Katalonya'da yayınlanan Anuari Mèdia.cat adlı yıllık medya raporu, bu yılki sayısında medya ve siyaset dünyasında giderek artan "anti-woke" anlatılarına ve aşırı sağın yükselişine odaklanarak önemli bir tartışma başlattı. Salı günü Barselona'da kamuoyuna sunulan bu kapsamlı rapor, 2011 yılından bu yana Grup de Periodistes Ramon Barnils (Ramon Barnils Gazeteciler Grubu) tarafından hazırlanmakta olup, bu yıl 15. yılını kutluyor. Rapor, sözde "woke" düşünceyi kriminalize eden podcast'lerin yükselişi, tekno-gerici elitin artan etkisi ve sözde gazetecilerin kurumlara erişimi gibi kritik konuları analiz eden makale ve araştırmaları bir araya getiriyor.
Bu yılki raporun ana teması, özellikle dijital platformlar aracılığıyla hızla yayılan ve kamuoyunu şekillendiren "anti-woke" söylemlerin derinlemesine incelenmesi oldu. Rapor, bu anlatıların sadece belirli bir siyasi görüşü hedef almakla kalmayıp, aynı zamanda toplumsal adalet, eşitlik ve kapsayıcılık gibi kavramları itibarsızlaştırma çabasında olduğunu belirtiyor. Özellikle genç nesiller arasında popülerleşen podcast'ler ve sosyal medya içerikleri, "woke" düşünceyi aşırı hassasiyet, sansürcülük veya mantıksız bir siyasi doğruluk olarak sunarak, bu kavramlara karşı olumsuz bir algı oluşturmayı hedefliyor.
Raporda dikkat çekilen bir diğer önemli nokta ise "tekno-gerici elit"in yükselişi. Bu terim, genellikle teknoloji ve medya alanındaki güçlü figürlerin, muhafazakar veya aşırı sağcı ideolojileri desteklemek için dijital araçları ve platformları kullanmasını ifade ediyor. Bu elitler, genellikle büyük veri analizi ve algoritmik manipülasyonlarla desteklenen stratejilerle, kendi dünya görüşlerini geniş kitlelere ulaştırma ve siyasi gündemi etkileme potansiyeline sahip. Bu durum, bilgi akışının demokratik doğasına yönelik ciddi bir tehdit oluşturuyor ve medya ekosistemindeki dengeleri altüst ediyor.
"Anti-Woke" Akımının Kökenleri ve Etkileri
"Woke" terimi, aslen Afro-Amerikan topluluğunda ortaya çıkmış ve ırksal eşitsizlikler ile sosyal adaletsizlikler konusunda uyanık ve bilinçli olmayı ifade eden bir kavramdır. Ancak zamanla bu terim, cinsiyet eşitliği, LGBTQ+ hakları, çevre koruma ve diğer azınlık gruplarının hakları gibi daha geniş bir yelpazedeki sosyal adalet konularını kapsar hale gelmiştir. "Anti-woke" hareket ise, bu kavramların aşırıya kaçtığını, bireysel özgürlükleri kısıtladığını ve "iptal kültürü" (cancel culture) adı altında farklı görüşleri susturduğunu iddia eden bir karşı-reaksiyon olarak tanımlanabilir. Bu hareketin temelinde, genellikle geleneksel değerleri ve mevcut toplumsal düzeni koruma arzusu yatar.
İspanya özelinde, "anti-woke" anlatılarının yükselişi, ülkedeki siyasi kutuplaşmanın ve özellikle aşırı sağcı Vox partisinin artan etkisinin bir yansıması olarak görülebilir. Vox ve benzeri partiler, "anti-woke" söylemleri, göçmenlik, feminizm ve bölgesel ayrılıkçılık gibi konularla birleştirerek seçmen tabanlarını mobilize etmekte ve ana akım siyaset üzerinde baskı oluşturmaktadır. Bu anlatılar, genellikle medya kuruluşları, sosyal medya fenomenleri ve bazı düşünce kuruluşları aracılığıyla yayılmakta, böylece kamuoyu tartışmalarını etkilemekte ve belirli siyasi gündemleri desteklemektedir.
Raporda üzerinde durulan bir diğer kritik mesele ise "sözde gazetecilerin" (pseudoperiodistas) kurumlara erişimi. Bu kişiler, genellikle gazetecilik etiğine uymayan, taraflı veya doğrulanmamış bilgileri yayan, ancak kendilerini gazeteci olarak konumlandıran bireylerdir. Bu durum, profesyonel gazeteciliğin güvenilirliğini zedelemekte, dezenformasyonun yayılmasına zemin hazırlamakta ve kamuoyunun doğru bilgiye erişimini zorlaştırmaktadır. Özellikle siyasi kurumlar ve hükümet organları içindeki bu tür figürlerin varlığı, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerini tehlikeye atmaktadır.
Medyada Dezenformasyonla Mücadele ve Türkiye Bağlantısı
Anuari Mèdia.cat raporu, Grup de Periodistes Ramon Barnils'in Katalonya'da eleştirel gazeteciliği teşvik etme ve medya kalitesini izleme misyonunun bir parçasıdır. Bu grup, medya etiği, şeffaflık ve bağımsızlık konularında önemli çalışmalar yürütmekte ve her yıl yayımladığı bu raporla medya ekosistemindeki değişimleri analiz etmektedir. Raporun 15 yıldır devam etmesi, Katalonya ve İspanya'daki medya manzarasının sürekli bir gözetime tabi tutulmasının önemini vurgulamaktadır.
Türkiye'de de benzer şekilde, "anti-woke" benzeri muhafazakar veya geleneksel değerleri savunan anlatıların, özellikle sosyal medya ve bazı medya organları aracılığıyla güç kazandığı gözlemlenmektedir. Küresel çapta yaşanan bu "kültür savaşları," Türkiye'de de toplumsal cinsiyet eşitliği, bireysel özgürlükler ve laiklik gibi konularda farklı kutuplar arasında gerilimlere neden olabilmektedir. Bu durum, dezenformasyonla mücadele, medya okuryazarlığının artırılması ve profesyonel gazeteciliğin desteklenmesi gerekliliğini hem İspanya hem de Türkiye için ortak bir meydan okuma haline getirmektedir.
Sonuç olarak, Anuari Mèdia.cat raporu, günümüz medya ortamında karşılaşılan karmaşık zorluklara ışık tutmaktadır. "Anti-woke" anlatılarının yükselişi, tekno-gerici elitin etkisi ve sözde gazeteciliğin yaygınlaşması, demokratik tartışma ortamının kalitesini düşürmekte ve toplumsal kutuplaşmayı artırmaktadır. Bu eğilimlerle mücadele etmek, eleştirel düşünmeyi teşvik eden, doğru ve güvenilir bilgiye dayalı gazeteciliği destekleyen çabaları gerektirmektedir. Medya kuruluşlarının ve sivil toplumun bu tür raporlar aracılığıyla farkındalık yaratması, sağlıklı bir kamuoyu oluşturma yolunda hayati bir adımdır.


