İspanya Yüksek Mahkemesi (Tribunal Suprem), uzun süredir tartışmalara konu olan af yasasını sekiz Katalan bağımsızlık yanlısı hakkında uygulayarak, bu kişilerin davalarını resmen sona erdirdi. Karar, Avrupa Birliği Adalet Divanı'nın (CJEU) geçtiğimiz hafta verdiği emsal niteliğindeki hükmün ardından geldi ve İspanyol yargısı üzerindeki baskıyı artırdı. Yüksek Mahkeme, daha önce af yasasının anayasaya uygunluğu hakkında Anayasa Mahkemesi'ne (Tribunal Constitucional) yaptığı başvurunun sonucunu bekliyordu. Geçtiğimiz Ekim ayında Anayasa Mahkemesi'nin af yasasını onaylamasının ardından dokuz ay sonra, Yüksek Mahkeme nihayet beklenen adımı attı.
Yüksek Mahkeme, söz konusu dört davayla ilgili kararında, "Bu prosedüre yol açan olayların, af yasasının 1. maddesi kapsamına girdiği konusunda hiçbir şüphe bulunmamaktadır. Dolayısıyla, yasanın nesnel uygulama alanı karşılanmıştır," ifadelerini kullandı. Af yasası kapsamında davaları düşen sekiz kişi arasında, "Procés" (Katalan bağımsızlık süreci) yargılamasının ardından çıkan protestolarda ağırlaştırılmış kamu düzenini bozmaktan mahkum edilen üç gösterici bulunuyor. Ayrıca, 2017'deki bağımsızlık referandumu (1-O) sürecinde okulların kullanılmasını sağlamak için yetkilerini aşan bir belediye başkanı da af kapsamına alındı. Son olarak, Katalonya Parlamentosu (Parlament de Catalunya) Divanı'nın (Mesa del Parlament) dört üyesi, aralarında dönemin Başkanı Roger Torrent'in de bulunduğu bu isimler, daha önce beraat etmelerine rağmen devam eden yargı süreçlerinden de af yasası sayesinde kurtulmuş oldu.
Bu karar, İspanya'da yıllardır süren siyasi ve hukuki gerilimin önemli bir dönüm noktasını temsil ediyor. Af yasası, özellikle 2017'deki bağımsızlık referandumu ve sonrasında yaşanan olaylarla bağlantılı olarak yargılanan veya hüküm giyen binlerce kişiyi kapsıyor. Yasanın yürürlüğe girmesi, Başbakan Pedro Sánchez liderliğindeki İspanya Sosyalist İşçi Partisi'nin (PSOE) azınlık hükümetinin, Katalan bağımsızlıkçı partilerin (ERC ve Junts per Catalunya) desteğini alarak iktidarda kalmasını sağlayan tartışmalı bir siyasi anlaşmanın sonucuydu. Bu durum, İspanyol siyasetinde derin kutuplaşmalara yol açmış ve sağcı muhalefet partileri (PP - Halk Partisi, Vox) tarafından şiddetle eleştirilmişti.
Katalonya Bağımsızlık Süreci ve Af Yasasının Doğuşu
Katalonya'nın İspanya'dan ayrılma yönündeki talepleri, on yıllardır süregelen karmaşık bir siyasi ve kültürel sürecin parçasıdır. Bölgenin kendine özgü dili, kültürü ve ekonomik gücü, bağımsızlık hareketinin temelini oluşturmuştur. 2017 yılında Katalonya Özerk Yönetimi tarafından düzenlenen bağımsızlık referandumu (1-O), İspanya Anayasa Mahkemesi tarafından yasa dışı ilan edilmiş ve İspanyol güvenlik güçlerinin müdahalesiyle büyük gerilimlere sahne olmuştu. Referandumun ardından Katalonya Parlamentosu'nun tek taraflı bağımsızlık ilanı, Madrid hükümetinin Anayasa'nın 155. maddesini devreye sokarak bölgenin özerkliğini askıya almasına ve doğrudan yönetimi ele almasına neden oldu.
Bu olaylar zinciri, aralarında dönemin Katalonya Özerk Yönetimi Başkanı Carles Puigdemont'un da bulunduğu birçok siyasetçi ve aktivistin yargılanmasına, hapse atılmasına veya yurt dışına kaçmasına yol açtı. Yüksek Mahkeme'nin 2019'da bağımsızlık liderlerine verdiği ağır hapis cezaları, Katalonya'da geniş çaplı protestoları tetiklemişti. Af yasası, bu siyasi mahkumiyetlerin ve yargı süreçlerinin yol açtığı sosyal ve siyasal gerilimi azaltma, Katalonya ile merkezi hükümet arasındaki ilişkileri normalleştirme amacı taşıdığı iddia edilse de, muhalefet tarafından "anayasal düzene karşı işlenen suçların affedilmesi" olarak yorumlanarak büyük tepki topladı. Yasanın hazırlanışı ve Meclis'ten geçirilmesi, İspanya'nın hukuk devleti ilkesini zedelediği yönünde eleştirilere maruz kaldı.
Af Yasasının Hukuki ve Siyasi Yankıları
Af yasasının Yüksek Mahkeme tarafından uygulanması, İspanyol yargı sistemi içinde de önemli tartışmaları beraberinde getirdi. Bazı yargı mensupları ve hukukçular, yasanın yargı bağımsızlığını ihlal ettiğini ve yasama organının yargı kararlarını geçersiz kıldığını savunurken, diğerleri bunun siyasi bir soruna siyasi bir çözüm getirme çabası olduğunu belirtiyor. Avrupa Birliği Adalet Divanı'nın kararı, İspanyol yargısının af yasasına karşı direncini kırmada kritik bir rol oynamış gibi görünüyor. Bu karar, İspanya'nın iç hukukunda AB hukukunun üstünlüğünü bir kez daha vurguladı ve ulusal mahkemelerin AB mahkemelerinin kararlarına uyma yükümlülüğünü hatırlattı.
Af yasasıyla birlikte, Carles Puigdemont gibi yurt dışında bulunan bağımsızlık liderlerinin de İspanya'ya dönme ve yargılanma endişesi olmaksızın siyasi hayata katılma yolları açılmış oldu. Bu durum, Katalonya'daki bağımsızlık hareketine yeni bir ivme kazandırabilir veya tam tersine, geçmişteki gerilimlerin yumuşamasına katkıda bulunabilir. Ancak İspanya genelinde, özellikle sağcı seçmenler arasında af yasasına yönelik tepkiler devam ediyor. Bu durum, önümüzdeki seçimlerde siyasi partiler arasındaki kutuplaşmayı daha da derinleştirebilir ve İspanya'nın siyasi manzarasını uzun vadede etkileyebilir. Af yasası, sadece hukuki bir düzenleme olmaktan öte, İspanya'nın ulusal birliğini, adalet sistemini ve siyasi istikrarını derinden etkileyen tarihi bir adım olarak kayıtlara geçti.


