Katalan kökenli politikacı, yazar, ekonomist ve şehir planlama danışmanı Antoni Vives, son altı buçuk yılını Suudi Arabistan'da Prens Muhammed Bin Salman'ın (MBS) vizyoner projesi Neom'a adamış durumda. Kızıldeniz kıyısında, Arap Yarımadası'nın kuzey ucundaki çölde yükselen bu fütüristik şehir, modernite ve sürdürülebilirliği bir araya getirme iddiasıyla dünya sahnesinde yerini alıyor. Vives, bu eşsiz projenin tasarımı ve inşasında kilit bir rol oynayarak, mimarlar, mühendisler ve botanikçilerle birlikte doğayla iç içe bir yaşam alanı yaratma misyonunu üstlendi.
Neom projesinin kalbinde, "The Line" adı verilen 170 kilometrelik doğrusal bir şehir yatıyor. Bu iddialı tasarım, 9 milyon sakininin otomobil kullanmasına gerek kalmadan, tüm kişisel ve toplumsal hizmetlere sadece beş dakika içinde ulaşabileceği bir yaşam alanı vaat ediyor. Tamamen yenilenebilir enerjiyle çalışacak şekilde tasarlanan Neom, dünyanın en büyük açık hava inşaat projesi olarak öne çıkarken, aynı zamanda Suudi Arabistan'ın 2030 Vizyonu'nun temel taşı niteliğinde. Ülkenin petrol bağımlılığını azaltma, ekonomisini çeşitlendirme ve küresel bir teknoloji ve inovasyon merkezi olma hedeflerinin somut bir simgesi olarak kabul ediliyor.
Antoni Vives'in bu devasa projedeki rolü, sadece bir danışmanlıktan çok daha fazlasını ifade ediyor. Onun Barselona'daki şehir planlama ve yönetim deneyimi, Neom'un stratejik planlamasında ve uygulanmasında kritik bir avantaj sağladı. Vives'in liderliğinde, Neom insan ve doğanın uyum içinde yaşayabileceği, ileri teknolojiyle desteklenen ve "sıfır karbon" ayak izine sahip bir gelecek vizyonunu temsil ediyor. Projenin tahmini maliyeti 500 milyar doları aşarken, inşaatın ilk aşamalarının 2024 yılına kadar tamamlanması hedefleniyor. Neom'un kapsamı sadece The Line ile sınırlı değil; aynı zamanda yapay zeka destekli bir sanayi kenti olan Oxagon'u, dağ turizmi merkezi Trojena'yı ve lüks bir ada olan Sindalah'ı da içeriyor. Bu bileşenler, Suudi Arabistan'ı küresel turizm, teknoloji ve ticaret haritasında yeni bir konuma taşımayı amaçlıyor.
Antoni Vives'in Barselona'dan Arabistan'a Uzanan Yolculuğu
Antoni Vives'in kariyeri, Suudi Arabistan'daki bu fütüristik projeden çok önce, memleketi Catalunya'da (Katalonya) önemli siyasi rollerle şekillendi. Convergència Democràtica de Catalunya (CDC) partisinin önde gelen isimlerinden biri olarak, 2011-2015 yılları arasında Ajuntament de Barcelona'da (Barselona Belediyesi) Şehir Planlama ve Bölgesel Gelişimden Sorumlu Başkan Yardımcısı olarak görev yaptı. Bu görevi sırasında, Barselona'nın kentsel dönüşüm projelerinde ve uluslararası arenadaki tanıtımında aktif rol oynadı. Ancak kariyeri, "Caso Palau" olarak bilinen yolsuzluk davasıyla gölgelendi. Palau de la Música Catalana'daki (Katalan Müzik Sarayı) fonların kötüye kullanılmasıyla ilgili bu dava, Vives'in siyasi geleceğini etkiledi ve nihayetinde onu kamusal hayattan uzaklaştırarak Suudi Arabistan'a yöneltti.
Vives'in Barselona'daki bu çalkantılı geçmişi, onun Neom projesindeki rolünü daha da ilginç kılıyor. Bir zamanlar Katalonya'nın en büyük şehirlerinden birinin geleceğini şekillendiren bir isim olarak, şimdi dünyanın en iddialı ve tartışmalı mega projelerinden birinin arkasındaki beyinlerden biri haline geldi. Bu geçiş, Vives'in hem şehir planlama vizyonunun küresel ölçekteki potansiyelini hem de siyasi kariyerindeki düşüşün ardından gelen kişisel dönüşümünü gözler önüne seriyor. Neom, onun için sadece bir iş değil, aynı zamanda geçmişinden kaçış ve geleceğe yönelik bir miras bırakma arayışı olabilir. Bu durum, siyasetin ve kamu hizmetinin karmaşık doğasını ve bireylerin kariyer yollarındaki beklenmedik dönüşümleri çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor.
Neom Projesinin Küresel Yankıları ve Geleceği
Neom projesi, sadece Suudi Arabistan için değil, tüm dünya için büyük bir deney niteliği taşıyor. Sürdürülebilirlik, yapay zeka, robotik ve yenilenebilir enerji gibi alanlarda çığır açıcı teknolojilerin entegrasyonuyla, geleceğin şehirlerinin nasıl olabileceğine dair bir model sunma potansiyeli taşıyor. Ancak bu iddialı vizyon, beraberinde ciddi eleştirileri de getiriyor. Projenin çevresel etkileri, yerel halkın (özellikle Huwaitat kabilesinin) yerinden edilmesiyle ilgili insan hakları ihlali iddiaları ve projenin fütüristik vaatlerinin gerçekçiliği konusundaki şüpheler, uluslararası kamuoyunda tartışma yaratıyor. Bu eleştiriler, mega projelerin planlanması ve uygulanmasında sosyal ve etik boyutların ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösteriyor.
Türkiye açısından bakıldığında, Neom gibi mega projeler, bölgesel kalkınma ve şehirleşme stratejileri için önemli dersler barındırabilir. Türkiye'nin de kendi içinde büyük ölçekli altyapı ve şehirleşme projeleri bulunmakla birlikte, Neom'un "sıfır karbon" ve "otomobilsiz şehir" gibi radikal yaklaşımları, sürdürülebilir şehir planlaması konusunda yeni ufuklar açabilir. Ancak, projenin etik ve sosyal boyutları, benzer projelerin planlanmasında dikkate alınması gereken kritik unsurları da gözler önüne seriyor. Antoni Vives'in Neom'daki deneyimi, küresel ölçekte şehirlerin geleceğini şekillendiren vizyonerlerin karşılaştığı zorlukları ve fırsatları çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor. Projenin nihai başarısı ya da başarısızlığı, gelecekteki mega şehir planlaması için değerli bir referans noktası olacak ve dünya genelindeki şehir planlamacılarının ve yöneticilerinin ders çıkaracağı bir örnek teşkil edecektir.



