Geçtiğimiz pazar günü İsveç'te gerçekleştirilen genel seçimler, ülkenin siyasi sahnesinde belirgin bir kazanan ortaya koymasa da, net kaybedenleri gözler önüne serdi. Seçim sonuçları, özellikle aşırı sağcı İsveç Demokratları (SD) ve ülkenin köklü partilerinden Sosyal Demokrat Parti için önemli değişimlere işaret ediyor. Aşırı sağ, 2010 yılında parlamentoya ilk kez girmesinden bu yana ilk kez gerileyerek ikinci parti unvanını kaybetti. Bu durum, İsveç siyasetinde göçmen karşıtı ve milliyetçi söylemlerle yükselen bir partinin ivme kaybetmesi açısından dikkat çekici bir gelişme olarak yorumlanıyor.
Öte yandan, ülkenin en büyük siyasi gücü olmaya devam eden Sosyal Demokrat Parti de tarihinin en kötü sonuçlarından birini alarak şaşkınlık yarattı. Evrensel oy hakkının İsveç'te uygulanmaya başlamasından bu yana geçen bir asırlık süreçte, partinin bu denli düşük bir oy oranına ulaşması, İsveç refah devleti modelinin ve sosyal demokrat ideolojinin karşılaştığı zorlukları bir kez daha gözler önüne serdi. Bu sonuçlar, ülkenin gelecekteki hükümetini kurma sürecini oldukça karmaşık hale getirirken, siyasi partiler arasında yeni ittifak arayışlarını da beraberinde getirecek gibi görünüyor.
İsveç Demokratları (SD), özellikle göçmen krizi ve entegrasyon sorunlarının yoğunlaştığı dönemlerde popülaritesini artırmıştı. Parti, sıkı göç politikaları ve ulusal kimliğin korunması üzerine kurulu söylemleriyle geniş bir seçmen kitlesine ulaşmış, 2018 seçimlerinde büyük bir sıçrama yaparak ülkenin ikinci büyük partisi konumuna gelmişti. Ancak son seçimlerde yaşanan bu gerileme, partinin seçmen tabanında bir doygunluk veya hayal kırıklığı yaşandığına işaret edebilir. Analistler, diğer merkez sağ partilerin de SD'nin bazı söylemlerini benimsemesinin, aşırı sağın tekelleşmiş konumunu zayıflatmış olabileceğini belirtiyor.
Sosyal Demokrat Parti'nin yaşadığı düşüş ise daha derin yapısal sorunlara işaret ediyor. Uzun yıllar İsveç siyasetine damga vuran ve refah devletinin mimarı olan bu parti, son dönemde artan suç oranları, sağlık ve eğitim sistemindeki aksaklıklar ve göçmen entegrasyonu gibi konularda seçmenlerin beklentilerini karşılayamamış gibi görünüyor. Partinin geleneksel seçmen tabanı, bu sorunlar karşısında farklı siyasi alternatiflere yönelmiş veya sandığa gitmekten vazgeçmiş olabilir. Bu durum, Avrupa genelinde sosyal demokrat partilerin yaşadığı erozyonun bir yansıması olarak da değerlendirilebilir.
İsveç Siyasetinde Aşırı Sağın Yükselişi ve Gerilemesi
İsveç Demokratları'nın (SD) yükselişi, Avrupa'daki genel aşırı sağ dalgasının bir parçasıydı. 2010 yılında Riksdag'a (İsveç Parlamentosu) ilk kez giren parti, o dönemde %5,7 oy oranıyla siyasi bir aktör haline geldi. Sonraki seçimlerde bu oran sürekli artarak 2018'de %17,5'e ulaşmış ve partiyi ülkenin ikinci büyük gücü yapmıştı. SD'nin ana argümanları, artan göçün İsveç'in kültürel kimliğini tehdit ettiği, suç oranlarını yükselttiği ve refah devletine yük olduğu yönündeydi. Bu söylemler, özellikle kırsal bölgelerde ve işçi sınıfı arasında karşılık buldu.
Ancak son seçimlerdeki gerileme, bu yükselişin bir duraklama noktasına geldiğini gösteriyor. Uzmanlar, bu düşüşün birkaç nedeni olabileceğini öne sürüyor. Birincisi, diğer merkez sağ partilerin (özellikle Moderatlar) SD'nin göç ve asayişle ilgili bazı politikalarını kendi programlarına dahil etmesi, aşırı sağın "tek çözüm" olma imajını zayıflatmış olabilir. İkincisi, partinin liderlik kadrosu içindeki bazı tartışmalar ve geçmişteki aşırı uç bağlantılarının zaman zaman gündeme gelmesi, seçmen nezdinde güven kaybına yol açmış olabilir. Üçüncüsü, İsveç'in gündeminde pandemi sonrası ekonomik toparlanma, enerji krizi ve NATO üyeliği gibi konuların öne çıkması, göçmenlik meselesinin tek başına belirleyici olmaktan çıkmasına neden olmuş olabilir. Bu durum, aşırı sağın Avrupa'daki diğer örneklerinden (örneğin İspanya'daki Vox veya Almanya'daki AfD) farklı bir seyir izlediğini gösteriyor; zira bu partiler bazı ülkelerde hala yükselişte.
Seçim Sonuçlarının Siyasi Analizi ve Gelecek Senaryoları
İsveç seçimleri, parlamentoda net bir çoğunluğun oluşmadığı, oldukça parçalı bir tablo ortaya koydu. Ne sağ ne de sol blok, tek başına hükümet kurabilecek sandalye sayısına ulaşabildi. Bu durum, İsveç'in yakın tarihinde sıkça karşılaşılan azınlık hükümetleri veya geniş koalisyonlar olasılığını güçlendiriyor. Hükümet kurma süreci, partiler arasında uzun ve zorlu müzakerelere sahne olabilir. Sosyal Demokratlar'ın liderliğindeki sol blok ile Moderatlar'ın liderliğindeki sağ blok arasındaki farkın çok az olması, siyasi istikrarsızlık endişelerini artırıyor.
Bu seçim sonuçları, İsveç'in iç ve dış politikalarında önemli etkiler yaratabilir. Azınlık hükümetleri, karar alma süreçlerini yavaşlatabilir ve önemli reformların hayata geçirilmesini zorlaştırabilir. Özellikle ülkenin NATO üyeliği süreci ve Avrupa Birliği içindeki rolü gibi dış politika konularında, istikrarlı bir hükümetin olmaması belirsizlik yaratabilir. Aşırı sağın gerilemesi, bazı çevrelerce İsveç'in daha kapsayıcı ve liberal bir yöne kaydığı şeklinde yorumlansa da, Sosyal Demokratlar'ın tarihsel düşüşü, ülkenin refah devleti modelinin geleceği ve sosyal uyum konularında ciddi tartışmaları tetikleyecektir. Türkiye'deki siyasi tartışmalarda da sıkça referans gösterilen İsveç modeli, bu seçim sonuçlarıyla birlikte yeni bir dönemece girmiş gibi görünüyor.



