Barselona (Barcelona) Adalet Divanı'nın aldığı son kararla, COVID-19 pandemisi sırasında Katalonya (Catalunya) Sağlık Bakanlığı'nın eski üst düzey yetkilileri, tartışmalı polis aşılama sürecindeki rolleri nedeniyle hapis cezası almaktan kurtuldu. Eski Sağlık Bakanları Josep Maria Argimon ve Alba Vergés dahil olmak üzere beş sanık, başlangıçta "çalışan haklarına karşı suç" işlemekle itham edilmişti. Ancak mahkeme, "Botín Doktrini"ni uygulayarak bu suçu dava dosyasından çıkardı ve böylece sanıkların hapis cezası alma ihtimalini ortadan kaldırdı. Bu karar, İspanya'da özellikle Katalonya'da merkezi ve bölgesel yönetimler arasındaki hassas ilişkiler bağlamında büyük yankı uyandırdı.
Dava, Katalan hükümetinin, İspanyol Ulusal Polisi (Policía Nacional) ve Sivil Muhafız (Guardia Civil) mensuplarının aşılanmasını, yerel ve bölgesel polis güçlerine (Mossos d'Esquadra ve Guardia Urbana gibi) kıyasla kasıtlı olarak geciktirdiği iddiaları üzerine açılmıştı. Savcılık ve halk adına yapılan suçlama, bu durumun ayrımcılık teşkil ettiğini savunuyordu. Ancak Katalan hükümeti, aşılama sürecindeki gecikmenin AstraZeneca aşısıyla ilgili potansiyel tromboz riski nedeniyle alınan ulusal ve uluslararası kararlardan kaynaklandığını belirtmişti. Mahkemenin kararı, davanın seyrini tamamen değiştirirken, yargılamanın idari görevi kötüye kullanma (prevaricación administrativa) suçlamasıyla 15 Temmuz'a kadar devam edeceğini gösteriyor.
Mahkemenin "çalışan haklarına karşı suç" iddiasını düşürme kararı, İspanyol hukuk sistemindeki önemli bir prensip olan "Botín Doktrini"ne dayanıyor. Bu doktrin, savcılığın veya doğrudan etkilenen bir tarafın (bu durumda aşılanması geciken polis memurlarının kendilerinin) suçlamada bulunmadığı durumlarda, sadece halk adına yapılan bir suçlamanın tek başına bir kişiyi hapis cezası gerektiren bir suçtan yargılamak için yeterli olmadığını öngörüyor. Savunma avukatları, hiçbir polis memurunun şahsen şikayette bulunmadığını ve savcılığın da bu suçu desteklemediğini belirterek bu doktrinin uygulanmasını talep etmişti. Mahkeme, bu talebi kabul ederek, eski bakanlar ve diğer sanıklar için istenen üç yıla kadar hapis cezasının önüne geçmiş oldu.
COVID-19 Aşılama Sürecindeki Tartışmalı Kararlar
Davanın temelinde, COVID-19 aşılama kampanyasının başlangıcındaki önceliklendirme stratejileri yatıyor. İspanya Ulusal Sağlık Sistemi Bölgesel Konseyi (Consell Interterritorial del Sistema Nacional de Salut), 9 Şubat 2021'de polis ve itfaiyeciler gibi özel meslek gruplarının AstraZeneca aşısıyla öncelikli olarak aşılanmasına karar vermişti. Katalonya Sağlık Bakanlığı, 12 Şubat'ta bu grupların aşılamasına başlamış, ancak o dönemde AstraZeneca'nın 18-55 yaş aralığıyla sınırlandırılması kararı alınmıştı. Ancak 15 Mart'ta, tromboz riski endişelerinin artması üzerine AstraZeneca aşılamaları tamamen durduruldu. Yasak kalktığında, 60-65 yaş arası bireylerin önceliklendirilmesine karar verildi, bu da yaşlı polis memurlarının genç meslektaşlarından önce aşılanması anlamına geliyordu.
Savcılık, bu süreçte sanıkların, İspanyol Ulusal Polisi ve Sivil Muhafız mensuplarının aşılamalarını "kasıtlı olarak durdurduklarını" iddia ediyor. Savcılık belgelerine göre, o tarihlerde Katalonya'da görev yapan Sivil Muhafız memurlarının sadece %2,8'i ve Ulusal Polis memurlarının %3,6'sı aşılanmışken, Mossos d'Esquadra'nın %77'si ve Barselona Yerel Polisi (Guardia Urbana) ile diğer yerel polis ve itfaiyecilerin %66'sından fazlası aşılanmıştı. Bu oransızlık, Katalan hükümetinin ulusal güvenlik güçlerine karşı ayrımcılık yaptığı iddialarını güçlendirmişti. Katalan hükümeti ise, kararların bilimsel verilere ve ulusal sağlık otoritelerinin tavsiyelerine uygun olarak alındığını savunarak bu iddiaları reddediyor.
Davanın Hukuki ve Siyasi Bağlamı
Bu dava, Katalonya'daki siyasi gerilimin ve bölgesel özerklik ile merkezi hükümet arasındaki yetki tartışmalarının bir yansıması olarak da görülebilir. Katalonya'nın kendi polis gücü olan Mossos d'Esquadra'nın, İspanyol Ulusal Polisi ve Sivil Muhafız'dan daha önce ve daha yüksek oranlarda aşılanması, ayrılıkçı eğilimleri olan Katalan hükümetinin, merkezi devlete ait güvenlik güçlerine karşı kasıtlı bir tavır sergilediği yorumlarına yol açmıştı. Türkiye'de de benzer şekilde, merkezi ve yerel yönetimler arasında yetki ve kaynak dağılımı konularında zaman zaman gerilimler yaşanabilmekte, özellikle kriz dönemlerinde bu tür tartışmalar kamuoyunda geniş yer bulabilmektedir. Sağlık hizmetlerinin yönetimi ve vatandaşlara eşit erişim hakkı, her iki ülkede de hassas ve önemli bir kamuoyu gündemi maddesidir.
Sonuç olarak, Barselona Adalet Divanı'nın "Botín Doktrini"ni uygulayarak hapis cezasını gerektiren suçu düşürmesi, sanıklar için büyük bir hukuki rahatlama sağladı. Ancak, eski sağlık yetkilileri hala idari görevi kötüye kullanma suçlamasıyla karşı karşıya ve bu suçtan mahkumiyet, 12 ila 15 yıl kamu görevinden men cezasıyla sonuçlanabilir. Yargılama süreci devam ederken, bu davanın sadece hukuki değil, aynı zamanda İspanya ve Katalonya arasındaki siyasi ilişkiler açısından da önemli sonuçları olacağı öngörülüyor. Kamuoyu, sağlık krizleri sırasında alınan kararların şeffaflığı ve eşitlik ilkesine uygunluğu konusunda daha fazla güvence talep etmeye devam edecektir.