Afganistan'ın başkenti Kabil'de yaşanan ürkütücü bir olay, Taliban yönetiminin günlük hayat üzerindeki baskısının ve Batılı değerlere karşı duruşunun çarpıcı bir örneğini gözler önüne serdi. Geçtiğimiz Sevgililer Günü'nde, bir Taliban militanının bir kişiye "Seni hemen buraya gömerim" tehdidinde bulunması, ülkedeki özgürlüklerin ne denli kısıtlandığını ve Batılı kutlamaların nasıl hedef alındığını bir kez daha gösterdi. 14 Şubat'ın üzerinden iki hafta geçmesine rağmen, bu tehdidin yarattığı korku ve endişe, birçok Afgan vatandaşının zihninde tazeliğini koruyor.
Olay, Sevgililer Günü'nün Batı kültürüne ait bir kutlama olarak algılanması ve Taliban'ın katı şeriat yorumuyla çatışması nedeniyle yaşandı. Kırmızı renk ve aşk sembollerinin bu özel günde hedef alınması, Taliban'ın sadece siyasi değil, aynı zamanda kültürel ve sosyal yaşamın her alanına müdahale etme arzusunu ortaya koyuyor. Özellikle gençler ve kadınlar için bu tür kutlamalar, kısıtlı özgürlük alanlarında küçük bir kaçış yolu olarak görülürken, Taliban'ın bu tür sembollere karşı gösterdiği sert tepki, toplumda derin bir hayal kırıklığı ve korku yaratıyor.
Kabil sokaklarında Sevgililer Günü'nde yaşanan bu tehdit, Taliban'ın iktidara geldiği Ağustos 2021'den bu yana uyguladığı baskıcı politikaların bir yansımasıdır. O tarihten bu yana Afganistan'da müzik, film, televizyon dizileri gibi eğlence unsurlarının yanı sıra, kadınların eğitim ve çalışma hakları da dahil olmak üzere birçok temel özgürlük kısıtlandı. Sevgililer Günü gibi Batı kökenli olduğuna inanılan kutlamalar, Taliban'ın "İslami değerlere aykırı" gördüğü unsurlar arasında yer alıyor ve bu tür etkinlikleri düzenleyenler veya kutlayanlar ağır yaptırımlarla karşı karşıya kalabiliyor.
Kabil'de Aşkın ve Kırmızının Yasaklanması: Taliban'ın Şeriat Yorumu
Taliban'ın Sevgililer Günü'ne yönelik bu sert tutumu, örgütün şeriatı kendi radikal yorumuyla uygulama çabasının bir parçasıdır. Geleneksel olarak İslam dünyasında Sevgililer Günü'nün kutlanması konusunda farklı görüşler bulunsa da, Taliban bu günü tamamen reddetmekte ve Batı'nın kültürel emperyalizminin bir aracı olarak görmektedir. Kırmızı rengin aşk ve romantizmle ilişkilendirilmesi de, örgütün katı ahlak anlayışına ters düşmektedir. Bu durum, Afganistan'da yaşayan insanların sadece siyasi değil, aynı zamanda duygusal ve kişisel ifade özgürlüklerinin de kısıtlandığı anlamına gelmektedir.
Bu tür yasaklar, Afgan toplumunun özellikle genç kesimleri üzerinde yıkıcı bir etki yaratmaktadır. Birleşmiş Milletler raporlarına göre, Taliban'ın iktidara gelmesinden bu yana gençlerin ruh sağlığında ciddi bozulmalar yaşanmış, umutsuzluk ve depresyon oranları artmıştır. Sevgililer Günü gibi basit bir kutlamanın bile tehditlere yol açması, Afganistan'ın uluslararası toplumdan izole edilmişliğini ve insan hakları ihlallerinin yaygınlığını bir kez daha gözler önüne sermektedir. Bu durum, Afganistan'ın modern dünyayla olan bağlarının kopmasına ve ülkenin daha da içine kapanmasına neden olmaktadır.
Afganistan'da Gündelik Yaşam Üzerindeki Baskı ve Uluslararası Tepkiler
Taliban'ın bu tür yasakları, sadece Sevgililer Günü ile sınırlı kalmayıp, Afganistan'daki gündelik yaşamın her alanına nüfuz etmiştir. Kadınların kamusal alanlardaki varlığı, giyim kuralları, eğitim ve çalışma hakları üzerindeki kısıtlamalar, ülkenin insani ve ekonomik krizini derinleştirmektedir. Bu durum, Afganistan'ın uluslararası toplumdaki yerini de sorgulatmakta, birçok ülke Taliban yönetimini tanımaktan ve onlarla iş birliği yapmaktan kaçınmaktadır. Türkiye ve İspanya gibi ülkeler, Afganistan'daki insan hakları durumunu yakından takip etmekte ve insani yardımlarla desteklemeye çalışmaktadır, ancak bu tür kültürel yasaklara karşı diplomatik yollarla baskı yapmaya devam etmektedir.
Uzmanlar, Taliban'ın bu tür katı uygulamalarının, kendi iktidarını pekiştirme ve muhalif sesleri susturma amacı taşıdığını belirtiyor. Batılı kutlamalara ve sembollere karşı yürütülen bu "haçlı seferi", aslında örgütün ideolojik kimliğini güçlendirme ve halkı kendi dünya görüşüne göre şekillendirme çabasının bir parçasıdır. Ancak bu durum, Afganistan'ın geleceği için büyük bir belirsizlik yaratmakta, ülkeyi modern dünyadan uzaklaştırmakta ve genç nesillerin umutlarını tüketmektedir. Uluslararası toplumun, Afganistan'daki insan hakları ihlallerine karşı daha güçlü ve koordineli bir duruş sergilemesi, ülkenin geleceği açısından hayati önem taşımaktadır.



