İspanya, Avrupa Birliği'nin (AB) İsrail ile olan Ortaklık Anlaşması'nın askıya alınması veya en azından kısmen feshedilmesi yönündeki baskısını artırıyor. İspanya Dışişleri Bakanı José Manuel Albares, geçtiğimiz Salı günü düzenlenen AB Konseyi toplantısında bu talebini bir kez daha dile getirerek, Gazze Şeridi'ndeki durum karşısında AB'nin eylemsizliğinin birliğin uluslararası arenadaki güvenilirliğini zedelediğini vurguladı. Albares, "Avrupa Birliği'nin kredibilitesi tehlikede. [...] Avrupa Birliği'nin sarsılması için daha ne olması gerekiyor?" şeklindeki sert ifadeleriyle birliğin daha kararlı bir duruş sergilemesi gerektiğini savundu.
İspanya'nın bu çağrısı, Gazze'deki çatışmaların şiddetlendiği ve uluslararası toplumda İsrail'in eylemlerine yönelik eleştirilerin arttığı bir dönemde geldi. Madrid hükümeti, özellikle Gazze'de yaşanan insani krizin ve uluslararası hukukun ihlallerinin, AB'nin temel değerleriyle çeliştiği görüşünde. Albares, AB'nin insan hakları ve uluslararası hukuk ilkelerine bağlılığını göstermek adına somut adımlar atması gerektiğini, aksi takdirde birliğin sadece söylemlerde kalan bir yapıya dönüşme riskiyle karşı karşıya kalacağını belirtti.
Bu talep, AB içinde İsrail politikaları konusunda süregelen derin ayrışmaları bir kez daha gün yüzüne çıkardı. Bazı üye ülkeler, İspanya'nın çağrısına destek verirken, diğerleri İsrail ile ilişkilerin tamamen kesilmesinin diplomatik çözüm çabalarına zarar vereceği ve bölgedeki istikrarsızlığı artıracağı endişesini taşıyor. Bu durum, AB'nin dış politika kararlarını oybirliğiyle alma zorunluluğu nedeniyle, İspanya'nın önerisinin kısa vadede hayata geçirilmesini oldukça zorlaştırıyor.
AB-İsrail Ortaklık Anlaşması ve Bölgesel Bağlam
AB-İsrail Ortaklık Anlaşması, 1995 yılında imzalanan ve 2000 yılında yürürlüğe giren kapsamlı bir çerçeve anlaşmasıdır. Bu anlaşma, serbest ticaret, bilimsel ve teknolojik işbirliği, kültürel alışveriş ve siyasi diyalog gibi geniş bir yelpazede ilişkileri düzenlemektedir. Anlaşmanın 2. maddesi, insan haklarına ve demokratik ilkelere saygıyı temel bir unsur olarak belirtmekte ve bu ilkelere uyulmaması durumunda anlaşmanın askıya alınabileceği veya feshedilebileceği hükmünü içermektedir. İspanya ve benzer düşünen ülkeler, İsrail'in Gazze'deki eylemlerinin bu maddeyi ihlal ettiğini savunmaktadır.
Gazze Şeridi'nde Ekim 2023'ten bu yana devam eden çatışmalar, bölgede büyük bir insani krize yol açmış, binlerce sivilin hayatını kaybetmesine ve milyonlarca kişinin yerinden edilmesine neden olmuştur. Birleşmiş Milletler ve çeşitli uluslararası insan hakları örgütleri, Gazze'deki durumun vahametine dikkat çekerek, İsrail'in uluslararası insancıl hukuka uyması çağrısında bulunmaktadır. İspanya'nın AB içindeki bu kararlı duruşu, uluslararası hukukun üstünlüğünü ve insan haklarının korunmasını savunan ülkeler arasında önemli bir yankı bulmaktadır. Türkiye de benzer şekilde, İsrail'in Gazze'deki eylemlerini sert bir dille eleştirmekte ve uluslararası toplumu bu konuda adım atmaya çağırmaktadır. Türkiye, İsrail ile ticari ilişkilerini askıya alarak ve Güney Afrika'nın Uluslararası Adalet Divanı'ndaki soykırım davasına destek vererek, bu konudaki kararlılığını göstermiştir.
Olası Etkiler ve AB'nin Geleceği
İspanya'nın AB Konseyi'ndeki bu hamlesi, birliğin dış politika mekanizmaları ve karar alma süreçleri açısından önemli bir test niteliğindedir. AB'nin İsrail ile Ortaklık Anlaşması'nı askıya alması, hem İsrail hem de AB için ciddi diplomatik ve ekonomik sonuçlar doğurabilir. İsrail için bu durum, uluslararası alanda daha fazla izolasyon ve ekonomik yaptırımlarla karşılaşma riskini artırırken, AB için de ortak bir dış politika oluşturma kapasitesini sorgulatabilir. Zira, böyle bir kararın alınabilmesi için üye ülkelerin oybirliği veya nitelikli çoğunlukla hareket etmesi gerekmektedir ki bu, mevcut konjonktürde oldukça zor görünmektedir.
İspanya'nın bu çıkışı, aynı zamanda AB'nin küresel sahnedeki rolü ve değerler temelli dış politika iddiası açısından da kritik bir öneme sahiptir. Eğer AB, Gazze'deki insani felakete karşı somut bir adım atamazsa, kendi temel değerleri olan insan hakları ve hukukun üstünlüğü konusundaki inandırıcılığını yitirme riskiyle karşı karşıya kalabilir. İspanya Dışişleri Bakanı Albares'in de belirttiği gibi, AB'nin bu kritik dönemde sergileyeceği duruş, birliğin gelecekteki uluslararası ilişkilerdeki etkinliğini ve ahlaki otoritesini belirleyecektir. Bu tartışmalar, AB'nin sadece ekonomik bir birlik olmanın ötesinde, küresel bir aktör olarak nasıl konumlanmak istediği sorusunu da beraberinde getirmektedir.



