İspanya siyaset sahnesi, Başbakan Pedro Sánchez'in eski Başbakan José María Aznar'a yönelik sert eleştirileriyle çalkalanıyor. Sánchez, İspanya Kongresi'nde (Congreso de los Diputados) ülkenin sosyal önlemlerini açıklarken, olası bir İran savaşına karşı duruşunu 2003 Irak Savaşı ile kıyaslayarak Aznar'ın o dönemdeki rolünü hedef aldı. Bu stratejik hamle, Sánchez'in kendi hükümetine yönelik artan yargısal ve siyasi baskılara rağmen direncini sürdürme çabasının bir parçası olarak değerlendiriliyor; zira eşi ve kardeşine yönelik soruşturmalar ile partisinin Extremadura, Aragón ve Castilla y León gibi bölgelerdeki seçim yenilgileriyle mücadele ediyor.
Sánchez, konuşmasında "İran'a savaş yok" (No a la guerra) sloganını yineleyerek, 2026'da (muhtemelen hipotetik bir senaryo veya retorik bir kullanım) gerçekleşebilecek bir İran savaşının 2003 Irak Savaşı ile benzer trajik sonuçlar doğurabileceğini savundu. Irak Savaşı'nın yasa dışı olduğunu ve hem Irak'ta hem de dünya genelinde, İspanya sokaklarında dahi İslamcı terörle yıkıcı sonuçlar yarattığını vurguladı. Bu bağlamda, muhafazakar Halk Partisi'ni (PP) o dönemin savaş politikalarına suç ortaklığı yapmakla itham etti.
Ancak Sánchez'in asıl darbesi, eleştirilerini doğrudan Aznar'ın şahsına yöneltmesiyle geldi. Eski Başbakan Aznar'ın 2003'te sadece "önemli hissetmek" istediğini, egosunu tatmin etmek ve dönemin ABD Başkanı George W. Bush ile "masaya ayaklarını uzatmak" gibi kişisel çıkarlar uğruna savaşı desteklediğini iddia etti. Sánchez, 2004'teki Madrid terör saldırılarının (11-M) sorumluluğunu o savaşın tetiklediğini yeniden gündeme getirerek, Aznar'ın bu kararlarından asla pişmanlık duymadığını ve hatta ahlaki duruşunun sorgulanması gerektiğini dile getirdi. Bu çıkış, İspanya siyasetinde nadir görülen kişisel ve sert bir saldırı olarak kayıtlara geçti.
"No a la guerra" ve İspanya'nın Irak Savaşı Travması
Pedro Sánchez'in "No a la guerra" sloganına başvurması ve 2003 Irak Savaşı'na gönderme yapması, İspanya'nın yakın siyasi tarihinde derin izler bırakmış bir döneme işaret ediyor. Dönemin Halk Partisi (PP) hükümeti, Başbakan José María Aznar liderliğinde, ABD ve Birleşik Krallık'ın Irak'ı işgaline güçlü destek vermişti. Ancak bu karar, İspanya kamuoyunda büyük bir muhalefetle karşılaşmış, milyonlarca insan "Savaşa Hayır" sloganıyla sokaklara dökülmüştü. Bu kitlesel protestolar, Aznar hükümetinin popülaritesini ciddi şekilde sarsmış ve 2004 genel seçimlerinde Sosyalist İşçi Partisi'nin (PSOE) sürpriz zaferinde önemli bir rol oynamıştı.
Irak Savaşı'nın İspanya için en trajik sonuçlarından biri, 11 Mart 2004'te Madrid'deki tren istasyonlarına düzenlenen ve 193 kişinin hayatını kaybettiği, yaklaşık 2000 kişinin yaralandığı terör saldırılarıydı. Bu saldırılar, İspanya tarihinin en kanlı terör eylemi olarak kayıtlara geçti. Aznar hükümeti başlangıçta saldırılardan ETA'yı (Bask Vatanı ve Özgürlüğü örgütü) sorumlu tutsa da, kısa süre sonra saldırıların El Kaide bağlantılı İslamcı gruplar tarafından Irak Savaşı'na misilleme olarak düzenlendiği ortaya çıktı. Bu durum, Aznar hükümetinin savaş kararı ve sonrasındaki iletişim stratejisi hakkında ciddi tartışmaları beraberinde getirdi ve İspanyol toplumunda derin bir travma yarattı. Sánchez'in bu olayları yeniden gündeme getirmesi, Aznar'ın siyasi mirasına yönelik doğrudan bir meydan okuma olarak okunabilir.
Sánchez'in Siyasi Manevrası ve Türkiye Bağlantısı
Pedro Sánchez'in bu çıkışı, sadece Aznar'ı hedef almakla kalmıyor, aynı zamanda kendi iç siyasi sorunlarından dikkatleri dağıtma ve partisinin tabanını konsolide etme amacı da taşıyor. Eşi Begoña Gómez ve kardeşi David Aznar'a yönelik yolsuzluk iddiaları ve yargı süreçleri, Sánchez hükümeti üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Bu tür "eski defterleri açma" stratejileri, İspanya siyasetinde sıkça başvurulan bir yöntem olup, muhalefeti savunmaya iterek kendi gündemini belirleme fırsatı sunar.
Bu siyasi manevranın İspanya'nın dış politikasına ve Avrupa Birliği içindeki duruşuna etkileri de merak konusu. Özellikle Orta Doğu'daki gerilimlerin arttığı bir dönemde, İspanya'nın potansiyel çatışmalara karşı "barışçıl" bir duruş sergileme arayışı, Avrupa'daki diğer ülkelerle ilişkilerini de etkileyebilir. Benzer şekilde, Türkiye de 2003 Irak Savaşı sırasında ABD'nin askeri harekatına destek verip vermeme konusunda büyük iç tartışmalar yaşamıştı. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM) tezkereyi reddetmesi, Türk siyasetinde önemli bir dönüm noktası olmuş ve kamuoyunun savaşa karşı güçlü duruşunu yansıtmıştı. Bu bağlamda, İspanya'daki "No a la guerra" hareketinin yankıları ve siyasi hesaplaşmalar, Türk okuyucular için de tanıdık bir tablo sunmaktadır. Sánchez'in bu hamlesinin, İspanya'da önümüzdeki dönemde siyasi kutuplaşmayı daha da artırması ve eski hesaplaşmaları yeniden alevlendirmesi bekleniyor.



