Her yaz, İspanya'da orman yangınları tartışması neredeyse aynı senaryo ile tekrarlanır: manşetleri yangın haberleri kaplar, meteorolojik koşullar analiz edilir, söndürme ekiplerine takviye yapılacağı duyurulur ve önleme için daha fazla kamu yatırımı talep edilir. Ancak, çok az kişi ormanlarımızın her yıl neden yönetebileceğimizden daha fazla yanıcı madde biriktirdiğini sorgular. Bu sorunun cevabı yalnızca iklimde bulunamaz. Meteoroloji, bir yangının ne zaman başladığını ve nasıl davranabileceğini açıklayabilir, ancak tek başına giderek daha yoğun hale gelen yangınları besleyen olağanüstü biyokütle miktarını açıklamaz. Bu gerçek, her şeyden önce, ekonomik nitelikte bir soruna işaret etmektedir.
İspanya, Akdeniz ikliminin getirdiği kuraklık ve sıcak hava dalgaları nedeniyle Avrupa'da orman yangınlarından en çok etkilenen ülkelerden biridir. Ancak son yıllarda yangınların sıklığı ve şiddeti, sadece iklim değişikliğiyle değil, aynı zamanda kırsal alanlardaki derin sosyo-ekonomik dönüşümlerle de ilişkilendirilmektedir. Geleneksel orman yönetimi uygulamalarının terk edilmesi, kırsal nüfusun azalması ve tarım ile hayvancılık faaliyetlerinin gerilemesi, ormanlık alanların kendi kaderine terk edilmesine yol açmıştır. Bu durum, orman zemininde aşırı miktarda kuru ot, çalı ve ağaç kalıntısı birikmesine neden olarak, her yaz potansiyel bir "yanıcı madde deposu" haline gelmektedir.
Yangınların Görünmeyen Ekonomik Boyutu
Orman yangınlarının ekonomik boyutu, genellikle sadece söndürme operasyonlarının maliyetiyle sınırlı olarak ele alınır. Ancak asıl sorun, ormanların "unutulmuş ekonomisi"nde yatmaktadır. Geçmişte, İspanya'nın kırsal bölgelerinde ormanlar, odun, mantar, otlatma alanları ve diğer orman ürünleri sağlayarak yerel ekonominin önemli bir parçasıydı. Köylüler, ormanları aktif olarak yönetir, kuru dalları temizler, hayvanlarını otlatır ve yangın riskini azaltacak şekilde müdahalelerde bulunurlardı. Ancak 20. yüzyılın ortalarından itibaren başlayan kırsal göç ve tarım politikalarındaki değişiklikler, bu geleneksel yönetimi ortadan kaldırdı. Ormanlar, ekonomik değerini yitirince bakımsız kaldı ve doğal birikim süreci hızlandı.
Bu durum, özellikle Catalunya (Katalonya) gibi yoğun nüfuslu ve ormanlık alanların iç içe geçtiği bölgelerde büyük riskler taşımaktadır. Barselona'nın hemen yanı başındaki Collserola (Kollserola) Doğal Parkı, bu riskin somut bir örneğidir. Şehirle orman arasındaki arayüzde, olası bir yangın sadece doğal yaşama değil, aynı zamanda kentsel yerleşim yerlerine de ciddi tehdit oluşturmaktadır. Yangın önleme çalışmaları, söndürme operasyonlarına kıyasla çok daha düşük maliyetli olmasına rağmen, genellikle yeterli yatırım alamamaktadır. Uzmanlar, ormanların sürdürülebilir bir şekilde yönetilmesi için ekonomik teşviklerin ve politikaların geliştirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Bu, biyoenerji üretimi için biyokütle kullanımı, sürdürülebilir ormancılık ve ekoturizm gibi faaliyetlerle ormanların yeniden ekonomik değer kazanmasını sağlayabilir.
İstatistikler ve Türkiye Bağlantısı: Küresel Bir Sorun
İspanya'da orman yangınları istatistikleri, sorunun ciddiyetini gözler önüne sermektedir. Avrupa Orman Yangını Bilgi Sistemi (EFFIS) verilerine göre, 2022 yılı Avrupa genelinde rekor bir yangın yılı olmuş, İspanya ise en çok etkilenen ülkelerden biri olarak yüz binlerce hektar ormanlık alanını kaybetmiştir. Bu yangınlar, sadece doğal yaşamı tahrip etmekle kalmıyor, aynı zamanda milyarlarca Euro'luk ekonomik zarara yol açıyor, hava kalitesini bozuyor ve iklim değişikliğini daha da tetikleyen karbon salımlarına neden oluyor. Yangın söndürme maliyetleri astronomik seviyelere ulaşırken, yangın önleme ve orman yönetimine ayrılan bütçeler genellikle yetersiz kalmaktadır.
Bu sorun, sadece İspanya'ya özgü değil, Türkiye dahil birçok Akdeniz ülkesinin ortak kaderidir. Türkiye de son yıllarda, özellikle 2021'de yaşanan büyük yangınlarla, orman yönetimi, iklim değişikliği ve kırsal alanlardaki dönüşümlerin getirdiği zorluklarla yüzleşmiştir. İspanya'daki gibi, Türkiye'de de kırsal nüfusun azalması, tarım ve hayvancılığın gerilemesi, ormanların bakımsız kalmasına ve yanıcı madde birikimine yol açmaktadır. Her iki ülke için de, yangınlarla mücadelede sadece söndürme kapasitelerini artırmak değil, aynı zamanda ormanların ekonomik ve ekolojik değerini yeniden canlandıracak, uzun vadeli ve entegre yönetim stratejileri geliştirmek hayati önem taşımaktadır. Ormanları sadece korunması gereken pasif alanlar olarak değil, aktif olarak yönetilmesi ve ekonomik değer üretmesi gereken ekosistemler olarak görmek, gelecekteki yangın felaketlerini önlemenin anahtarıdır.


