Barselona'da yaşayan yazar ve aktivist Montse Bizarro, 27 yaşında aldığı otizm spektrum bozukluğu (OSB) teşhisinin hayatında bir dönüm noktası olduğunu ve bunu "bir hediye" olarak nitelendirdiğini açıkladı. Çocukluğundan itibaren yaşadığı sosyal uyum sorunları, yoğun anksiyete ve düşük benlik saygısı gibi zorluklara yıllarca anlam veremeyen Bizarro, bu teşhis sayesinde kendini anlama ve kabullenme yolculuğuna çıktığını ifade etti. Onun hikayesi, özellikle kadınlarda geç yaş otizm teşhisinin önemini ve bireylerin yaşam kalitesi üzerindeki dönüştürücü etkisini gözler önüne seriyor. Bu deneyim, otizm farkındalığının artırılması ve kapsayıcı toplum yapılarının güçlendirilmesi açısından da önemli dersler barındırıyor.
Montse Bizarro, okul yıllarında akademik olarak başarılı olmasına rağmen akranlarıyla sosyal etkileşim kurmakta büyük zorluklar yaşadığını belirtiyor. Kendini yalnız hisseden, sembolik oyunlara katılmakta güçlük çeken ve okul bahçesini "yoğun uyaranlarla dolu bir cehennem" olarak tanımlayan Bizarro, bu dönemde kitap okumayı ve çizim yapmayı tercih ettiğini dile getiriyor. Bu durum, erken yaşlardan itibaren yüksek anksiyete ve takıntılı davranışlarla, örneğin kapıyı defalarca kontrol etme veya ellerini tekrar tekrar yıkama gibi, kendini göstererek, "diğer insanların hayatı neden bu kadar kolay yaşadığını anlamama" hissine yol açmış. Bu tezatlık, onun iç dünyasında derin bir acıya neden olmuş ve yaşamını sürekli bir mücadele haline getirmiş.
Bizarro, çocukluğundan beri taşıdığı terk edilme korkusu nedeniyle ilişkilerinde sürekli olarak karşı tarafa adapte olmaya çalıştığını aktarıyor. Bu durum, onu dengesiz ve hatta şiddet içeren ilişkilere sürüklemiş. Düşük benlik saygısı ve kötü muameleyi normalleştirme eğilimi, otizmli bireylerde sıkça görülen "maskeleme" (masking) davranışıyla birleşerek, otistik özelliklerini gizleme ve topluma uyum sağlama çabalarını artırmış. Bizarro, "Çok kelimeciyiz ve biri bizi sevdiğini söylerse inanırız" diyerek, bu durumun manipülasyona açık hale getirdiğini ifade ediyor. Bu zorlu deneyimlerinin ardından yaşadıklarını anlamlandırmak ve benzer durumdaki diğer kişilere yardımcı olmak amacıyla "Mañana ya no hablaremos de nada" (Yarın Artık Hiçbir Şey Konuşmayacağız) adlı romanını kaleme almış.
Toksik ilişkisinden sonra sosyal medyada otizmli kadınların hikayeleriyle karşılaşan Montse, kendi deneyimleriyle büyük bir paralellik kurmuş. Bir uzmana başvurmadan önce bile kendi durumunu anladığını belirten Bizarro, bu teşhisin ardından "katmanları ve maskeleri çıkarma", yani kendini yeniden keşfetme sürecine girdiğini anlatıyor. Bu süreçte kendini dinlemeyi, sınırlar koymayı ve enerjisini doğru yöneterek kendi ritmine saygı duymayı öğrenmiş. Bu, yıllarca süren anksiyete ve cevapsız sorularla dolu bir yaşamın ardından gelen büyük bir rahatlama ve dönüşüm anlamına geliyor. Montse, bu sayede "sadece hayatta kalmakla ilgili olmadığını, iyi ve istikrarlı olabilmenin de mümkün olduğunu" fark ettiğini belirtiyor.
Otizm Spektrum Bozukluğu ve Kadınlarda Geç Teşhisin Önemi
Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB), sosyal etkileşim ve iletişimde zorluklar, tekrarlayıcı davranışlar ve sınırlı ilgi alanları ile karakterize nörogelişimsel bir durumdur. Geleneksel olarak erkeklerde daha sık teşhis edildiği düşünülse de, son yıllarda yapılan araştırmalar kadınlarda otizmin farklı şekillerde kendini gösterebildiğini ortaya koymuştur. Kadınlar ve kız çocukları, sosyal beklentilere uyum sağlamak amacıyla otistik özelliklerini "maskeleme" konusunda daha başarılı olabilirler. Bu maskeleme, sosyal ortamlarda gözlemleyerek öğrenme, taklit etme ve içsel zorlukları gizleme şeklinde ortaya çıkar. Bu durum, özellikle Montse Bizarro gibi kadınların gençlik ve yetişkinlik dönemlerinde teşhis almasını geciktirir. Bu gecikme, bireylerin yıllarca yanlış teşhisler almasına, uygun destekten mahrum kalmasına ve ruhsal sağlık sorunları yaşamasına neden olabilir.
İspanya'da otizm farkındalığı artmakla birlikte, geç teşhis hala yaygın bir sorundur. Ülkedeki otizm dernekleri ve kuruluşları, erken teşhisin yanı sıra yetişkinlerdeki teşhis süreçlerine de odaklanmaktadır. Örneğin, Catalunya (Katalonya) bölgesindeki otizm merkezleri, bireylerin yaşam kalitesini artırmak için kişiselleştirilmiş destek programları sunmaktadır. Türkiye'de de durum benzerdir; otizm farkındalığı artarken, kadınlarda otizm teşhisinin zorluğu ve geç yaş teşhislerinin önemi üzerine çalışmalar devam etmektedir. Geç yaşta alınan bir otizm teşhisi, bireyin geçmiş yaşantılarına anlam katmasına, kendini kabul etmesine ve uygun destek mekanizmalarına erişmesine olanak tanır. Bu, anksiyete, depresyon ve diğer ruhsal sağlık sorunlarının azalmasına yardımcı olabilir ve bireyin kendine yönelik olumsuz algılarını değiştirmesine olanak sağlar.
Kapsayıcı İş Ortamlarının Rolü ve İstihdamda Fırsatlar
Montse Bizarro'nun hikayesi, kapsayıcı iş ortamlarının otizmli bireyler için ne kadar kritik olduğunu da vurguluyor. Yıllarca iş hayatında "bunaldığını" ve akşam 5'te işten çıktıktan sonra ertesi güne kadar uyuduğunu belirten Bizarro, kapsayıcı bir ortamda çalıştığında hayatının değiştiğini ifade ediyor. Planlı toplantılar, söz alma sırası gibi basit adaptasyonlar ve sessiz çalışma alanları, otizmli bireylerin verimliliğini ve refahını önemli ölçüde artırabilir. Bu tür düzenlemeler, otizmli bireylerin duyusal hassasiyetlerini ve sosyal iletişim tercihlerini dikkate alarak, onların yeteneklerini tam olarak sergileyebilecekleri bir ortam yaratır.
İspanya'da yapılan araştırmalar, otizmli bireylerin işgücüne katılım oranlarının hala düşük olduğunu göstermektedir. Avrupa Birliği genelinde otizmli bireylerin yaklaşık %70'inin işsiz olduğu tahmin edilmektedir. Bu durum, Montse Bizarro'nun bahsettiği gibi, yeteneklerin kullanılmadığı ve potansiyelin göz ardı edildiği büyük bir toplumsal soruna işaret etmektedir. Türkiye'de de otizmli bireylerin istihdamı konusunda benzer zorluklar yaşanmaktadır; farkındalık ve destek mekanizmalarının artırılması büyük önem taşımaktadır. İşverenlerin otizm konusunda eğitilmesi ve işyerlerinde basit düzenlemelerle kapsayıcılığın sağlanması, hem bireylerin yaşam kalitesini artıracak hem de ekonomiye katkı sağlayacaktır. Bu, sadece otizmli bireyler için değil, tüm çalışanlar için daha sağlıklı ve verimli bir çalışma ortamı yaratma potansiyeli taşır.
Montse Bizarro'nun 27 yaşında aldığı otizm teşhisi, onun için sadece bir tanıdan ibaret kalmamış, aynı zamanda bir "hediye" ve kendini keşfetme yolculuğunun başlangıcı olmuştur. Bu hikaye, binlerce otizmli kadının sessiz mücadelesine ışık tutmakta ve geç teşhisin getirdiği aydınlanmanın değerini gözler önüne sermektedir. Bizarro'nun "hayatta kalmakla ilgili değil, iyi ve istikrarlı olabilmekle ilgili" mesajı, kendini kaybolmuş hisseden tüm bireyler için umut verici bir çağrıdır. Onun deneyimi, toplumun otizm spektrumunu daha iyi anlaması, kadınlarda otizm belirtilerinin farklılığını kabul etmesi ve kapsayıcı ortamlar yaratarak herkesin potansiyelini gerçekleştirebilmesine olanak tanıması gerektiğinin güçlü bir hatırlatıcısıdır. Bu tür hikayeler, otizm farkındalığını artırırken, bireylerin kendi iç dünyalarında barış bulmalarına ve toplumsal entegrasyonlarını sağlamalarına yardımcı olmaktadır.


