıyor. Havalimanındaki nispi sakinlik, dış dünyaya gösterilen bir vitrin olabilirken, ülkenin iç kesimlerinde insan hakları ihlalleri, ekonomik sıkıntılar ve insani kriz devam ediyor. Rejim, özellikle kadın ve kız çocuklarına yönelik baskıcı politikalarıyla uluslararası alanda yoğun eleştirilere maruz kalıyor ve bu durum, Afganistan'ın küresel izolasyonunu derinleştiriyor.
Taliban'ın İkinci Dönemi: Vaatlerden Gerçeğe
Taliban, 15 Ağustos 2021'de Kâbil'i ele geçirdiğinde, uluslararası topluma daha ılımlı bir imaj çizmeye çalıştı. Kadın haklarına saygı duyulacağı, kapsayıcı bir hükümet kurulacağı ve eski rejimle işbirliği yapanların affedileceği gibi vaatlerde bulundular. Ancak bu vaatler kısa sürede yerini sert uygulamalara bıraktı. Kadınların üniversiteye gitmesi yasaklandı, çoğu işten çıkarıldı ve kamusal alanda çarşaf giyme zorunluluğu getirildi. Kız çocuklarının ortaokul ve lise eğitimi askıya alındı, bu da milyonlarca kız çocuğunun geleceğini kararttı. Bu politikalar, Taliban'ın vaatlerinin aksine, ülkeyi 1990'lardaki ilk yönetim dönemine benzer bir karanlığa sürükledi.
Ülkenin ekonomik durumu da Taliban yönetimi altında dramatik bir şekilde kötüleşti. Uluslararası yardımların kesilmesi, bankacılık sisteminin çökmesi ve yabancı varlıkların dondurulması, Afganistan'ı derin bir insani krize sürükledi. Birleşmiş Milletler'e göre, ülke nüfusunun yarısından fazlası gıda güvensizliği yaşıyor ve acil insani yardıma muhtaç durumda. İşsizlik rekor seviyelere ulaşırken, birçok Afgan ailesi hayatta kalmak için çocuklarını satmak veya dilenmek zorunda kalıyor. Bu durum, Taliban'ın "düzen" iddiasının, halkın yaşam kalitesini iyileştirmekten ziyade kontrolü pekiştirmeye odaklandığını gösteriyor.
Küresel Yankılar ve Türkiye Bağlantısı
Taliban'ın iktidara gelişi, uluslararası alanda geniş yankı uyandırdı. Birçok ülke Afganistan'daki diplomatik temsilciliklerini kapattı ve Taliban hükümetini resmen tanımayı reddetti. İspanya ve Barselona gibi şehirler, Afganistan'dan kaçan mültecilere kapılarını açarak insani sorumluluklarını yerine getirmeye çalıştı. İspanyol gazetecilerin Kâbil'den yaptığı gözlemler, Batı dünyasının Afganistan'daki rejimin gerçek yüzünü anlamasına yardımcı oluyor. Bu gözlemler, uluslararası toplumun Afganistan'daki insan hakları ihlallerine ve insani duruma daha fazla dikkat çekmesi gerektiğini vurguluyor.
Türkiye ise Afganistan'daki gelişmelerle yakından ilgilenen ülkelerden biri oldu. Kâbil Havalimanı'nın işletilmesi konusunda Taliban ile görüşmeler yürütüldü, ancak sonuç alınamadı. Türkiye, Afganistan'a insani yardımlar sağlamaya devam ederken, artan Afgan mülteci akınıyla da mücadele etmek zorunda kaldı. Afganistan'daki istikrarsızlık ve insani kriz, Türkiye'nin sınır güvenliği ve göç politikaları üzerinde ciddi bir baskı oluşturdu. Uzmanlar, Taliban'ın uyguladığı politikaların sadece Afganistan içinde değil, bölgesel ve küresel ölçekte de istikrarsızlık yaratmaya devam edeceği konusunda uyarıyor. Bu durum, Türkiye'nin hem diplomatik hem de insani açıdan daha aktif bir rol üstlenmesini gerektirebilir.
Sonuç: Korku ve Düzen Arasında Bir Ülke
Taliban rejiminin beşinci yılına girerken, Kâbil Havalimanı'ndaki bu "düzen" ve "verimlilik" tablosu, Afganistan'ın karşı karşıya olduğu paradoksu çarpıcı bir şekilde özetliyor. Gözle görülür bir düzenin arkasında, insan hakları ihlalleri, ekonomik yıkım ve özellikle kadınlar ile azınlıklar üzerindeki derinleşen korku ve baskı yatıyor. Taliban, uluslararası tanınma ve meşruiyet kazanma çabalarına rağmen, katı ideolojisinden taviz vermemeye devam ediyor. Afganistan, dış dünyaya kapalı, kendi kurallarına göre işleyen ve halkının büyük bir kısmının temel haklarından mahrum bırakıldığı bir ülke olarak varlığını sürdürüyor. Bu durum, uluslararası toplumun Afganistan'a yönelik stratejilerini yeniden gözden geçirmesi ve insani krizi hafifletmek ile insan haklarını savunmak arasında hassas bir denge kurması gerektiğini gösteriyor.


