İspanya Yüksek Mahkemesi (Tribunal Supremo), 29 Kasım'da yapılması planlanan seçimlerde kimlerin oy kullanabileceğine dair kritik bir kararın eşiğinde bulunuyor. Mahkeme, "Demokratik Bellek Yasası" (Ley de Memoria Democrática) kapsamında vatandaşlık alan binlerce kişinin oy hakkını askıya alan bir ara tedbir kararı almıştı. Ancak seçim listelerinin (cens) bu karardan önce, yani iki ay önce kesinleşmiş olması, ülkedeki siyasi arenada büyük bir tartışma yarattı. İktidardaki PSOE (İspanya Sosyalist İşçi Partisi) hükümeti ile muhalefet partileri PP (Halk Partisi) ve Vox arasındaki gerilim, Yüksek Mahkeme'nin vereceği kararla daha da tırmanabilir.
Son aylarda, özellikle PP ve aşırı sağcı Vox, İspanya'da yaklaşan seçimlerde olası bir "seçim hilesi" iddialarını gündeme getirmişti. Bu iddiaların odağında hem posta yoluyla kullanılan oylar hem de "Demokratik Bellek Yasası" aracılığıyla vatandaşlık kazanan kişilerin oy kullanma hakkı yer alıyor. Hatta Madrid Özerk Bölgesi Başkanı Isabel Díaz Ayuso, parlamentonun dağılmasından kısa bir süre sonra posta yoluyla oy kullanılmaması yönünde bir tavsiyede bulunmuş, bu durum PP sözcüsü tarafından dahi yalanlanmıştı. Şimdi ise gözler, bir ay önce binlerce kişinin oy hakkını bloke eden Yüksek Mahkeme'ye çevrilmiş durumda.
Yüksek Mahkeme'nin ara tedbir kararı, yeni vatandaşlık alan kişilerin, İspanyol İç Savaşı (1936-1939) ve Franco diktatörlüğü (1939-1975) döneminde sürgüne gönderilenlerin veya zulüm görenlerin torunları olduklarını kanıtlamaları şartına bağlamıştı. 29 Kasım seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte, Iustitia Europa ve Vox gibi kuruluşlar, Yüksek Mahkeme'den bu ihtiyati tedbirlerin uygulanmasını sağlamak için harekete geçmesini talep etti. Zira seçimlerde oy kullanmaya çağrılan seçmen kütüğü, Yüksek Mahkeme'nin bu kararı almasından önce, yaklaşık iki ay önce kesinleşmişti. Başkanlık Bakanı Fèlix Bolaños, bu sabah yaptığı açıklamada, Yüksek Mahkeme'nin kararını sürdürmesi halinde, 29 Kasım seçmen listesinin "değişime uğrayacağını" ve 23 Temmuz'dan bu yana Yurt Dışında Yaşayan Seçmenler Kütüğü'ne (Cens Electoral de Residents Absents – CERA) eklenen 400.000 kişinin oy hakkını kaybedeceğini belirtti.
Demokratik Bellek Yasası ve Siyasi Gerilim
"Demokratik Bellek Yasası" (Ley de Memoria Democrática), İspanya'nın yakın tarihindeki karanlık dönemlerle yüzleşme ve mağdurlara adalet sağlama amacı güden önemli bir yasal düzenlemedir. Genellikle "Torunlar Yasası" (Ley de Nietos) olarak da bilinen bu yasa, İspanya İç Savaşı ve Franco rejiminin siyasi nedenlerle sürgüne gönderdiği veya zulüm gören İspanyolların çocuklarına ve torunlarına vatandaşlık hakkı tanımaktadır. Sol koalisyon hükümeti tarafından desteklenen bu yasa, tarihi adaletin sağlanması ve geçmişin yaralarının sarılması için bir adım olarak görülürken, sağ muhalefet partileri PP ve Vox tarafından sert bir şekilde eleştirilmektedir. Muhalefet, yasanın "tarihi rövanşizmi" körüklediğini ve "siyasi amaçlar" için kullanıldığını iddia etmektedir. Bu yasa kapsamında vatandaşlık alan yaklaşık 400.000 kişinin oy hakkının tartışmaya açılması, İspanya'daki siyasi kutuplaşmayı daha da derinleştirmiştir.
Bu yasal düzenleme, sadece İspanya içinde değil, yurt dışında yaşayan İspanyol kökenliler arasında da büyük yankı uyandırmıştır. Özellikle Latin Amerika ülkelerinde yaşayan ve İspanyol kökenlerini kanıtlayabilen binlerce kişi, bu yasa sayesinde atalarının vatanı İspanya vatandaşlığını kazanma fırsatı bulmuştur. Söz konusu 400.000 kişinin büyük bir kısmı da Yurt Dışında Yaşayan Seçmenler Kütüğü'ne (CERA) kayıtlı bu yeni vatandaşlardan oluşmaktadır. Yüksek Mahkeme'nin kararı, bu kişilerin temel demokratik haklarından biri olan seçme hakkını doğrudan etkileyecek ve bu durum, yasanın ruhuna aykırı olduğu gerekçesiyle geniş çaplı eleştirilere yol açmaktadır. Vatandaşlık hakkının ve seçme hakkının, modern demokrasilerin temel direklerinden olduğu düşünüldüğünde, bu tür bir müdahale, demokratik süreçlerin meşruiyetini sorgulatma potansiyeli taşımaktadır.
Yargının Rolü ve Seçimlere Etkisi
İspanya Yüksek Mahkemesi'nin bu ara tedbir kararı ve 29 Kasım seçimleri öncesindeki duruşu, yargının siyasi süreçlerdeki hassas rolünü bir kez daha gözler önüne sermektedir. Yüksek Mahkeme'nin, seçim listeleri kesinleşmiş olmasına rağmen binlerce kişinin oy hakkını askıya alması, yargının siyasi tartışmaların merkezine oturmasına neden olmuştur. Bu durum, hem yargının tarafsızlığına yönelik tartışmaları alevlendirmekte hem de demokratik seçimlerin güvenilirliği konusunda soru işaretleri yaratmaktadır. Özellikle PP ve Vox gibi partilerin "seçim hilesi" iddiaları, yargı kararının siyasi bir araç olarak algılanmasına zemin hazırlayabilir.
Türkiye'de de benzer şekilde, yargının seçim süreçlerine müdahalesi veya vatandaşlık hakları üzerinden yapılan siyasi tartışmalar zaman zaman gündeme gelmektedir. Örneğin, belirli gruplara vatandaşlık verilmesi veya vatandaşlık haklarının kısıtlanması gibi konular, Türkiye'de de siyasi kutuplaşmanın önemli bir parçası olmuştur. İspanya örneğinde olduğu gibi, yargının bu tür konularda aldığı kararlar, toplumda geniş yankı uyandırmakta ve demokrasinin işleyişi üzerinde önemli etkilere sahip olabilmektedir. 400.000 kişilik bir seçmen kitlesinin oy hakkının askıya alınması, İspanya gibi yakın seçim sonuçlarına sahne olan bir ülkede, seçimlerin kaderini belirleyebilecek kritik bir faktör olabilir. Bu durum, demokratik katılımın ve seçimlerin meşruiyetinin korunması adına yargının alacağı kararların ne denli büyük bir sorumluluk taşıdığını göstermektedir.
Sonuç olarak, İspanya Yüksek Mahkemesi'nin 29 Kasım seçimleri öncesinde vereceği karar, sadece binlerce yeni vatandaşın oy hakkını değil, aynı zamanda ülkedeki siyasi dengeleri ve demokratik süreçlerin geleceğini de derinden etkileyecektir. Hükümetin uyarıları ve muhalefetin iddiaları arasında sıkışan Yüksek Mahkeme, tarihi bir sorumlulukla karşı karşıyadır. Bu karar, İspanya'nın geçmişiyle yüzleşme çabaları, vatandaşlık haklarının kapsamı ve yargının siyasi süreçlerdeki konumu hakkında önemli bir emsal teşkil edecektir. Seçimlerin adil ve şeffaf bir şekilde yapılması, demokratik bir toplumun temelini oluşturduğundan, Yüksek Mahkeme'nin vereceği kararın tüm taraflarca kabul edilebilir ve hukukun üstünlüğüne uygun olması büyük önem taşımaktadır.



