İspanya yargı sistemi, son bir yıldır çocuk ve ergen mağdurların suçlarını soruşturmaya odaklanan yeni bir uzmanlık alanıyla tanışmış durumda. Ancak bu yeni yapılanma, yetki sınırları konusunda önemli belirsizlikleri beraberinde getirerek yargı (judicatura) ve Kamu Savcılığı (Fiscalia) arasında ciddi anlaşmazlıklara yol açtı. Özellikle çocukken cinsel istismara uğrayan ancak bu durumu yetişkinliklerinde ihbar eden mağdurların dosyalarının hangi mahkemeler tarafından ele alınması gerektiği, sistemdeki en büyük çıkmazlardan biri haline geldi. Barselona'dan bir yargıcın yakın zamanda verdiği bir karar, bu karmaşayı bir kez daha gözler önüne serdi ve adaletin sağlanması önündeki engelleri tartışmaya açtı.
Söz konusu uzmanlaşmayı tasarlayan yasa, çocuklara yönelik cinsel saldırıların yeni kurulan bu ihtisas mahkemelerinin mi yoksa tüm cinsel suçları kapsayacak şekilde yetkilendirilen kadınlara yönelik şiddet mahkemelerinin mi görev alanına gireceğini açıkça belirtmedi. Aynı yasal reform, kadınlara yönelik şiddet mahkemelerine tüm cinsel suçlar üzerindeki yetkiyi devretmişti. Bu çifte yetkilendirme, özellikle mağdurların olayı yıllar sonra, yetişkin olduklarında bildirmesi durumunda hangi mahkemenin yetkili olacağı konusunda büyük bir boşluk yarattı. Bu durum, mağdurların adalet arayışını zorlaştıran ve sürecin uzamasına neden olan bürokratik engeller oluşturuyor.
Barselona'daki bir yargıcın, çocuklukta yaşanan cinsel saldırıların yetişkinlikte ihbar edilmesiyle ilgili bir kararda, bu yetki karmaşasına dikkat çekmesi, konunun aciliyetini bir kez daha gündeme getirdi. Yargıç, mevcut yasal çerçevedeki belirsizliğin, mağdurların haklarını koruma ve adaleti hızlı bir şekilde sağlama kapasitesini zayıflattığını vurguladı. Bu tür davalarda zamanın önemi ve mağdurların travmatik deneyimlerinin hassasiyetle ele alınması gerektiği göz önüne alındığında, yargı kurumları arasındaki bu "topu taca atma" durumu, ciddi endişelere neden oluyor.
İspanya'da Yargı Reformları ve Çocuk Koruması
İspanya, son yıllarda yargı sistemini modernize etme ve özellikle savunmasız grupların korunmasını güçlendirme yönünde önemli adımlar attı. Bu reformların başında, çocukların ve ergenlerin şiddete karşı kapsamlı bir şekilde korunmasını amaçlayan "Çocukluk ve Ergenlik Döneminde Şiddete Karşı Kapsamlı Koruma Organik Kanunu" (Ley Orgánica 8/2021, de protección integral a la infancia y la adolescencia frente a la violencia - LOPIVI) gelmektedir. Bu yasa, çocuk mağdurların özel ihtiyaçlarını karşılamak üzere uzmanlaşmış mahkemelerin ve savcılık birimlerinin kurulmasını öngörüyor. Amaç, çocukların yargı sürecinde ikincil mağduriyet yaşamasını engellemek, onlara dostane bir ortam sağlamak ve delillerin hassasiyetle toplanmasını temin etmektir. Ancak, yasanın uygulanmasında ortaya çıkan yetki sorunları, iyi niyetli bu çabaların etkinliğini sorgulatıyor.
Kadınlara yönelik şiddet mahkemeleri (juzgados de violencia sobre la mujer) ise başlangıçta cinsiyet temelli şiddetle mücadele etmek üzere kurulmuştu. Ancak son reformlarla birlikte, tüm cinsel suçların soruşturma ve yargılama yetkisi bu mahkemelere devredildi. Bu durum, çocukken yaşanan istismar vakalarının yetişkinlikte ihbar edilmesi durumunda, mağdurun cinsiyetine bakılmaksızın bu mahkemelerin mi, yoksa çocuklara özel yeni mahkemelerin mi yetkili olacağı sorusunu ortaya çıkardı. İspanya'da bu tür davaların yargılama süresi ve karmaşıklığı, mağdurların psikolojik sağlığı üzerinde derin etkiler bırakabiliyor. Uzmanlar, bu belirsizliğin adalet arayışında olan mağdurlar için ek bir yük oluşturduğunu ve yargı süreçlerinin uzamasına neden olduğunu belirtiyorlar. Türkiye'de de benzer şekilde çocuk istismarı davalarında uzmanlaşmış birimler ve savcılar bulunsa da, yetki ve koordinasyon sorunları zaman zaman gündeme gelebilmektedir. Avrupa Birliği genelinde ise çocuk dostu adalet sistemleri oluşturma çabaları devam etmekte, ancak her ülkenin kendi yargı yapısı içinde farklı uygulamalar görülmektedir.
Yetki Karmaşasının Sonuçları ve Çözüm Önerileri
Yargı kurumları arasındaki bu yetki karmaşası, çocuklukta cinsel istismara uğramış ve yıllar sonra konuşmaya karar vermiş yetişkin mağdurlar için ciddi sonuçlar doğurmaktadır. Birincisi, davanın hangi mahkemede görüleceğine dair belirsizlik, hukuki sürecin uzamasına ve mağdurların adalet arayışında yıpranmasına yol açar. İkincisi, her iki mahkeme türünün de farklı uzmanlık alanları ve yaklaşımları olduğundan, yanlış mahkemeye yönlendirilen bir mağdur, ihtiyacı olan özel desteği ve anlayışı bulamayabilir. Bu durum, mağduriyetin yeniden yaşanmasına (re-victimization) neden olabilir. İspanya'da çocuklara yönelik cinsel istismar vakalarının sayısında artış yaşanması ve bu vakaların büyük bir kısmının yıllar sonra ortaya çıkması, bu yetki sorununu daha da kritik hale getirmektedir. Örneğin, Avrupa'da yapılan araştırmalar, çocuk istismarı mağdurlarının %50'den fazlasının yaşadıklarını ancak yetişkinliklerinde ifşa edebildiğini göstermektedir.
Bu çıkmazın aşılması için yasal düzenlemelerde acilen netliğe kavuşturulması gerekmektedir. Yargı ve savcılık kurumları arasında, bu tür vakaların hangi kriterlere göre hangi mahkemeye yönlendirileceğini belirleyen açık protokoller ve yönergeler oluşturulmalıdır. Ayrıca, her iki mahkeme türündeki yargıç ve savcıların, çocuk istismarı ve travma konusunda özel eğitimler alması, mağdur odaklı bir yaklaşım benimsemeleri büyük önem taşımaktadır. Unutulmamalıdır ki, bu davaların temel amacı adaletin sağlanmasının yanı sıra, mağdurların iyileşme süreçlerine katkıda bulunmak ve onların haklarını en üst düzeyde korumaktır. Yargı sistemindeki bu tür yetki anlaşmazlıkları, mağdurların adalete olan inancını sarsmakla kalmayıp, toplumun en savunmasız kesimlerini koruma kapasitesini de zayıflatmaktadır. İspanya'nın bu konuda atacağı adımlar, diğer ülkeler için de örnek teşkil edecektir.



