Barselona'dan gelen önemli bir uyarı, modern toplumların ruhsal iyi oluşa yaklaşımını yeniden sorgulatıyor. Katalonya Aile Hekimleri ve Toplum Tıp Uzmanları Derneği (CAMFiC) üyesi Dr. Jordi Mestres, Bon dia, Barcelona programında yaptığı açıklamada, ekonomik zorluklar, iş stresi veya romantik ilişkilerdeki sorunlar gibi günlük yaşamın getirdiği güçlü duygusal rahatsızlıkların "bir patoloji" olmadığını vurguladı. Mestres, uzun süredir "hayatın sorunlarını ruh sağlığı sorunlarına dönüştürdüğümüzü" belirterek, bu ayrımın önemine dikkat çekti.
Dr. Mestres'e göre, bu ayrım, hastaların medikal tedavi alıp almaması konusunda karşılaşılan en büyük sorunlardan biri. Zira, gerçek bir ruhsal patoloji, yakından takip ve ilaç desteği gerektirirken, duygusal rahatsızlık durumlarında asıl tedavinin psikolojik destek olması gerektiğini savunuyor. Bu temel ayrım, hem hastaların doğru tedaviye erişimi hem de gereksiz ilaç kullanımının önüne geçilmesi açısından kritik bir öneme sahip.
Ancak Mestres, kamu sağlık sisteminde terapiye erişim sürelerinin uzunluğunun da farkında olduğunu dile getirdi. "Randevu almak haftalar, hatta aylar sürebilir" diyen doktor, bu bekleme süresinde hastaların psikolojik tedaviye başlayana kadar ilaç kullanmasının anlaşılır olduğunu ifade etti. Yine de, bu durumun "ikincil bir yol" olması gerektiğini ve asıl çözümün psikolojik destek olduğunu açıkça belirtti. Bu durum, sağlık sistemlerinin altyapı eksikliklerinin, doğru tedavi protokollerinin uygulanmasını nasıl zorlaştırdığını gözler önüne seriyor.
Dr. Mestres, özellikle anksiyolitik (kaygı giderici) ilaç kullanımında orta yaşlı kadınların çoğunlukta olduğunu vurguladı. Hem ebeveynlerine hem de çocuklarına aynı anda bakan bu kadınların, yaşamın getirdiği çifte yük nedeniyle daha fazla medikalizasyona maruz kaldığını belirtti. Kadınların daha fazla yardım arayışında olmaları ve sorunlarına çözüm bulma eğilimleri, özellikle referans doktorları olmayan profesyonellerden (örneğin acil servislerden) yardım aldıklarında "risk" taşıyabiliyor. Mestres, bu durumun sıklıkla "uyku hapı reçete edilmesiyle" sonuçlandığını üzülerek ifade etti.
Ruh Sağlığı Hizmetlerinde Artan Talep ve Sistemik Zorluklar
Pandemi sonrası dönemde tüm dünyada ruh sağlığı sorunlarına yönelik farkındalık artsa da, hizmetlere erişim ve doğru teşhis koyma konularında ciddi zorluklar yaşanıyor. İspanya'da da durum farklı değil; Katalonya (Catalunya) özelinde, antidepresan ve anksiyolitik kullanım oranlarında belirgin bir artış gözlemleniyor. Hatta, kaynak haberde yer alan bir bağlantıya göre, 15 yaş altı çocuklarda antidepresan kullanımında %253'lük şaşırtıcı bir artış yaşanması, sorunun ciddiyetini ve "yaşamın normal sorunlarının tıbbileştirilmesi" eğiliminin ne denli yaygınlaştığını gösteriyor.
Bu durum, Dr. Mestres'in de belirttiği gibi, sadece sağlık sistemine daha fazla kaynak aktarmakla çözülebilecek bir sorun olmaktan öteye geçiyor. Toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarına daha fazla ihtiyaç duyulduğu, zira bakım yükünün yalnızca kadınların omuzlarına binmemesi gerektiği vurgulanıyor. Mestres, "Yaşam koşullarımız, bizi çevreleyen her şey sağlığımızı etkiliyor; bu faktörlerin bir etkisi yokmuş gibi davranamayız" diyerek, ruh sağlığının sadece bireysel bir mesele değil, aynı zamanda toplumsal ve yapısal bir sorun olduğunu ortaya koyuyor.
Türkiye'de de benzer sorunlar gözlemlenmektedir. Ruh sağlığı hizmetlerine erişimde yaşanan zorluklar, özellikle kamu hastanelerindeki psikolog veya psikiyatrist randevularının uzun bekleme süreleri, hastaları özel sektöre yöneltmekte veya ilaç tedavisine daha kolay ulaşmaya itmektedir. Kadınların toplumdaki geleneksel rolleri nedeniyle aile içi bakım yükünü üstlenmeleri, stres ve anksiyete gibi durumları daha sık yaşamalarına yol açabilmektedir. Bu durum, Türkiye'de de orta yaşlı kadınlarda anksiyolitik kullanımının yüksek olabileceğine dair emareler taşımaktadır. Ayrıca, ruh sağlığı sorunlarına yönelik toplumsal damgalanma (stigma), insanların profesyonel yardım almaktan çekinmelerine ve sorunlarını içlerine atmalarına neden olabilmektedir.
Holistik Yaklaşım ve Toplumsal Politikaların Rolü
Ruh sağlığı alanındaki bu karmaşık sorunların çözümü, çok yönlü bir yaklaşım gerektiriyor. Öncelikle, birinci basamak sağlık hizmetlerinde görevli aile hekimlerinin, hastaların ruhsal durumlarını değerlendirme ve günlük duygusal rahatsızlıklar ile klinik patolojiler arasında ayrım yapma kapasitelerinin güçlendirilmesi büyük önem taşıyor. Bu, hem doğru tanı konulmasını hem de gereksiz ilaç kullanımının önüne geçilmesini sağlayacaktır. Aynı zamanda, kamu sağlık sisteminde psikolojik danışmanlık ve terapi hizmetlerine erişimin kolaylaştırılması, bekleme sürelerinin kısaltılması için ciddi yatırımlar yapılması şart.
Uzmanlar, ruh sağlığı sorunlarının kökeninde yatan sosyal ve ekonomik faktörleri göz ardı etmememiz gerektiğini belirtiyor. İşsizlik, yoksulluk, sosyal eşitsizlikler ve toplumsal cinsiyet rolleri gibi unsurlar, bireylerin ruhsal iyi oluşunu doğrudan etkiliyor. Bu nedenle, sadece tedaviye odaklanmak yerine, koruyucu ruh sağlığı hizmetlerine yatırım yapmak, toplumsal destek ağlarını güçlendirmek ve eşitlikçi politikalar geliştirmek uzun vadede daha kalıcı çözümler sunacaktır. Dr. Mestres'in vurguladığı gibi, yaşam koşullarımızın iyileştirilmesi ve bakım yükünün adil bir şekilde paylaşılması, bireylerin ruhsal sağlığını korumada ilaçlardan çok daha etkili olabilir. Bu bütüncül yaklaşım, hem İspanya hem de Türkiye gibi ülkelerde ruh sağlığı krizinin üstesinden gelmek için atılması gereken en önemli adımlardan biridir.



