İspanya'nın başkenti Madrid, 15-16 Temmuz tarihlerinde Filistin'in "kültürel yeniden inşasına" odaklanan kritik bir uluslararası zirveye ev sahipliği yapacak. "Her soykırım aynı zamanda kültürel bir soykırımı da içerir" ilkesinden hareketle düzenlenecek bu konferans, İsrail'in Filistin'e yönelik "yıkım girişimi" olarak nitelendirilen eylemlerinin kültürel sonuçlarını masaya yatıracak. İspanya Kültür Bakanı Ernest Urtasun'un Filistinli yetkililerle birlikte öncülük ettiği zirveye, UNESCO ve Arap Birliği gibi uluslararası kuruluşların yanı sıra otuzdan fazla bakanlık delegasyonu katılacak.
Konferansın temel amacı, çatışma tehdidi altındaki Filistin mirasının, kültürel kurumlarının ve sanatçılarının hayatta kalmasına katkıda bulunacak somut formüller geliştirmek. Bakan Urtasun, Ukrayna'nın yeniden inşası için oluşturulan modeli örnek alarak, Filistin kültürü için hem "siyasi" hem de "finansal" "somut araçlar" devreye sokacak uluslararası bir "ittifak" kurmayı hedeflediklerini vurguladı. Bu zirve, uluslararası toplumun Filistin'in kültürel kimliğinin korunmasına yönelik taahhüdünü göstermesi açısından büyük önem taşıyor.
Zirvede ele alınacak konular arasında, Filistin'deki tarihi yapıların, müzelerin, kütüphanelerin ve arkeolojik alanların gördüğü zararların belgelenmesi, bu varlıkların restorasyonu için fon sağlanması ve Filistinli sanatçıların çalışmalarını sürdürebilmeleri için destek mekanizmalarının oluşturulması yer alıyor. Kültürel mirasın, bir halkın kimliğinin ve hafızasının temel taşı olduğu göz önüne alındığında, bu tür bir yıkımın sadece fiziksel değil, aynı zamanda kolektif bir hafızayı ve kimliği hedef aldığına dikkat çekiliyor. Bu bağlamda, zirve, Filistin halkının kültürel direnişini güçlendirmeyi ve gelecek nesillere aktarılacak mirası korumayı amaçlıyor.
Filistin Kültürel Mirasının Tarihsel Bağlamı ve Tehditler
Filistin toprakları, insanlık tarihinin en kadim medeniyetlerine ev sahipliği yapmış, zengin ve çok katmanlı bir kültürel mirasa sahiptir. Roma, Bizans, İslam, Haçlı ve Osmanlı gibi farklı dönemlerin izlerini taşıyan Kudüs, Beytüllahim, Halil (Hebron) ve Nablus gibi şehirler, dünya kültürel mirası açısından paha biçilmez değerlere sahiptir. Bu bölgelerdeki camiler, kiliseler, sinagoglar, antik kalıntılar ve geleneksel yapılar, binlerce yıldır süregelen bir kültürel birikimin somut göstergeleridir.
Ancak 1948'deki Nakba'dan (Büyük Felaket) bu yana, Filistin kültürel mirası sürekli bir tehdit altında kalmıştır. İsrail-Filistin çatışması, sayısız arkeolojik alanın, tarihi yapının ve kültürel kurumun tahrip olmasına, yağmalanmasına veya erişime kapatılmasına neden olmuştur. Özellikle Gazze Şeridi'nde yaşanan son çatışmalar, bu yıkımın boyutlarını daha da artırmıştır. Gazze'deki Büyük Ömeri Camii gibi tarihi ibadethaneler, antik Roma nekropolleri ve diğer arkeolojik sit alanları ağır hasar görmüş veya tamamen yok olmuştur. Bu durum, sadece Filistinlilerin değil, tüm insanlığın ortak mirasının kaybı anlamına gelmektedir.
Uluslararası hukuk, silahlı çatışma durumlarında kültürel mirasın korunmasını öngörmektedir. 1954 Lahey Sözleşmesi ve UNESCO Dünya Mirası Sözleşmesi gibi anlaşmalar, kültürel varlıkların tahrip edilmesini savaş suçu olarak kabul eder. Madrid'deki bu zirve, uluslararası hukukun bu ilkelerini hatırlatarak, kültürel mirasın korunmasına yönelik somut adımlar atılması için bir platform sunmaktadır. Filistin Kültür Bakanlığı ve ilgili sivil toplum kuruluşları, yıllardır bu tahribatın belgelenmesi ve uluslararası kamuoyuna duyurulması için çaba sarf etmektedir.
Uluslararası İşbirliğinin Önemi ve Türkiye'nin Rolü
Filistin kültürel mirasının korunması ve yeniden inşası, sadece Filistin'in değil, tüm dünyanın ortak sorumluluğudur. Madrid zirvesi, bu sorumluluğun altını çizerek, uluslararası işbirliğinin ne denli hayati olduğunu bir kez daha gözler önüne serecektir. Ukrayna için oluşturulan destek modelinin adaptasyonu, finansal kaynakların seferber edilmesi, uzmanlık paylaşımı ve kapasite geliştirme gibi alanlarda somut sonuçlar doğurabilir. Ancak çatışmanın devam ettiği bir ortamda bu tür projelerin uygulanması ve sürdürülebilirliği büyük zorluklar içermektedir.
Türkiye, Filistin davasına ve kültürel mirasının korunmasına tarihsel olarak büyük önem veren ülkelerden biridir. Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA), Kudüs ve diğer Filistin şehirlerinde Osmanlı döneminden kalma birçok eserin restorasyonunu üstlenmiş, hastane ve okul gibi kültürel altyapı projelerine destek vermiştir. Türkiye, uluslararası platformlarda da Filistin kültürel mirasının korunması yönündeki diplomatik çabalarını sürdürmekte, UNESCO gibi kuruluşlarda bu konuyu gündeme getirmektedir. Bu zirve, Türkiye'nin bu alandaki deneyimlerini ve katkılarını paylaşması için de bir fırsat sunabilir.
Sonuç olarak, Madrid'deki bu zirve, Filistin'in kültürel kimliğine yönelik tehditlere karşı uluslararası bir duruş sergilenmesi açısından kritik bir adımdır. Kültürel mirasın korunması, sadece geçmişin değil, aynı zamanda geleceğin de güvence altına alınması anlamına gelir. Zira kültürel yıkım, bir halkın hafızasını ve direncini zayıflatmayı hedeflerken, kültürel yeniden inşa, umudu ve kimliği yeniden yeşertir. Bu nedenle, zirveden çıkacak somut kararlar ve eylem planları, Filistin halkının kültürel varlığını koruma mücadelesinde önemli bir dönüm noktası olabilir.



