Peru'da haftalar süren ve ülkeyi derinden bölen başkanlık seçimlerinin ardından, sağ kanat adayı Keiko Fujimori, solcu rakibi Pedro Castillo karşısında sanal zaferini ilan etti. Oyların büyük bir kısmının sayılmasıyla birlikte Fujimori'nin öne geçmesi, Latin Amerika'da son dönemde gözlemlenen sağ eğilimli siyasi değişimlere bir yenisini ekledi. Ancak Peru'nun ulusal seçim ofisi (JNE - Jurado Nacional de Elecciones) henüz resmi bir kazanan açıklamadı ve seçim süreci, itirazlar ve karşılıklı suçlamalarla gölgelenmeye devam ediyor.
Seçimlerin ikinci turu, 6 Haziran'da gerçekleşmiş olmasına rağmen, oyların sayımı ve itiraz süreçleri nedeniyle sonuçların kesinleşmesi haftalar sürdü. Keiko Fujimori, babası eski diktatör Alberto Fujimori'nin siyasi mirasçısı olarak, başlangıçta geride kaldığı sayımda sonlara doğru öne geçmeyi başardı. Bu durum, özellikle kırsal kesimlerden gelen oyların sayımındaki gecikmeler ve Fujimori'nin seçimlerde hile yapıldığı iddialarıyla binlerce oyu iptal ettirme girişimleriyle daha da karmaşık bir hal aldı.
Fujimori'nin "Fuerza Popular" (Halk Gücü) partisi, özellikle kırsal bölgelerdeki bazı sandıklarda usulsüzlük yapıldığı gerekçesiyle oyların iptali için çok sayıda başvuru yapmıştı. Ancak Peru Ulusal Seçim Jürisi (JNE), bu iddiaların çoğunu reddederek seçimlerde manipülasyon olduğuna dair yeterli kanıt bulunmadığını belirtti. JNE'nin bu kararı, seçimin şeffaflığı ve demokratik meşruiyeti açısından kritik bir adım olarak değerlendirildi, ancak siyasi gerilimi tamamen ortadan kaldırmadı.
Keiko Fujimori'nin bu "sanal" zaferi, Brezilya'da Jair Bolsonaro, Kolombiya'da Iván Duque gibi sağ liderlerin iktidara geldiği Latin Amerika'daki genel bir eğilimin parçası olarak da görülebilir. Bölge, son yıllarda ekonomik krizler, toplumsal eşitsizlikler ve pandeminin getirdiği zorluklarla mücadele ederken, seçmenler zaman zaman daha muhafazakar veya popülist sağ kanat çözümlere yönelme eğilimi gösteriyor. Peru'daki bu sonuç, bölgedeki siyasi dengelerin ne kadar kırılgan ve değişken olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
Fujimori Ailesinin Gölgesi ve Peru Siyasetinin Çalkantılı Tarihi
Keiko Fujimori'nin siyasi kariyeri, babası Alberto Fujimori'nin tartışmalı mirasıyla yakından bağlantılıdır. Alberto Fujimori, 1990-2000 yılları arasında Peru devlet başkanlığı yapmış, ülkeyi terör örgütü Aydınlık Yol'a karşı yürüttüğü mücadele ve ekonomik istikrar programlarıyla tanınmıştır. Ancak aynı zamanda insan hakları ihlalleri, yolsuzluk ve otoriter yönetim biçimi nedeniyle ağır eleştirilere maruz kalmış ve nihayetinde bu suçlardan mahkum olmuştur. Keiko, babasının siyasi çizgisini devam ettirme ve aynı zamanda onun tartışmalı geçmişinden uzaklaşma ikilemiyle sık sık karşı karşıya kalmıştır.
Keiko Fujimori için bu, başkanlık koltuğuna üçüncü denemesiydi; daha önce 2011 ve 2016 yıllarında da ikinci turda kaybetmişti. Peru, son yıllarda eşi benzeri görülmemiş bir siyasi istikrarsızlık yaşadı; yolsuzluk skandalları ve parlamento ile yürütme arasındaki sürekli çekişmeler nedeniyle kısa süre içinde birden fazla başkan değişti. Bu seçimler de, ülkenin derin kutuplaşmasını ve siyasi kurumlarına olan güvensizliği bir kez daha gözler önüne serdi. Pedro Castillo'nun kırsal kesimden, sendikal geçmişe sahip bir öğretmen olarak yükselişi ise, ülkedeki eşitsizliklerin ve elit karşıtı duyguların bir yansımasıydı.
Gelecek Beklentileri ve Peru İçin Zorlu Dönem
Peru'nun yeni başkanı kim olursa olsun, önünde oldukça zorlu bir görev bekliyor. Ülke, COVID-19 pandemisinin ekonomik ve sosyal etkileriyle mücadele ederken, aynı zamanda derinleşen toplumsal eşitsizlikler, siyasi kutuplaşma ve kurumsal zayıflıklarla yüzleşmek zorunda. Yeni liderin, bu bölünmüş ülkeyi bir araya getirme, ekonomik toparlanmayı sağlama ve demokratik kurumların güvenilirliğini yeniden tesis etme becerisi, Peru'nun geleceği için hayati önem taşıyacak. Uluslararası toplum da, Latin Amerika'daki bu önemli ülkenin siyasi istikrarını yakından takip etmeye devam edecektir.



