Geçtiğimiz yıl 15 Ekim'de, Barselona'daki İsrail konsolosluğu önünde düzenlenen bir gösteriyi takip eden foto muhabiri Joan Gálvez, üzerinde "Press" (Basın) yazan kaskına rağmen Katalan polisi Mossos d'Esquadra tarafından köpük mermiyle vuruldu. Olayın ardından Mossos, bir iç soruşturma başlattığını duyurmuştu. Ancak yaklaşık bir yıl sonra ortaya çıkan bilgilere göre, bu soruşturma mağdur Joan Gálvez'e herhangi bir bilgi verilmeksizin sessizce kapatıldı ve herhangi bir sorumluluk tespiti yapılmadı. Bu durum, Katalan polisinin iç soruşturmalarının şeffaflığı ve hesap verebilirliği konusunda ciddi soru işaretleri doğurdu.
Joan Gálvez, aldığı darbenin etkisiyle yere düşmüş ve kolunda belirgin bir iz kalmıştı. Bu durum, merminin çok yakın mesafeden ve yönetmeliklere aykırı bir şekilde belden yukarı, hatta gövdeye nişan alınarak atıldığı şüphelerini güçlendirdi. Mossos'un kendi prosedürleri, köpük mermilerin her zaman belden aşağıya ve belirli bir mesafeden atılmasını gerektirmektedir. Olayın hemen ardından kamuoyuna yapılan açıklamada, Mossos'un bir iç inceleme başlattığı belirtilmişti. Ancak Gálvez, Katalonya Parlamentosu'ndaki (Parlament de Catalunya) bir İçişleri Komisyonu toplantısına çağrıldığında bile, soruşturmanın bir hafta önce Katalonya Parlamentosu Resmi Gazetesi'nde (Butlletí Oficial del Parlament de Catalunya) "herhangi bir sorumluluk tespit edilmeksizin" kapatıldığından haberdar edilmemişti.
Bu şeffaflık eksikliği, hem basın özgürlüğü savunucuları hem de sivil toplum kuruluşları tarafından sert bir şekilde eleştirildi. Bir gazetecinin görevini yaparken hedef alınması ve ardından yürütülen iç soruşturmanın mağdura bilgi verilmeksizin kapatılması, polisin hesap verebilirlik mekanizmalarının etkinliğini sorgulatıyor. Gálvez'in avukatları ve destekçileri, bu karara itiraz etmeye ve olayı daha geniş bir hukuki zemine taşımaya hazırlanıyor. Bu vaka, Katalonya'da polis gücünün kullanımı ve iç soruşturmaların bağımsızlığına dair süregelen tartışmalara yeni bir boyut kazandırdı.
Katalan Polisi ve Köpük Mermi Tartışmaları
Köpük mermiler, genellikle toplumsal olaylarda kalabalık kontrolü amacıyla kullanılan, "daha az ölümcül" olarak nitelendirilen ancak ciddi yaralanmalara yol açabilen silahlardır. Mossos d'Esquadra, bu tür mermileri uzun süredir kullanmakta ve bu kullanım, özellikle protestolarda yaşanan yaralanmalar nedeniyle sürekli eleştirilere maruz kalmaktadır. Özellikle 2017'deki Katalan bağımsızlık referandumu (1-O) ve sonraki protestolarda yaşanan şiddetli müdahaleler, Mossos'un güç kullanımı protokollerini ve denetim mekanizmalarını mercek altına almıştı. Bazı vakalarda, köpük mermilerin neden olduğu göz kayıpları gibi kalıcı hasarlar, bu silahların kullanımının tamamen yasaklanması çağrılarına yol açmıştı.
Mossos'un kendi iç yönetmelikleri, köpük mermilerin kullanımına dair katı kurallar içerir; örneğin, belden aşağı nişan alma zorunluluğu ve belirli bir güvenlik mesafesi. Ancak Joan Gálvez vakasında olduğu gibi, bu kurallara uyulmadığına dair şüpheler, polisin eğitim ve denetim süreçleri hakkında endişeleri artırmaktadır. Bu tür olaylar, yalnızca mağdurları değil, aynı zamanda kamuoyunun polise olan güvenini de derinden sarsmaktadır. Katalan parlamentosu, geçmişte bu tür silahların kullanımına dair çeşitli tartışmalar yürütmüş ve hatta bazı kısıtlamalar getirme girişimlerinde bulunmuştur. Ancak, son olaylar, bu kısıtlamaların veya iç denetim mekanizmalarının yeterince işlevsel olmadığını göstermektedir.
Şeffaflık ve Hesap Verebilirlik Sorunu
Bir iç soruşturmanın, mağdurun bilgisi olmaksızın ve herhangi bir sorumluluk tespit edilmeden kapatılması, kurumsal şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleriyle çelişmektedir. Bu durum, Mossos'un kendi içinde yürütülen soruşturmaların ne kadar bağımsız ve tarafsız olduğu konusunda ciddi kuşkular yaratmaktadır. Güvenin tesis edilmesi için, polis teşkilatlarının, güç kullanımına ilişkin tüm iddiaları açık, şeffaf ve bağımsız bir şekilde soruşturması elzemdir. Mağdurların bilgilendirilmemesi ve soruşturma sonuçlarının kamuoyuyla paylaşılmaması, adalet arayışını engellemekle kalmayıp, benzer olayların tekrar yaşanmasına da zemin hazırlayabilir.
Bu vaka, aynı zamanda basın özgürlüğünün korunması açısından da büyük önem taşımaktadır. Gazetecilerin, çatışma bölgelerinde veya protestolarda görevlerini yaparken korunması, demokratik bir toplumun temel taşlarından biridir. Görevlerini yaparken hedef alınan gazetecilere yönelik soruşturmaların örtbas edilmesi, diğer basın mensupları üzerinde caydırıcı bir etki yaratabilir ve kamuoyunun bilgi edinme hakkını kısıtlayabilir. Türkiye'de de zaman zaman benzer şekilde protestolarda görev yapan gazetecilerin hedef alındığı veya engellendiği vakalar yaşanmaktadır; bu durum, basın özgürlüğünün evrensel bir sorun olduğunu ve uluslararası dayanışmanın önemini bir kez daha ortaya koymaktadır. Joan Gálvez'in davası, Katalonya'da polis gücünün kullanımı ve iç denetim mekanizmalarının reforme edilmesi yönündeki çağrıları daha da güçlendirecektir.



