Barselona'daki önemli sağlık kuruluşlarından Hospital Vall d'Hebron'un psikiyatri bölüm başkanı psikiyatrist Gemma Parramon Puig, kadın sağlığı alanındaki köklü bir yanılgıya dikkat çekiyor. Puig'in yeni kitabı Será por las hormonas (Vergara Yayınevi), kadınların yaşadığı pek çok rahatsızlığın "hormonlara" bağlanarak geçiştirilmesinin, aslında onlarca yıldır süregelen bir tıbbi önyargıyı gizlediğini ortaya koyuyor. Bu önyargı, erkek bedenini standart kabul eden bir tıp anlayışının kadın hastalıklarının teşhisini geciktirmesine, sosyal sorunları tıbbileştirmesine ve kadın sağlığını görünmez kılmasına yol açmıştır.
Psikiyatrist Puig, eserinde, kadınların yaşadığı fiziksel ve ruhsal şikayetlerin sıklıkla hormonal dengesizliklere indirgenmesinin, daha derin ve yapısal sorunları gözden kaçırdığını vurguluyor. Ona göre, bu durum, tıp biliminin uzun süre erkek vücudunu "norm" olarak kabul etmesinden kaynaklanan sistematik bir hatanın sonucudur. Bu yaklaşım, kadınların kendilerine özgü fizyolojilerini ve deneyimlerini göz ardı eden, tek tip bir tedavi ve teşhis modelinin oluşmasına neden olmuştur.
Erkek Bedeninin Standart Kabul Edilmesi ve Sonuçları
Tıp tarihine bakıldığında, klinik araştırmaların ve ilaç testlerinin büyük çoğunluğunun erkek denekler üzerinde yapıldığı görülmektedir. Bu durum, kadınların ilaçlara farklı tepkiler verebileceği veya hastalık semptomlarının erkeklerden farklı seyredebileceği gerçeğinin uzun süre göz ardı edilmesine yol açmıştır. Örneğin, kalp krizi belirtileri kadınlarda erkeklerden farklılık gösterebilir; ancak standart eğitimler genellikle erkeklerde görülen semptomlara odaklanır. Bu durum, kadınların kalp krizi teşhislerinin gecikmesine veya yanlış teşhis edilmesine neden olabilir.
Gemma Parramon Puig, bu "erkek odaklı" tıp anlayışının, kadınların yaşadığı kronik ağrılar, otoimmün hastalıklar ve bazı ruhsal rahatsızlıklar gibi durumların teşhisini de olumsuz etkilediğini belirtiyor. Endometriozis gibi kadınlara özgü rahatsızlıkların teşhisinin ortalama yedi ila on yıl sürmesi, bu önyargının somut bir göstergesidir. Kadınların ağrıları sıklıkla psikolojik veya hormonal nedenlere bağlanarak küçümsenirken, erkeklerin benzer semptomları daha ciddiye alınabilmektedir. Bu durum, kadınların uzun süreli acı çekmelerine ve yaşam kalitelerinin düşmesine yol açmaktadır.
Cinsiyet ve Toplumsal Cinsiyet Perspektifinin Önemi
Puig, daha iyi bir tıp anlayışı için cinsiyet ve toplumsal cinsiyet perspektifinin tıp eğitimine, araştırmalara ve klinik uygulamalara entegre edilmesinin hayati önem taşıdığını savunuyor. Bu perspektif, sadece biyolojik farklılıkları (cinsiyet) değil, aynı zamanda toplumsal rollerin, beklentilerin ve kültürel faktörlerin (toplumsal cinsiyet) sağlık üzerindeki etkilerini de dikkate almayı gerektirir. Örneğin, kadınların üzerindeki bakım yükü, ekonomik eşitsizlikler veya şiddet gibi toplumsal cinsiyet rolleriyle ilişkili faktörler, onların ruhsal ve fiziksel sağlıklarını doğrudan etkileyebilir; ancak bu faktörler genellikle "hormonal dengesizlik" gibi basit açıklamalara indirgenir.
Bu yaklaşım, kadınların yaşadığı sosyal sorunların tıbbileştirilmesine de zemin hazırlamaktadır. İş yerinde karşılaşılan ayrımcılık, ev içi şiddet veya yoksulluk gibi stres faktörlerinin neden olduğu depresyon veya anksiyete gibi durumlar, sıklıkla "hormonal" veya "psikolojik" bir sorun olarak etiketlenerek, altta yatan toplumsal nedenler göz ardı edilir. Bu durum, kadınların sorunlarının kişiselleştirilmesine ve sistemik çözümler yerine bireysel tıbbi müdahalelere yönelmesine neden olur.
Küresel Bir Sorun ve Türkiye Bağlantısı
İspanya'da, özellikle Catalunya (Katalonya) bölgesindeki Hospital Vall d'Hebron gibi öncü kurumlarda bu tür tartışmaların başlaması, konunun küresel bir sağlık meselesi olduğunu gösteriyor. Türkiye'de de benzer sorunlar gözlemlenmektedir. Kadın hastalıkları ve doğum uzmanları, psikiyatristler ve aile hekimleri, kadın hastaların şikayetlerini değerlendirirken benzer önyargılarla karşılaşabilmektedir. Özellikle kırsal bölgelerde veya eğitim seviyesinin düşük olduğu kesimlerde, kadınların sağlık sorunları daha çok "kadınlık halleri" veya "hormonlar" gibi basmakalıp ifadelerle açıklanmaya çalışılabilmektedir. Türkiye'de de tıp eğitiminin ve sağlık politikalarının bu cinsiyet ve toplumsal cinsiyet perspektifini daha fazla içermesi, kadınların daha doğru teşhis ve tedaviye erişimini sağlayacaktır.
Sonuç olarak, Gemma Parramon Puig'in çalışmaları, tıp dünyasında köklü bir paradigma değişimine duyulan ihtiyacı ortaya koymaktadır. Kadın sağlığının sadece hormonal bir mesele olmadığını, biyolojik, psikolojik ve sosyokültürel faktörlerin karmaşık bir etkileşiminden kaynaklandığını kabul etmek, daha adil, etkili ve insancıl bir sağlık hizmeti sunmanın anahtarıdır. Bu, sadece kadınların değil, tüm toplumun sağlığını iyileştirecek bir yaklaşımdır ve tıp profesyonellerinin, araştırmacıların ve politika yapıcıların ortak çabasını gerektirmektedir.



