İspanya'da, özellikle sağ eğilimli medya kanallarında sıkça rastlanan tartışma programlarından biri olan *Horizonte*, geçtiğimiz Salı günü izleyicilerini şaşkına çeviren, sansasyonel ve oldukça tartışmalı bir iddiaya ev sahipliği yaptı. Programda, köşe yazarı ve editör Chapu Apaolaza, Madrid'de evinden tahliye edilmekle karşı karşıya kalan ve durumu büyük bir sosyal dayanışma hareketine yol açan Maricarmen Abascal hakkındaki toplumsal seferberliğin aslında İspanyol hükümeti tarafından yaratılmış bir "sis perdesi" olduğunu öne sürdü. Bu iddiaya göre, Maricarmen'in durumu, hükümetin Ceuta (Sebte) sınırında yaşanan göç krizini örtbas etmek amacıyla kurguladığı bir senaryodan ibaretti.
Apaolaza'nın dile getirdiği komplo teorisi, Maricarmen'in gerçek bir mağdur değil, hükümet tarafından kiralanmış bir oyuncu olduğu üzerine kuruluydu. Gazeteci, bu "kurgunun" İspanyol hükümet başkanlarının tatillerini geçirdiği Lanzarote adasındaki kamuya ait La Mareta konutunda planlandığını iddia etti. Apaolaza, "Daha ciddi bir şeyle değiştirmeleri gerekiyor. Bir oyuncu seçimi (casting) yaparlar ve La Mareta'da buna karar verirler. Şimdi yaşanan her şey, La Mareta'da kararlaştırılan, evinden sedyeyle çıkan bir kadını bulmak için yapılan bir oyuncu seçimiyle başlayan, sahte bir kiracı sendikasıyla Sol (Güneş) Meydanı'nda kamp kuran bir hükümet delegesinin dahil olduğu bir operasyondur" ifadelerini kullandı. Bu akıl almaz iddiaya göre, Maricarmen, sol kanadı mobilize etmek için kullanılan, tamamen uydurma bir figürdü.
Programda Apaolaza'nın bu teorisine karşı çıkan kimse olmadı; aksine, gazeteci Eduardo Inda da abartılı jestlerle bu iddiayı destekledi. Inda ve diğer katılımcılar, her yeni olayın daha ciddi başka bir olayla değiştirildiği bir sistemin varlığından bahsederek, hükümetin bir sonraki hamlesinin ne olacağı konusunda endişelerini dile getirdiler. Programın sunucusu Íker Jimenez ise bu tür operasyonlar için bir isim bile bulmuştu: "Buna 'şok doktrini' diyorlar." Bu iddialar, Maricarmen Abascal'ın program yayınlandıktan sadece 24 saat sonra hayatını kaybetmesiyle birlikte çok daha büyük bir tartışma ve etik sorgulamayı beraberinde getirdi.
Maricarmen Olayının Arka Planı ve Ceuta Krizi
Maricarmen Abascal, Madrid'de yaşayan 79 yaşındaki bir kadındı ve ev sahibi tarafından tahliye edilmekle karşı karşıyaydı. Uzun yıllardır yaşadığı evinden çıkarılma tehdidi, İspanya'daki konut krizi ve tahliyelerle mücadele eden sivil toplum kuruluşları ve aktivistler arasında büyük bir dayanışma dalgası yaratmıştı. Onun durumu, özellikle dar gelirli ve yaşlı insanların konut güvencesizliği sorununu sembolize ediyordu. Maricarmen'in tahliyesini engellemek için düzenlenen protestolar ve sosyal medya kampanyaları, İspanyol kamuoyunda geniş yankı bulmuştu. Bu nedenle, onun bir "oyuncu" olduğu iddiası, hem olayın gerçekliğini hem de bu dayanışma hareketinin samimiyetini hedef alan, oldukça yıkıcı bir komplo teorisiydi.
Chapu Apaolaza'nın iddialarında bahsettiği "Ceuta krizi" ise, Mayıs 2021'de İspanya'nın Kuzey Afrika'daki özerk kenti Ceuta'da yaşanan büyük bir göçmen akınıydı. Fas sınırından binlerce göçmen, aralarında çok sayıda reşit olmayan çocuğun da bulunduğu kişiler, Ceuta'ya geçmeye çalışmış, bu durum İspanya ile Fas arasında ciddi bir diplomatik krize yol açmıştı. İspanyol hükümeti, bu krizi yönetmekte zorlanmış ve uluslararası alanda eleştirilere maruz kalmıştı. Dolayısıyla, komplo teorisinin temelinde, hükümetin bu ciddi krizi unutturmak için daha "insani" ve "duygusal" bir gündem yaratma çabası olduğu iddiası yatıyordu. Bu tür iddialar, özellikle siyasi kutuplaşmanın yoğun olduğu dönemlerde, medyanın güvenilirliğini ve kamuoyunun bilgiye erişimini ciddi şekilde zedeleyebilmektedir.
Şok Doktrini ve Dezenformasyonun Etkisi
Íker Jimenez'in bahsettiği "şok doktrini" kavramı, Kanadalı gazeteci ve yazar Naomi Klein'ın aynı adlı kitabıyla popülerleşmiştir. Klein, bu doktrini, büyük felaketlerin, krizlerin veya şokların (savaşlar, doğal afetler, ekonomik çöküşler) siyasi ve ekonomik elitler tarafından radikal ve genellikle anti-demokratik politikaları dayatmak için bir fırsat olarak kullanılması şeklinde tanımlar. Bu bağlamda, Maricarmen olayının "şok doktrini" ile ilişkilendirilmesi, hükümetin Ceuta krizinin yarattığı şoku kullanarak, kamuoyunu manipüle etme ve kendi çıkarlarına hizmet edecek bir gündem oluşturma amacında olduğu fikrini güçlendirmeyi hedefliyordu.
Bu tür komplo teorilerinin ve dezenformasyonun kamuoyu üzerindeki etkisi oldukça yıkıcı olabilir. Özellikle bir kişinin yaşam mücadelesinin ve ölümünün ardından ortaya atılan bu tür iddialar, hem mağdurun anısına saygısızlık teşkil eder hem de toplumsal güveni sarsar. İspanya'da, Türkiye'de ve dünyanın birçok yerinde benzer şekilde, medya organlarının siyasi gündemleri şekillendirme ve bazen de gerçekleri çarpıtma potansiyeli, demokrasiler için önemli bir tehdit oluşturmaktadır. Maricarmen Abascal'ın trajik ölümü, bu komplo teorisinin etik boyutunu daha da derinleştirmiş ve medya etiği ile dezenformasyonla mücadele konularını bir kez daha gündeme taşımıştır. Bu olay, medyanın sorumluluğunu ve eleştirel düşüncenin önemini bir kez daha vurgulamaktadır.



