Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in, ABD Başkanı Donald Trump'a yönelik beslediği umutların tükenme noktasına geldiği ve Washington'ı bir kez daha jeostratejik bir rakip olarak görmeye başladığı belirtiliyor. Özellikle ABD'nin İran'a yönelik saldırısının ardından Moskova'da yapılan analizlerde, Putin'in 2015 yılında sarf ettiği "Amerika Birleşik Devletleri müttefik değil, vasal istiyor ve Rusya bu ilişki çerçevesini kabul edemez" sözlerinin yeniden güçlü bir şekilde yankılandığı ifade ediliyor. Bu gelişme, bir yıllık yakınlaşma çabalarının ardından Washington'ın tekrar bir düşman profilinde belirginleştiğini ve Kremlin'in Ukrayna savaşının çözümünde ABD'den bir beklentisinin kalmadığını gösteriyor.
ABD'nin İran'a düzenlediği saldırının, tam da diplomatik müzakerelerin devam ettiği bir dönemde gerçekleşmesi, Moskova'yı derinden endişelendirdi. Rusya, Ortadoğu'daki istikrarın korunması ve gerilimin azaltılması konusunda önemli bir aktör olarak, bu tür tek taraflı eylemlerin bölgedeki durumu daha da karmaşık hale getireceği uyarısında bulunuyordu. Kremlin'in, Trump yönetimiyle diyalog kurmanın faydası konusunda ciddi şüpheler beslemesine yol açan bu olay, iki ülke arasındaki zaten hassas olan ilişkilerde yeni bir soğuk rüzgar estirdi.
Donald Trump'ın başkanlık kampanyası sırasında Rusya ile ilişkileri düzeltme ve "Amerika'yı Yeniden Harika Yapma" vizyonu kapsamında Moskova ile daha iyi bir diyalog kurma vaatleri, Kremlin'de başlangıçta olumlu karşılanmıştı. Ancak, "Rusya soruşturması" ve ABD iç siyasetindeki Rusya karşıtı güçlü muhalefet, Trump'ın bu vaatlerini hayata geçirmesini engelledi. Rusya, Trump'ın kendi yönetimi içindeki bürokratik engeller ve siyasi baskılar nedeniyle Moskova'ya yönelik politikalarını yumuşatamadığını ve hatta bazı alanlarda daha da sertleştirdiğini gözlemledi.
Ukrayna meselesi de, Putin'in Trump'a yönelik hayal kırıklığının temel taşlarından biri oldu. Rusya, Trump'ın Kiev'e olan desteğini azaltmasını veya en azından çatışmanın çözümüne yönelik daha esnek bir yaklaşım sergilemesini umuyordu. Ancak, ABD'nin Ukrayna'ya askeri yardım sağlamaya devam etmesi ve Kırım'ın ilhakını tanımaması, Moskova'nın beklentilerini boşa çıkardı. Bu durum, Kremlin'in Ukrayna'daki statükonun Trump döneminde de değişmeyeceğine dair inancını pekiştirdi ve ABD'nin bu konuda güvenilir bir partner olamayacağı kanaatini güçlendirdi.
ABD-Rusya İlişkilerinde Tarihsel Bağlam ve Trump Dönemi
ABD ile Rusya arasındaki ilişkiler, Soğuk Savaş döneminden bu yana inişli çıkışlı bir seyir izlemiştir. Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından kısa süreli bir "yeniden başlatma" çabası olsa da, Gürcistan, Kırım'ın ilhakı, Suriye'deki askeri müdahale ve siber saldırı iddiaları gibi olaylarla gerilimler yeniden tırmanmıştır. Vladimir Putin'in uzun süredir ABD'nin dünya genelindeki "hegemonya" arayışına eleştirel bir gözle bakması, bu ilişkilerin temelini oluşturan güvensizliğin bir göstergesidir. Putin, ABD'nin küresel düzeni kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirme çabasını uluslararası hukuka aykırı ve tehlikeli bulmaktadır.
Donald Trump'ın başkanlık kampanyası sırasında Rusya'ya karşı sergilediği daha yumuşak tavır, ABD'nin geleneksel dış politika çizgisinden bir sapma olarak yorumlanmıştı. Trump, selefi Barack Obama'nın Rusya'ya yönelik sert politikalarını eleştirmiş ve Moskova ile daha yapıcı bir ilişki kurma arzusunu dile getirmişti. Ancak, Rusya'ya yönelik yaptırımların devam etmesi, NATO'ya olan bağlılığın vurgulanması ve Ukrayna'ya askeri yardımın sürdürülmesi gibi adımlar, Trump yönetiminin söylemleri ile eylemleri arasındaki çelişkiyi ortaya koydu. Bu durum, ABD'nin derin devletinin ve Kongre'nin Rusya politikası üzerinde ne kadar etkili olduğunu da gözler önüne serdi.
Geleceğe Yönelik Etkiler ve Bölgesel Dinamikler
ABD ile Rusya arasındaki bu yenilenen rekabet, küresel jeopolitik üzerinde önemli etkilere sahip olacaktır. Moskova'nın, ABD'yi bir rakip olarak görmeye devam etmesi, Rusya'nın Çin, İran ve diğer ABD karşıtı ülkelerle stratejik ittifaklarını güçlendirmesine yol açabilir. Suriye, Arktik bölgesi, Doğu Avrupa ve siber güvenlik gibi kilit bölgelerde gerilimlerin artması muhtemeldir. Bu durum, uluslararası istikrarı tehdit eden yeni çatışma potansiyellerini de beraberinde getirecektir.
Diplomatik durgunluk ve silah kontrol anlaşmalarının çöküşü de bu gerilimli dönemin önemli sonuçlarından biri olabilir. Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler (INF) Anlaşması'nın sona ermesi gibi gelişmeler, nükleer silahlanma yarışının yeniden hız kazanabileceği endişelerini artırmaktadır. Güvenin tamamen aşındığı bir ortamda, gelecekteki uluslararası anlaşmaların müzakere edilmesi ve uygulanması son derece zorlaşacaktır. Rusya'nın, ABD'nin politikalarına karşı kendi askeri kapasitesini ve bölgesel ittifaklarını daha da güçlendirmeye odaklanması beklenmektedir.
Sonuç olarak, Vladimir Putin'in Trump yönetimiyle ilişkileri "sıfırlama" veya "yakınlaşma" çabalarının Moskova için bir yanılsamadan ibaret olduğu ortaya çıkmıştır. ABD'nin İran'a yönelik eylemleri ve Ukrayna konusundaki duruşu, Kremlin'in uzun süredir devam eden "ABD'nin egemenlik peşinde olduğu, ortaklık değil" görüşünü pekiştirmiştir. Bu durum, önümüzdeki dönemde ABD-Rusya ilişkilerinde daha çatışmacı bir yaklaşımın hakim olacağını ve küresel arenada iki büyük gücün rekabetinin daha da belirginleşeceğini göstermektedir.



