Güney Lübnan, bir kez daha İsrail'in yoğun bombardımanlarının hedefi oldu ve bölgedeki altyapı büyük zarar gördü. Özellikle Sur (Tyre) yakınlarındaki köylerde yaşayan binlerce sivil, evlerini terk etmek zorunda kalırken, yıkılan köprüler ve yollar, bu insanların geri dönüş umutlarını da ortadan kaldırdı. Sara Ajami ve ailesi gibi bölge sakinleri, geçmiş çatışmalardan edindikleri acı tecrübelerle, can güvenliklerini hiçe sayarak kaçış yollarındaki yoğunluktan kaçınmaya çalışıyor. Bu son saldırılar, Gazze Savaşı'nın gölgesinde tırmanan bölgesel gerilimin Lübnan üzerindeki yıkıcı etkisini bir kez daha gözler önüne seriyor.
Sara Ajami'nin hikayesi, Güney Lübnan'da yaşanan insani dramın sadece küçük bir kesiti. Ailesiyle birlikte defalarca evlerini terk etmek zorunda kalan Ajami, 2006'daki çatışmalarda 15 saatlik bir kuyrukta bekleyerek güvenli bölgeye ulaşabildiklerini anlatıyor. Mart 2024'teki son İsrail saldırılarında ise, aynı çileyi tekrar yaşamamak adına bir gece daha tehlikenin ortasında kalmayı göze alarak, yolların boşalmasını beklediler. Bu durum, bölge halkının savaşın acımasız döngüsüne ne denli adapte olmak zorunda kaldığını ve her yeni çatışmada hayatta kalma stratejilerini nasıl geliştirdiklerini gösteriyor.
İsrail'in hava saldırıları ve topçu atışları, sadece askeri hedefleri değil, aynı zamanda sivil altyapıyı da hedef alarak Lübnan'ın güneyini adeta bir harabeye çevirdi. Yıkılan köprüler, ana yolların tahrip olması, bölgenin kuzeyle olan bağlantısını kopararak insani yardımın ulaşımını da ciddi şekilde engelliyor. Bu durum, zaten kırılgan bir ekonomiye sahip olan Lübnan için milyarlarca Euro'luk (Avro) bir yeniden inşa maliyeti anlamına gelirken, yerinden edilen yüz binlerce insanın evlerine dönüşünü de imkansız hale getiriyor. Bölge halkı, "İsrail tüm köprüleri yıktı, evimize dönüş yolu artık yok" feryadıyla yaşadıkları çaresizliği dile getiriyor.
Saldırıların neden olduğu yıkım, gıda, su ve ilaç gibi temel ihtiyaçlara erişimi zorlaştırarak, bölgedeki insani krizi derinleştiriyor. Birleşmiş Milletler ve çeşitli insani yardım kuruluşları, yerinden edilenlerin acil ihtiyaçlarını karşılamak için çabalasa da, devam eden çatışmalar ve altyapıdaki tahribat, bu çabaları sekteye uğratıyor. Lübnan hükümeti, uluslararası toplumu İsrail'in saldırılarını durdurmaya ve ülkenin yeniden inşasına destek olmaya çağırırken, bölgedeki güvenlik durumu her geçen gün daha da kötüleşiyor.
Bölgesel Gerilimin Gölgesinde Lübnan
İsrail ile Lübnan arasındaki gerilim, uzun bir geçmişe dayanmakla birlikte, özellikle 7 Ekim 2023'te başlayan Gazze Savaşı'nın ardından eşi benzeri görülmemiş bir tırmanış yaşadı. İsrail, Gazze'deki Hamas'a yönelik operasyonlarını sürdürürken, kuzey sınırında da İran destekli Hizbullah örgütüyle çatışmaya başladı. Hizbullah, Gazze'ye destek amacıyla İsrail hedeflerine yönelik saldırılarını artırırken, İsrail de buna misilleme olarak Lübnan topraklarındaki Hizbullah mevzilerini ve altyapısını hedef aldı. Bu karşılıklı saldırılar, binlerce Lübnanlı ve İsraillinin sınır bölgelerinden tahliye edilmesine neden oldu.
Lübnan, yıllardır süregelen siyasi istikrarsızlık, ekonomik kriz ve Suriye'deki iç savaşın etkileriyle mücadele eden bir ülke. Halihazırda yaklaşık 1.5 milyon Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapan Lübnan'ın, kendi vatandaşlarının da yerinden edilmesiyle başa çıkması giderek zorlaşıyor. İsrail'in son saldırıları, ülkenin zaten çökmüş durumdaki ekonomisine ağır bir darbe vurarak, toparlanma umutlarını daha da azaltıyor. Bölgedeki uzmanlar, İsrail ile İran arasındaki vekalet savaşının Lübnan üzerinden yürütülmesinin, ülkeyi daha büyük bir felaketin eşiğine getirebileceği konusunda uyarıyor.
Geleceğe Yönelik Etkiler ve Türkiye'nin Rolü
Güney Lübnan'daki altyapının hedef alınması ve sivillerin yerinden edilmesi, sadece mevcut insani krizi derinleştirmekle kalmıyor, aynı zamanda bölgenin uzun vadeli istikrarı üzerinde de ciddi olumsuz etkiler yaratıyor. Yıkılan köprüler, okullar ve hastaneler gibi temel hizmet binalarının yeniden inşası yıllar alacak ve büyük maliyetler gerektirecek. Bu durum, Lübnan'ın ekonomik toparlanmasını geciktirirken, yerinden edilen halkın travmasını ve çaresizliğini de artıracak. Evlerine dönemeyen binlerce kişi için belirsizlik ve umutsuzluk hakim olacak.
Türkiye, tarihsel ve kültürel bağları güçlü olduğu Lübnan'daki gelişmeleri yakından takip ediyor. Ankara, bölgesel barış ve istikrarın sağlanması adına çatışmaların durdurulması ve gerilimin azaltılması yönünde uluslararası topluma çağrılarda bulunuyor. Türkiye, Birleşmiş Milletler Barış Gücü UNIFIL bünyesinde Lübnan'da görev yapan askeri unsurlarıyla da bölgedeki istikrara katkı sağlamaya çalışıyor. Ayrıca, insani yardım kuruluşları aracılığıyla Lübnan halkına destek olmaya devam eden Türkiye, bu zorlu süreçte Lübnan'ın yanında durduğunu her fırsatta gösteriyor. Ancak, bölgesel aktörlerin ve uluslararası güçlerin daha kapsamlı ve koordineli bir çaba göstermeden, Lübnan'daki bu yıkımın önüne geçmek ve kalıcı bir barış sağlamak mümkün görünmüyor.



