İspanyol sinema ve tiyatrosunun yaşayan efsanelerinden, duayen aktör ve yönetmen José Sacristán, 89. yaş gününü kutlamasından kısa bir süre sonra, Barselona'daki Teatre Romea (Roma Tiyatrosu) sahnesinde sanatseverlerle buluştu. Sacristán, akıl hocası ve yakın dostu Fernando Fernán Gómez'in çocukluk ve gençlik anılarını konu alan "El hijo de la cómica" (Komedyenin Oğlu) adlı tek kişilik oyunu hem yönetiyor hem de başarıyla sahneliyor. Ekim ayının ilk haftasına kadar sürecek olan bu özel performans, usta sanatçının sahnedeki bitmeyen tutkusunu ve derin sanatsal bakış açısını bir kez daha gözler önüne seriyor.
Sacristán, "La brama" programına verdiği röportajda, Fernán Gómez'den öğrendiklerinin mesleki hayatındaki yerini vurguladı. "Ondan öğrendiğim bir şey varsa, o da bu ülkede bu mesleği, kendini beğenmişliğe kapılmadan icra etmekti" diyen Sacristán, kariyerinden duyduğu memnuniyeti dile getirse de, sektördeki bazı sorunlara da dikkat çekti: "Şikayet edemem, işime ilgi duyan ve istediğimi yapmama izin veren çok sayıda insan var, ancak çok sayıda bozuk oyuncak var." 27 Eylül'de 89 yaşına giren Sacristán, sahnelere veda etme gibi bir düşüncesinin olmadığını da net bir şekilde ifade etti. "Eğlendiğim ve başkasına olmadığım kişi olduğumu inandırmaya devam edebildiğim sürece orada olacağım. Ama ısrar etmeyeceğim: eğlenmediğim zaman evimde kalırım" sözleriyle, sanatına olan bağlılığını ve samimiyetini ortaya koydu.
"El hijo de la cómica", Sacristán'ın kariyerindeki en kişisel çalışmalarından biri olarak öne çıkıyor. Oyun, Fernán Gómez'in "El tiempo amarillo" başlıklı anılarının ilk bölümünü, Sacristán'ın onunla yaptığı sohbetlerden hatırladıklarıyla ve Gómez'in kendi döneminin İspanya'sına bakış açısıyla harmanlıyor. Sacristán, sadece eseri yönetmekle kalmıyor, aynı zamanda sahnede tek başına 15 farklı karakteri canlandırarak yeteneğinin sınırlarını zorluyor. Oyuncunun metni de kendi kaleminden çıkması, esere kişisel dokunuşunu daha da güçlendiriyor.
Bir Ustanın Mirası ve Sahne Arkası Felsefesi
José Sacristán'ın bu hikayeyi anlatmaya kendini yetkili görmesinin ardında, Fernán Gómez ile olan derin bağı ve ortak sanatsal geçmişleri yatıyor. Özellikle 1987 yılında üç Goya Ödülü kazanan, Fernán Gómez'in yönetip başrolünde oynadığı ve Sacristán'ın da önemli bir rol üstlendiği "El viaje a ninguna parte" (Hiçbir Yere Yolculuk) filmi bu bağlamda büyük önem taşıyor. Bu film, eski zamanlarda köy köy dolaşarak tiyatro gösterileri sunan, gezgin tiyatrocular anlamına gelen "cómicos de la legua" (bir liglik komedyenler) yaşamını yansıtır. "El hijo de la cómica" da tam da bu filmden alınan görüntülerle başlıyor ve iki usta sanatçının ortak ruhunu sahneye taşıyor.
Sacristán, sahne korkusu yaşayıp yaşamadığı sorusuna, hiçbir zaman böyle bir deneyim yaşamadığını, ancak "felç edici olmaması gereken bir tedirginlik" duyduğunu belirtti. Bu tedirginliğin amacının, o gün sahnede yaşananların ne bir gün önce ne de bir gün sonra yaşanmamasını sağlamak olduğunu ifade etti. "Sahneye çıktığınızda her zaman bir risk aldığınızı bilmelisiniz; profesyonellik ve deneyime güvenemezsiniz, çünkü bu sizi iyi ama tahmin edilebilir işler yapmaya götürür. Risk almak zorundasınız" sözleriyle, sanatın ve yaşamın dinamik doğasına dair felsefesini ortaya koydu. Bu yaklaşım, Sacristán'ın kariyeri boyunca sürekli kendini yenilemesini ve farklı rollerle izleyici karşısına çıkmasını sağlayan temel motivasyonlardan biri olmuştur.
Sanatın Toplumsal Sorumluluğu ve Sacristán'ın Uyarısı
José Sacristán, sadece sanatıyla değil, toplumsal konulardaki duyarlılığıyla da tanınan bir isim. Röportajında özellikle faşizmin yeniden yükselişi konusunda uyarıda bulunarak, "Bu canavarın yeniden doğuşu konusunda uyarmak isterim" dedi. Halkı "bu sefil peygamberler tarafından kandırılmamaya" çağıran usta oyuncu, "başka sesler aramalarını ve bu diğer seslerin sahip olduklarından daha fazla otoriteye sahip olmasını sağlamalarını" istedi. İspanya'nın Franco dönemi gibi acı dolu bir geçmişi göz önüne alındığında, Sacristán'ın bu uyarısı büyük bir anlam taşıyor ve sanatçıların toplumsal sorumluluklarını hatırlatıyor. Sanatın sadece eğlence değil, aynı zamanda bir uyarı ve farkındalık aracı olabileceğini güçlü bir şekilde vurguluyor.
Sacristán'ın bu çağrısı, günümüzde küresel çapta yükselişte olan aşırı sağ akımlar ve popülist söylemler karşısında sanatın ve entelektüellerin üstlenmesi gereken rolü açıkça ortaya koyuyor. İspanyol sanat dünyasının bu tür toplumsal meselelere duyarlılığı, ülkenin yakın tarihindeki siyasi çalkantılarla da yakından ilişkilidir. Türkiye'de de benzer dönemlerde sanatçıların toplumsal meselelerdeki duruşları ve uyarıları, sanatın dönüştürücü gücünü göstermiştir. Sacristán'ın "Durum kötü, ama umudumuzu kaybetmeyelim" şeklindeki kararlı sözleri, sanatın aydınlatıcı rolüne olan inancını ve geleceğe dair umudunu koruduğunu gösteriyor. Bu, sadece bir sanatçının kişisel görüşü değil, aynı zamanda tüm sanat camiasına ve topluma yapılan güçlü bir çağrıdır.



