İspanyol yazar ve aktivist Sara Codina, otizm teşhisi konulmadan önceki kırk yıllık yaşamını "Bana ait olmayan bir senaryoyu oynayarak yaşadım" sözleriyle özetliyor. Neurodivina i punt adlı kitabın yazarı Codina'nın bu çarpıcı ifadesi, kadınlarda otizmin sıklıkla gözden kaçırılan ve yanlış anlaşılan doğasını gözler önüne seriyor. Yıllarca kendisini "bozuk bir nörotipik" ya da dünyanın kurallarını anlamakta güçlük çeken "kusurlu bir parça" olarak hisseden Codina'nın deneyimi, birçok kadının yaşadığı sessiz mücadeleyi temsil ediyor.
Topluma uyum sağlamak adına her gün sergilenen bu "tiyatro", kadınlarda otizmin istatistiksel bir nadirlik gibi görünmesine neden oluyor. Oysa gerçekte, bu durum genetik ve sosyal beklentilerle örülü karmaşık bir kalkanın ardında gizleniyor. Kadınlar, sosyal ipuçlarını taklit etme ve "maskeleme" adı verilen davranışları benimseme konusunda erkeklere kıyasla daha başarılı olabiliyorlar. Bu durum, otistik özelliklerin dışarıdan fark edilmesini zorlaştırırken, iç dünyalarında büyük bir yorgunluğa ve kimlik krizine yol açıyor.
Sara Codina'nın yaşadığı gibi, otistik kadınlar genellikle çocukluklarından itibaren çevrelerine uyum sağlamak için yoğun çaba harcarlar. Okulda veya sosyal ortamlarda "tuhaf" görünmemek adına, başkalarının davranışlarını taklit eder, duygularını bastırır ve kendilerini "normal" göstermeye çalışırlar. Bu sürekli rol yapma hali, zamanla tükenmişliğe (burnout), anksiyete bozukluklarına, depresyona ve hatta yeme bozuklukları gibi ek ruh sağlığı sorunlarına yol açabiliyor. Teşhisin geç konulması, bu sorunların derinleşmesine ve bireyin yaşam kalitesinin düşmesine neden oluyor.
Kadınlarda Otizm Tanısının Gecikmesinin Temel Nedenleri
Kadınlarda otizm tanısının bu denli geç ve zor konulmasının ardında yatan birçok bilimsel ve toplumsal neden bulunmaktadır. Tarihsel olarak, otizm araştırmaları ve tanı kriterleri büyük ölçüde erkek çocuklar üzerinde yoğunlaşmıştır. Otizmin "tipik" belirtileri olarak kabul edilen sosyal etkileşimde belirgin zorluklar, tekrarlayıcı davranışlar ve sınırlı ilgi alanları, erkeklerde daha dışa dönük ve fark edilebilir şekillerde ortaya çıkarken, kadınlarda daha içselleştirilmiş ve adapte olmuş biçimlerde kendini gösterebilir.
Örneğin, otistik kız çocukları, sosyal iletişimde yaşadıkları güçlükleri telafi etmek için yaşıtlarını gözlemleyerek ve taklit ederek "sosyal senaryolar" geliştirebilirler. İlgi alanları ise genellikle toplum tarafından daha kabul edilebilir veya "kızlara özgü" görünen alanlara (örneğin, belirli hayvan türleri, ünlüler, edebiyat) kayabilir, bu da onların özel ilgi alanlarının otistik bir özellik olarak algılanmasını engeller. Mevcut tanı kılavuzları olan DSM-5 ve ICD-11'in bu farklı sunumları tam olarak yansıtmaması, klinisyenlerin otistik kadınları teşhis etmede zorlanmasına yol açmaktadır. Son araştırmalar, otizmin erkeklerde kadınlara oranla 4:1 görüldüğü yönündeki eski inancın yanlış olduğunu ve bu oranın aslında 2:1'e, hatta bazı durumlarda 1:1'e kadar yaklaşabileceğini göstermektedir; ancak kadınların büyük bir kısmı teşhis edilmeden kalmaktadır.
İspanya'da ve benzer şekilde Türkiye'de de durum pek farklı değildir. Otizm farkındalığı son yıllarda artmış olsa da, yetişkinlerde, özellikle de kadınlarda otizm tanısı hala büyük bir zorluk teşkil etmektedir. Ülkemizde otizm spektrum bozukluğu (OSB) tanısı genellikle çocukluk çağında konulmakta ve yetişkin otistik bireylerin ihtiyaçlarına yönelik hizmetler sınırlı kalmaktadır. Kadınların "maskeleme" yeteneği ve toplumsal beklentiler, onların otistik özelliklerinin gözden kaçmasına neden olurken, bu durum Türkiye'deki sağlık profesyonelleri arasında da yeterince bilinçlenme olmamasından kaynaklanabilmektedir. Erken ve doğru tanı, bireyin yaşam kalitesini artırmanın yanı sıra, uygun destek hizmetlerine erişimini de kolaylaştırdığı için hayati öneme sahiptir.
Geç Tanının Etkileri ve Farkındalığın Önemi
Kadınlarda otizm tanısının gecikmesi, bireylerin yaşamları üzerinde derin ve olumsuz etkilere sahiptir. Uzun yıllar boyunca kendilerini "farklı" veya "kusurlu" hisseden bu kadınlar, kronik yalnızlık, düşük benlik saygısı ve kimlik karmaşası yaşayabilirler. Teşhisin yetişkinlikte gelmesi, bir yandan rahatlama ve kendini anlama hissi yaratırken, diğer yandan "neden daha önce kimse fark etmedi?" sorusuyla gelen bir yas ve öfke sürecini de beraberinde getirebilir. Bu durum, geçmişteki deneyimlerini yeniden yorumlamalarına ve hayatlarının büyük bir bölümünü yanlış bir kimlikle yaşadıklarını fark etmelerine neden olur.
Bu nedenle, otizm spektrumunun kadınlardaki farklı sunumları hakkında farkındalığın artırılması büyük önem taşımaktadır. Sağlık profesyonellerinin, eğitimcilerin ve ailelerin, otistik kadınların deneyimlerini anlamak ve tanı kriterlerini bu farklılıkları kapsayacak şekilde genişletmek için eğitilmesi gerekmektedir. Sara Codina gibi aktivistlerin ve yazarların hikayeleri, otizmin yalnızca erkeklere özgü bir durum olmadığı, aksine tüm spektrum boyunca çeşitlilik gösteren nörolojik bir farklılık olduğu gerçeğini vurgulamaktadır. Toplumsal kabul ve anlayış, otistik kadınların kendilerini gizlemek zorunda kalmadan, otantik benlikleriyle yaşayabilmeleri için elzemdir.

