Katalonya (Catalunya) merkezli ırkçılık karşıtı sivil toplum kuruluşu SOS Racisme, 2025 yılında yayımladığı raporunda, 2024 yılına ait verilerle ilgili çarpıcı bir gerçeği ortaya koydu. Kuruluşun açıklamasına göre, ırkçı ayrımcılık mağduru olduğu gerekçesiyle kendileriyle iletişime geçen 583 kişiden, 356'sı ilk kez başvuru yaparken, bu başvurulardan 251'i ırkçılık vakası olarak tanımlandı. Ancak bu vakaların sadece 72'si resmi yollarla şikayet edildi. Bu durum, tespit edilen her 10 ırkçılık vakasından yedisinin şikayet edilmediğini gösteriyor ve örgüt, şikayet etmeme (infradenuncia) oranının her geçen yıl arttığına dikkat çekiyor.
SOS Racisme'in raporu, mağdurların adli sürece olan inanç eksikliği nedeniyle şikayet etmekten vazgeçtiklerini ve bu durumun temel motivasyon kaybına yol açtığını vurguluyor. Özellikle kamu güvenlik güçleri tarafından yapılan ayrımcılıklarda şikayet etmeme oranlarının çok daha yüksek olduğu belirtiliyor. Mağdurlar, olası misilleme korkusu ve yargı sistemine duyulan güvensizlik nedeniyle bu tür vakaları bildirmekten çekiniyorlar. Bu durum, ırkçılıkla mücadelede ciddi bir engel teşkil ederken, adaletin sağlanması önünde önemli bir sorun yaratıyor.
Kuruluşun verilerine göre, 2024 yılı boyunca tespit edilen ırkçılık vakalarının büyük çoğunluğu, %28 ile bireyler arası saldırı veya ayrımcılık şeklinde gerçekleşti. Kamu güvenlik güçlerinin (polis, jandarma vb.) karıştığı ayrımcılık vakaları ise %17 oranında kaydedildi. Bu oranlar, ırkçılığın toplumun farklı katmanlarında ve farklı biçimlerde tezahür ettiğini gözler önüne seriyor. Bireyler arası ırkçılık günlük yaşamın bir parçası haline gelirken, devletin temsilcileri tarafından yapılan ayrımcılık ise sistemik sorunlara işaret ediyor.
Irkçılıkla Mücadelede Şikayet Mekanizmalarının Önemi
SOS Racisme, 1989 yılında Barselona'da (Barcelona) kurulan ve İspanya genelinde ırkçılık ve ayrımcılıkla mücadele eden önemli bir sivil toplum kuruluşudur. Kuruluş, mağdurlara hukuki ve psikolojik destek sağlamanın yanı sıra, kamuoyunda farkındalık yaratmayı ve ayrımcılık karşıtı politikaların geliştirilmesini hedeflemektedir. İspanya, son yıllarda artan göçmen nüfusu ve kültürel çeşitliliği ile birlikte ırkçılık ve yabancı düşmanlığı sorunlarıyla daha fazla yüzleşmektedir. Özellikle Catalunya (Katalonya) gibi özerk bölgelerde, farklı etnik kökenlere sahip toplulukların yoğunluğu, bu tür sorunların daha belirgin hale gelmesine neden olabilmektedir.
İspanya'da ırkçılıkla mücadele, Avrupa Birliği (AB) yasaları ve ulusal mevzuat çerçevesinde yürütülmektedir. İspanyol Ceza Kanunu, ırkçı nefret suçlarını ve ayrımcılığı cezalandıran maddeler içermektedir. Ancak SOS Racisme'in raporu, yasal çerçeveye rağmen, mağdurların adalet arayışında karşılaştıkları engelleri ve sistemik boşlukları gözler önüne sermektedir. Şikayet etmeme oranının yüksekliği, sadece mağdurların yaşadığı travmayı derinleştirmekle kalmıyor, aynı zamanda ırkçı eylemlerin cezasız kalmasına ve bu tür davranışların normalleşmesine zemin hazırlıyor.
Kuruluşun raporu, ırkçılığın sadece bireysel eylemlerden ibaret olmadığını, aynı zamanda kurumsal ve sistemik boyutları olduğunu da gösteriyor. Kamu güvenlik güçleri içindeki ayrımcılık vakaları, devletin temel adalet ve güvenlik sağlama görevini yerine getirmekteki eksiklikleri ortaya koyuyor. Bu durum, özellikle azınlık grupları arasında devlete ve yasalara olan güveni zedeleyerek, toplumsal uyumu tehdit ediyor. İstatistikler, ırkçılığın sadece bir "sosyal sorun" olmanın ötesinde, insan hakları ihlali ve demokratik değerlere yönelik bir tehdit olduğunu kanıtlıyor.
Güven Eksikliği ve Sistemik Engeller
Mağdurların şikayet etmekten vazgeçmesinin ardında yatan temel nedenlerden biri, adli sürecin karmaşıklığı, uzun sürmesi ve sonuç alma ihtimalinin düşük görülmesidir. Birçok mağdur, şikayet sürecinin kendileri için ek bir yük ve stres kaynağı olmasından çekinmektedir. Ayrıca, delil toplama zorluğu, yasal temsil masrafları ve bürokratik engeller de mağdurları caydırıcı faktörler arasında yer almaktadır. Özellikle ekonomik olarak dezavantajlı gruplar veya dil bariyeri yaşayan göçmenler için bu engeller daha da büyüyebilir. Bu durum, mağdurların sessiz kalmasına yol açarak, ırkçı eylemlerin karanlıkta kalmasına neden olmaktadır.
SOS Racisme gibi kuruluşların bu konudaki uyarıları, Türkiye gibi benzer toplumsal çeşitliliğe sahip ülkeler için de ders niteliğindedir. Türkiye'de de ayrımcılıkla mücadelede şikayet mekanizmalarının etkinliği ve mağdurların adalete erişimi konusunda benzer sorunlar yaşanabilmektedir. Irkçılık, etnik ayrımcılık ve yabancı düşmanlığı, küresel bir sorun olup, her ülkenin kendi dinamikleri içinde farklı tezahürlerle ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle, uluslararası işbirliği ve deneyim paylaşımı, ırkçılıkla mücadelede kritik bir öneme sahiptir.
Sonuç olarak, SOS Racisme'in Katalonya'da 2024 yılına ait verilerle yayımladığı rapor, ırkçı ayrımcılıkla mücadelede şikayet etmeme sorununun ciddiyetini bir kez daha ortaya koymuştur. Her 10 vakadan yedisinin resmi yollara taşınmaması, hem mağdurların adaletsizlikle yüzleşmesine neden olmakta hem de ırkçılığın toplumda kök salmasına zemin hazırlamaktadır. Bu durumun üstesinden gelmek için, adli sistemin şeffaflığının ve güvenilirliğinin artırılması, mağdurlara yönelik destek mekanizmalarının güçlendirilmesi ve kamuoyunda ırkçılığa karşı sıfır tolerans kültürünün yerleştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Ancak bu şekilde, daha adil, eşitlikçi ve kapsayıcı bir toplum inşa edilebilir.


