Son haftalarda Yemen'deki İran destekli Husi (Husiler) grubu, küresel ticaretin kilit noktalarından biri olan Babülmendep Boğazı'ndaki stratejik konumunu güçlendirerek bölgedeki gerilimi tırmandırdı. Kızıldeniz ile Aden Körfezi'ni birbirine bağlayan ve dünya ticaretinin yaklaşık %12'sinin geçtiği bu kritik geçitteki Husilerin askeri ilerleyişi, sadece Yemen iç savaşının değil, aynı zamanda daha geniş bölgesel güç mücadelesinin de seyrini değiştiriyor. Grubun Yemen'in batı kıyısı boyunca ilerleyerek stratejik noktaları ele geçirmesi ve Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarını yeniden başlatması, uluslararası toplumda ciddi endişelere yol açtı.
Husiler, Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'a yönelik füze ve insansız hava aracı saldırılarını artırırken, aynı zamanda Suudi Arabistan ile bağlantılı gemilere karşı bir abluka ilan ettiklerini duyurdu. Bu hamle, Yemen'deki çatışmanın deniz yollarına taşınarak küresel ekonomiyi doğrudan etkileme potansiyeli taşıması nedeniyle büyük önem arz ediyor. Babülmendep Boğazı, özellikle Avrupa ile Asya arasındaki deniz ticaretinin ana arterlerinden biri olan Süveyş Kanalı'na giden yolu kontrol etmesiyle bilinir. Bu geçitte yaşanacak herhangi bir kesinti veya risk artışı, enerji fiyatlarından tüketici ürünlerinin maliyetine kadar geniş bir yelpazede olumsuz etkilere neden olabilir.
İran ile yakın bağları olduğu bilinen Husilerin bu agresif tutumu, Tahran'ın bölgedeki nüfuzunu artırma stratejisinin bir parçası olarak yorumlanıyor. Husiler, İran'ın "direniş ekseni" olarak adlandırdığı ve vekalet savaşları yoluyla bölgesel rakiplerine karşı kullandığı gruplardan biri olarak görülüyor. Babülmendep'teki kontrolün artırılması, İran'ın Kızıldeniz'deki stratejik erişimini genişleterek Suudi Arabistan ve müttefikleri üzerindeki baskıyı artırma amacı taşıyor. Bu durum, Orta Doğu'da zaten kırılgan olan bölgesel istikrarı daha da tehdit ediyor ve uluslararası denizcilik güvenliği için yeni zorluklar yaratıyor.
Husilerin son dönemdeki eylemleri, Yemen iç savaşının sadece karasal bir çatışma olmaktan çıkıp, uluslararası deniz yollarını doğrudan tehdit eden bir boyuta ulaştığını gösteriyor. Grubun Aden Körfezi'nden Kızıldeniz'e uzanan stratejik sahil şeridindeki hakimiyetini pekiştirmesi, bölgedeki ticari gemiler için riskleri artırıyor. Bu durum, sigorta maliyetlerinin yükselmesine ve bazı nakliye şirketlerinin daha uzun ve maliyetli alternatif rotalar aramasına neden olabilir. Özellikle petrol ve doğalgaz taşımacılığı için hayati öneme sahip olan bu güzergah, küresel enerji arz güvenliği açısından da kritik bir role sahiptir.
Yemen İç Savaşı ve Husilerin Yükselişi
Yemen, 2014'ten bu yana Husiler ile uluslararası alanda tanınan hükümet güçleri arasında süregelen yıkıcı bir iç savaşın pençesinde. Husiler, Yemen'in kuzeyindeki Zeydi Şii azınlığa dayanan bir hareket olarak ortaya çıktı ve başkent Sana'yı ele geçirmeleriyle çatışma daha da şiddetlendi. 2015 yılında Suudi Arabistan liderliğindeki bir koalisyon, uluslararası tanınan hükümeti desteklemek ve Husilerin ilerleyişini durdurmak amacıyla Yemen'e askeri müdahalede bulundu. Bu müdahale, çatışmayı bölgesel bir vekalet savaşına dönüştürdü ve ülkeyi dünyanın en büyük insani krizlerinden birine sürükledi.
Husiler, İran'dan askeri ve siyasi destek alırken, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri ise uluslararası tanınan hükümeti destekliyor. Çatışma boyunca Husiler, Suudi Arabistan topraklarına ve denizdeki ticari gemilere yönelik zaman zaman saldırılar düzenledi. Ancak son dönemdeki Babülmendep hamlesi, Husilerin askeri kapasitesini ve bölgesel etkisini artırma yönündeki kararlılığını açıkça ortaya koyuyor. Bu durum, Yemen'deki barış görüşmelerini daha da karmaşık hale getirirken, bölgedeki diğer aktörler için de yeni güvenlik tehditleri oluşturuyor.
Küresel Ticaret ve Bölgesel İstikrara Etkileri
Babülmendep Boğazı'ndaki gerilimin tırmanması, küresel ticaretin kırılganlığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Boğazın kapanması veya geçişlerin ciddi şekilde aksaması, gemilerin Afrika'nın güneyindeki Ümit Burnu'nu dolaşmak zorunda kalması anlamına gelir ki bu da seyahat süresini ve maliyetlerini önemli ölçüde artırır. Bu durum, özellikle Avrupa ve Asya arasındaki ticaret yapan Türk şirketleri için de ek lojistik zorluklar ve maliyet artışları getirebilir. Türkiye, Süveyş Kanalı üzerinden Asya pazarlarına ulaşan önemli bir ticaret hacmine sahiptir ve bu güzergahtaki herhangi bir aksama, Türk ekonomisini olumsuz etkileyebilir.
Uzmanlar, Husilerin bu hamlesinin sadece Suudi Arabistan'a değil, aynı zamanda uluslararası denizcilik güvenliğine de doğrudan bir meydan okuma olduğunu belirtiyor. Bölgedeki gerilimin artması, büyük güçlerin de müdahil olabileceği daha geniş çaplı bir çatışma riskini beraberinde getiriyor. Uluslararası toplum, Husilere yönelik kınamalarını ve gerilimin düşürülmesi çağrılarını sürdürürken, somut bir çözüm henüz ufukta görünmüyor. Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ndeki bu yeni tehdit, küresel tedarik zincirleri için uzun vadeli belirsizlikler yaratma potansiyeli taşıyor ve dünya ekonomisi üzerindeki baskıyı artırıyor.



