Barselona'daki Teatre del Raval, sanat ve insani taahhüdü bir araya getiren yeni bir döneme girerken, sahnesinde İspanya'nın yakın geçmişinin en karanlık sayfalarından birini aydınlatan güçlü bir oyuna ev sahipliği yapıyor. Geçtiğimiz cuma günü sona eren Federico García Lorca temalı başarılı açılış gösterisinin ardından, tiyatro şimdi Gerard Vázquez tarafından yazılan ve Pepe Zapata tarafından sahnelenen "L'enterrador" (Mezarcı) adlı monologu izleyiciyle buluşturuyor. Bu çarpıcı eser, İspanya İç Savaşı ve Franco diktatörlüğü döneminde yaşanan toplu infazlar ve kimsesiz mezarlar konusunu, "Paterna'nın Mezarcısı" olarak bilinen Leonci Badia Navarro'nun gerçek hikayesi üzerinden ele alıyor.
Oyun, İspanya'nın birçok şehrini dolaşarak büyük yankı uyandırmış ve izleyicileri derinden etkilemiş bir yapım. Teatre del Raval'ın Pep Tosar ve Evelyn Arévalo yönetimindeki yeni vizyonu, sanatsal mükemmellikle birlikte toplumsal vicdanı harekete geçirmeyi hedefliyor. "L'enterrador", bu misyonun somut bir örneği olarak, geçmişle yüzleşmenin ve tarihi adaletin önemini vurguluyor. Monolog, Leonci Badia Navarro'nun cesur ve fedakar hikayesini sahneye taşıyarak, binlerce masum insanın kaderini değiştiren karanlık bir dönemin sessiz tanığına ışık tutuyor.
Leonci Badia Navarro, Valensiya yakınlarındaki Paterna kasabasında bir mezarcıydı. Franco rejiminin uyguladığı acımasız baskı döneminde, toplu infazların kurbanlarını gizlice belgeleyerek ve ailelerine bilgi vererek büyük bir risk almıştı. O, sadece cesetleri gömmekle kalmamış, aynı zamanda insanlık onurunu korumuş ve kurbanların kimliklerinin unutulmamasını sağlamıştı. "L'enterrador" oyunu, Badia'nın bu kahramanlığını, korku ve tehlike dolu bir ortamda bile insanlığını yitirmeyen bir bireyin dramını güçlü bir performansla anlatıyor. Bu, sadece bir tiyatro eseri değil, aynı zamanda İspanyol toplumunun kolektif hafızasına yapılan acil bir çağrı niteliğinde.
Franco Dönemi ve Tarihi Hafıza
Oyunun ele aldığı konu, İspanya'nın en travmatik dönemlerinden biri olan 1936-1939 yılları arasındaki İç Savaş ve ardından gelen General Francisco Franco'nun 1939-1975 yılları arasındaki diktatörlüğüdür. Savaşın sona ermesiyle birlikte, Franco rejimi muhaliflere karşı geniş çaplı bir tasfiye başlattı. Binlerce Cumhuriyetçi ve sol görüşlü kişi yargılanmadan infaz edildi ve kimsesiz toplu mezarlara gömüldü. Tahminlere göre, İspanya'da hala 100.000'den fazla İç Savaş kurbanının kimliği belirlenememiş toplu mezarlarda yattığı düşünülüyor; bu sayı, Kamboçya'dan sonra dünyadaki en yüksek ikinci rakamdır. Bu durum, İspanya'yı "kayıp kişilerin ikinci büyük ülkesi" yapmaktadır.
Uzun yıllar boyunca, Franco rejiminin mirası ve İç Savaş'ın acıları "Unutma Paktı" adı verilen bir sessizlikle örtbas edildi. Ancak 2007 yılında kabul edilen "Tarihi Hafıza Yasası" (Ley de Memoria Histórica) ve 2022'de yürürlüğe giren "Demokratik Hafıza Yasası" (Ley de Memoria Democrática) ile bu sessizlik bozulmaya çalışıldı. Bu yasalar, kurbanların onurunu iade etmeyi, toplu mezarların açılmasını ve Franco dönemine ait sembollerin kaldırılmasını amaçlıyor. Ancak, bu adımlar bile toplumu hala derinden bölen tartışmalara yol açmakta, geçmişle yüzleşmenin ne kadar zorlu bir süreç olduğunu göstermektedir.
Sanatın Rolü ve Türkiye Bağlantısı
Sanatın, özellikle tiyatronun, toplumsal travmaları işleme ve kolektif hafızayı canlı tutma gücü "L'enterrador" gibi eserlerde açıkça görülmektedir. Teatre del Raval'ın bu tür "gerekli" gösterilere öncelik vermesi, sadece sanatsal bir tercih değil, aynı zamanda bir vicdan meselesidir. Barselona'nın çok kültürlü El Raval semtinde yer alan bu tiyatro, farklı geçmişlere sahip insanları bir araya getirerek, tarihi acılar üzerinden empati ve anlayış köprüleri kurmayı hedefliyor. Oyun, İspanya'nın geçmişiyle yüzleşme çabasını uluslararası bir bağlama oturtarak, benzer tarihi süreçlerden geçmiş diğer toplumlar için de ilham kaynağı olabilir.
Türkiye'nin de yakın tarihinde 12 Eylül darbesi, faili meçhul cinayetler ve siyasi kayıplar gibi acı dolu deneyimleri bulunmaktadır. İspanya'daki toplu mezarlar ve kayıp kişiler sorunu, Türkiye'deki "faili meçhuller" ve "kayıp yakınları" mücadelesiyle çarpıcı benzerlikler taşır. Her iki ülkede de, devletin geçmişle yüzleşme, hesap verme ve mağdurların haklarını iade etme konusunda önemli adımlar atması beklenmektedir. "L'enterrador" gibi sanatsal çalışmalar, bu tür toplumsal hafıza ve adalet mücadelelerinde önemli bir araç görevi görerek, sessizliğin bozulmasına ve hakikatin gün yüzüne çıkmasına yardımcı olmaktadır. Sanat, sadece eğlendirmekle kalmaz, aynı zamanda sorgular, hatırlatır ve iyileştirir.
"L'enterrador" sadece bir tiyatro oyunu olmanın ötesinde, geçmişin gölgeleriyle yüzleşmek, tarihi adalet arayışını sürdürmek ve insanlık onurunu korumak için bir manifestodur. Barselona'daki Teatre del Raval'da sahnelenen bu eser, İspanyol toplumunun kolektif hafızasına derin bir iz bırakırken, aynı zamanda evrensel bir insan hakları ve hafıza mücadelesinin de bir parçası olduğunu hatırlatıyor. Bu tür sanatsal çabalar, geçmişin derslerinden ders çıkararak daha adil ve insancıl bir gelecek inşa etme yolunda atılan önemli adımlardır.



