Havana'nın bunaltıcı sabahında, bicitaxi şoförü Yosniel Fernández gözlerini tavandaki pervane kanatlarının dönüşüne açtı. Odası nispeten serindi, dışarıdaki 33 derecelik sıcaklık henüz içeriye sızmamıştı. Yanı başında eşi derin bir uykudayken, birkaç metre ötede, daha küçük bir yatakta sekiz yaşındaki kızı mışıl mışıl uyuyordu. Yosniel, elini uzatıp yerden şarja takılı cep telefonunu aldı; şarjı tamdı ve saat 07.30'u gösteriyordu. Her yeni güne başlarken zihnini kurcalayan o tanıdık soru yine belirdi: "Rüya mı görüyorum?"
Bu soru, sadece Yosniel'in kişisel kaygısı değil, aynı zamanda Küba'nın derinleşen ekonomik kriziyle boğuşan milyonlarca insanın ortak hissiyatını yansıtan dokunaklı bir metafor. Katalan gazetesi Ara.cat'ın aktardığı bu sabah sahnesi, Küba'da hayatın her geçen gün daha da zorlaştığı, temel ihtiyaçlara ulaşımın bile bir lüks haline geldiği bir gerçeği gözler önüne seriyor. Yosniel gibi birçok Kübalı için, her yeni gün, ayakta kalma mücadelesinin ve belirsizliğin getirdiği yorgunluğun bir başka halkası.
Küba Ekonomisinin Derinleşen Yaraları
Küba, uzun yıllardır devam eden ABD ambargosu (yerel dilde "el bloqueo" olarak bilinir) ve uluslararası ilişkilerdeki değişimlerin neden olduğu zorluklarla mücadele ediyor. Ancak son yıllarda, bu zorluklar çok daha katı bir hal aldı. Venezuela'dan gelen ekonomik desteğin azalması, COVID-19 pandemisinin ülkenin can damarı olan turizm sektörünü felç etmesi ve Rusya-Ukrayna savaşı sonrası küresel yakıt fiyatlarındaki artış ile tedarik zinciri sorunları, adayı eşi benzeri görülmemiş bir krize sürükledi. Yakıt kıtlığı, elektrik kesintileri, gıda ve ilaç sıkıntısı günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası haline geldi. Küba'nın gayri safi yurt içi hasılası son yıllarda önemli ölçüde daralırken, enflasyon oranı da kontrol edilemez seviyelere ulaştı ve halkın alım gücünü derinden etkiledi.
Bu koşullar altında, Yosniel gibi bicitaxi şoförleri, ülkenin informal ekonomisinin adeta can damarı konumunda. Yakıt sıkıntısı çeken toplu taşıma sisteminin aksine, bicitaxiler (pedallı taksiler), hem yerel halk hem de az sayıdaki turist için önemli bir ulaşım aracı sağlıyor. Ancak bu mesleği icra etmek de kolay değil. Yedek parça bulmak neredeyse imkansız, kazançlar düşük ve büyük ölçüde bahşişlere bağımlı. Yosniel'in her sabah kalktığında hissettiği "rüya mı görüyorum" sorusu, aslında bu acımasız gerçeklikten bir kaçış arayışını ve umutsuzluğun eşiğindeki bir topluluğun çaresizliğini ifade ediyor.
Umut ve Direniş Arasında Bir Ada
Küba'daki bu kriz, sadece ekonomik bir durum olmaktan öte, sosyal ve psikolojik derinliklere sahip. Uzun gıda kuyrukları, temel ihtiyaç maddelerini bulma mücadelesi ve sürekli elektrik kesintileri, halkın moralini derinden etkiliyor. Genç ve eğitimli nüfusun yurt dışına göç etme eğilimi ("beyin göçü"), ülkenin geleceği için ciddi bir tehdit oluşturuyor. İspanya ve Türkiye gibi ülkelerden gelen turistler için egzotik bir destinasyon olan Küba, artık bu zorlu gerçeklikle de yüzleşmek zorunda kalıyor. Küresel ekonomik dalgalanmaların, uzak bir Karayip adasını nasıl etkilediği, dünyanın ne kadar birbirine bağlı olduğunu gösteren çarpıcı bir örnek.
Yosniel Fernández'in her sabah sorduğu "Rüya mı görüyorum?" sorusu, aslında Küba halkının ortak çığlığı haline gelmiş durumda. Bu soru, bir yandan içinde bulundukları zorlu gerçekliği kabullenmekte güçlük çektiklerini, diğer yandan ise daha iyi bir geleceğe dair ince bir umut kırıntısını barındırıyor. Küba, tüm zorluklara rağmen direniş ruhunu koruyan, yaratıcılığı ve dayanışmasıyla ayakta kalmaya çalışan bir ada olmaya devam ediyor. Ancak bu direnişin ne kadar daha süreceği ve Yosniel'in bir gün gerçekten "uyanıp" daha iyi bir gerçekliğe kavuşup kavuşamayacağı, hem Küba'nın kendi iç dinamiklerine hem de uluslararası gelişmelerin seyrine bağlı olacak.



