İspanya'nın Balear Adaları'nda, özellikle de turizmin gözde noktası İbiza'da, çevre koruma ve kentleşme politikaları arasındaki gerilim, tartışmalı bir kentsel af yasasıyla yeniden gündeme geldi. Sant Josep de sa Talaia Belediyesi'nde yürütülen bir süreç, yasaklı ve koruma altındaki kırsal arazilerde inşa edilmiş dört lüks villa (chalet) ve üç havuzun yasallaştırılmasına yönelik başvuruların kamuoyuna açılmasıyla büyük tepki çekti. Bu adım, bölgenin derinleşen su kriziyle boğuştuğu bir dönemde, yasa dışı yapılaşmayı meşrulaştıran bir emsal teşkil etmesi endişesiyle çevrecilerin ve kamuoyunun sert eleştirilerine yol açtı.
Söz konusu yasal düzenleme, Balear Hükümeti tarafından iki yıl önce "acil durum" gerekçesiyle çıkarılan ve kırsal alanlardaki eski, yasa dışı yapıların belirli koşullar altında yasal hale getirilmesine olanak tanıyan bir kararnameye dayanıyor. Ancak Sant Josep'teki bu son vaka, yasanın kapsamının ve etkilerinin ne kadar geniş olabileceğini gözler önüne serdi. Koruma altındaki kırsal arazilerde, yani normalde hiçbir yapılaşmaya izin verilmeyen bölgelerde, üstelik su kıtlığının had safhada olduğu bir dönemde havuzlu lüks konutların yasallaşması, çevresel sürdürülebilirlik ilkeleriyle çelişen bir durum olarak değerlendiriliyor.
Belediye yetkilileri, yasal süreçlerin şeffaf bir şekilde yürütüldüğünü ve kararnamenin öngördüğü şartların yerine getirildiğini belirtse de, bu durum bölgedeki çevreciler ve muhalif partiler tarafından "çevreye ihanet" ve "yasa dışılığı teşvik" olarak yorumlanıyor. İbiza'nın doğal güzellikleri ve ekolojik dengesi, yıllardır kontrolsüz turizm ve yapılaşma baskısı altında. Bu tür affetme mekanizmalarının, adanın kırılgan ekosistemini daha da yıpratmasından ve gelecekteki yasa dışı yapılaşmalara zemin hazırlamasından endişe ediliyor.
Balear Adaları'ndaki Kentsel Af Yasasının Arka Planı ve Çevresel Etkileri
Balear Adaları'nda tartışmalara neden olan bu kentsel af mekanizması, aslında Balear Hükümeti'nin 2022 yılında yürürlüğe koyduğu Decreto Ley 3/2022 (11 Mart tarihli, Balear Adaları Turizminin Sürdürülebilirliği ve Döngüselliği İçin Acil Tedbirler Kararnamesi) ile hayat buldu. Bu kararname, esasen turizm sektöründe sürdürülebilirliği ve döngüsel ekonomiyi teşvik etmeyi amaçlasa da, içerisine kırsal alandaki eski ve yasa dışı yapıların belirli koşullar altında (genellikle 1990 öncesi veya ilgili imar yasasının yürürlüğe girmesinden önceki yapılar için) yasal hale getirilmesine yönelik maddeler de eklenmişti. Hükümet, bu düzenlemenin amacının, yıllardır süregelen yasal belirsizliği gidermek ve bu yapılardan vergi geliri elde etmek olduğunu savunuyordu.
Ancak çevreci gruplar ve muhalefet, kararnamenin bu maddelerini başından beri eleştirmekteydi. Onlara göre, bu tür "kentsel aflar" (amnistía urbanística), yasa dışı yapılaşmayı meşrulaştırarak, çevre koruma yasalarını zayıflatmakta ve gelecekteki yasa dışı inşaatlara davetiye çıkarmaktadır. Özellikle İbiza gibi, yüksek turizm talebi ve sınırlı doğal kaynaklarla mücadele eden bir adada, koruma altındaki kırsal arazilerin (sòl rústic protegit) bu şekilde yapılaşmaya açılması, geri dönülemez çevresel zararlara yol açabilir. Bu araziler, genellikle adanın biyolojik çeşitliliği, su kaynakları ve peyzaj bütünlüğü açısından kritik öneme sahiptir.
İspanya genelinde, özellikle Akdeniz kıyılarında ve adalarında, kırsal alanda yasa dışı yapılaşma uzun süredir devam eden bir sorun. Bu durum, genellikle yüksek arazi fiyatları, turizm talebi ve bazen de yerel yönetimlerin denetim zafiyetleriyle besleniyor. Balear Adaları'ndaki su krizi ise, bu tartışmayı daha da alevlendiriyor. İspanya, son yıllarda ciddi kuraklıklarla mücadele ediyor; Katalonya (Catalunya) ve Endülüs (Andalucía) gibi bölgeler su kısıtlamaları uygulamak zorunda kalıyor. İbiza gibi bir adada, içme suyu kaynakları sınırlı iken, havuzlu lüks villaların yasallaştırılması, kamuoyu vicdanını derinden yaralıyor ve su kaynaklarının adil kullanımı konusunda ciddi soruları beraberinde getiriyor.
Türkiye Bağlantısı ve Geleceğe Yönelik Etkiler
Balear Adaları'ndaki bu "kentsel af" uygulaması, Türkiye'deki "imar affı" (imar barışı) deneyimleriyle benzerlikler taşımaktadır. Türkiye'de de geçmişte, özellikle 2018 yılında çıkarılan İmar Barışı Yasası gibi düzenlemelerle, yasa dışı veya ruhsatsız yapılar belirli bir ücret karşılığında yasal hale getirilmişti. Bu tür aflar, genellikle toplumsal bir sorunu çözme, devletin vergi gelirlerini artırma ve vatandaşın mülkiyet sorunlarını giderme amacı taşısa da, Türkiye'de de benzer şekilde çevre tahribatı, kent estetiğinin bozulması ve yeni yasa dışı yapılaşmalara teşvik gibi eleştirilere maruz kalmıştı. Her iki ülkedeki uygulamalar da, yasa dışı yapılaşma sorununu kökten çözmek yerine, geçici çözümler sunarak uzun vadede daha büyük sorunlara yol açabileceği endişesini doğuruyor.
Sant Josep de sa Talaia'daki bu vakaların yasallaşması, kısa vadede belediyeye belirli bir gelir sağlasa da, uzun vadede adanın çevresel sürdürülebilirliği ve planlı kentleşme ilkeleri üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir. Bu tür kararlar, yasa dışı yapılaşmanın "kurtulabilir" olduğu algısını güçlendirerek, gelecekteki yasa dışı inşaatlara zemin hazırlayabilir. Ayrıca, koruma altındaki alanların tahrip edilmesi, adanın doğal güzelliklerini ve ekoturizm potansiyelini azaltarak, uzun vadede ekonomik kayıplara da yol açabilir. Bu durum, yerel yönetimlerin ekonomik çıkarlar ile çevresel koruma arasında denge kurma zorluğunu bir kez daha gözler önüne sermektedir. İbiza'nın geleceği için, daha şeffaf, sürdürülebilir ve çevreyi merkeze alan kentleşme politikalarına ihtiyaç duyulduğu açıktır.

