Ünlü siyaset bilimci ve profesör Zaki Laïdi, Barselona'da yaptığı bir konuşmada, ABD'nin İran'a yönelik politikalarını "spektaküler bir fiyasko" olarak nitelendirerek uluslararası ilişkiler sahnesindeki tartışmalara yeni bir boyut kazandırdı. Cezayir doğumlu Fransız akademisyen Laïdi, Avrupa diplomasisinin yüksek temsilcisi Josep Borrell'in beş yıl boyunca Brüksel'deki özel danışmanı olarak görev yapmış, bu da onun analizlerine önemli bir ağırlık katmaktadır. Barselona'daki CIDOB (Barselona Uluslararası İlişkiler Merkezi) tarafından davet edilen Laïdi, yeni kitabı The Hedgers'ı (Cambridge University Press) tanıtmak üzere şehri ziyaret etti ve bu bağlamda Ortadoğu'daki jeopolitik dengelere dair çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.
Zaki Laïdi'nin bu keskin yorumu, ABD'nin onlarca yıldır süregelen İran stratejisinin derinlemesine bir eleştirisini temsil ediyor. "İran Savaşı" ifadesi, geleneksel bir askeri çatışmadan ziyade, yaptırımlar, vekalet savaşları, diplomatik çıkmazlar ve bölgesel nüfuz mücadeleleri gibi unsurları içeren uzun soluklu bir jeopolitik çekişmeyi ifade etmektedir. Laïdi'ye göre, bu yaklaşım ABD'nin hedeflerine ulaşmasını engellemekle kalmamış, aynı zamanda bölgede istikrarsızlığı artırmış, İran'ın belirli alanlardaki etkisini güçlendirmiş ve Washington'ın uluslararası arenadaki güvenilirliğini zayıflatmıştır. Özellikle 2015 tarihli Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) olarak bilinen İran nükleer anlaşmasından ABD'nin tek taraflı çekilmesi, pek çok uzmana göre bu "fiyaskonun" önemli bir dönüm noktası olmuştur.
Arka Plan ve Jeopolitik Bağlam
ABD-İran ilişkileri, 1979 İran Devrimi ve ardından gelen rehine kriziyle birlikte köklü bir düşmanlığa sahne olmuştur. Bu gerilim, Irak-İran Savaşı sırasında ABD'nin dolaylı olarak Irak'ı desteklemesiyle daha da derinleşmiş, nükleer program endişeleriyle ise uluslararası bir krize dönüşmüştür. 2003'teki Irak Savaşı, Ortadoğu'daki güç dengelerini kökten değiştirerek İran'ın bölgesel nüfuzunu artırmasına istemeden de olsa zemin hazırlamıştır. ABD'nin Irak'ı işgali, Saddam Hüseyin rejimini devirerek İran'ın batı sınırında önemli bir rakibi ortadan kaldırmış ve Şii çoğunluğa dayalı yeni Irak hükümetinin İran'a yakınlaşmasına yol açmıştır. Bu durum, Tahran'ın Suriye, Lübnan ve Yemen gibi ülkelerdeki vekalet güçleri aracılığıyla bölgesel etkisini genişletmesinin önünü açmıştır.
Laïdi'nin "fiyasko" tespiti, ABD'nin İran'a uyguladığı ekonomik yaptırımların istenen rejim değişikliğini getirmek yerine, çoğu zaman ülkedeki muhafazakar ve sertlik yanlısı grupları güçlendirdiği görüşünü yansıtmaktadır. Yaptırımlar, İran ekonomisini zor durumda bırakırken, halkın yaşam standartlarını düşürmüş ancak rejimin direncini kırmakta yetersiz kalmıştır. Ayrıca, ABD'nin nükleer anlaşmadan çekilmesi, Avrupa Birliği ülkeleri başta olmak üzere birçok müttefikini Washington'dan uzaklaştırmış ve İran'ı nükleer programını yeniden hızlandırma konusunda cesaretlendirmiştir. Bu tek taraflı adımlar, ABD'nin diplomatik araçları kullanma yeteneğini sorgulatmış ve uluslararası hukuka olan bağlılığı konusunda şüpheler uyandırmıştır.
Avrupa ve Türkiye İçin Etkileri
Zaki Laïdi'nin Josep Borrell'in eski danışmanı olması, onun analizlerinin Avrupa perspektifiyle ne kadar uyumlu olduğunu göstermektedir. Avrupa Birliği, ABD'nin aksine, İran nükleer anlaşmasını korumak ve Tahran ile diplomatik kanalları açık tutmak için büyük çaba sarf etmiştir. Borrell, AB'nin dış politika şefi olarak bu anlaşmayı kurtarmak için yoğun diplomasi yürütmüş ve ABD ile İran arasındaki gerilimi azaltmaya çalışmıştır. Avrupa, Ortadoğu'daki istikrarsızlığın kendi güvenliğine doğrudan etkileri olduğunun farkındadır ve Laïdi'nin vurguladığı "fiyasko", Avrupa'nın bu bölgede daha bağımsız ve uzlaşmacı bir rol üstlenmesi gerektiği tezini güçlendirmektedir.
Bu jeopolitik denklemin Türkiye için de önemli sonuçları bulunmaktadır. NATO üyesi bir ülke olmasına rağmen, Türkiye aynı zamanda İran ile uzun bir sınıra ve köklü tarihi ilişkilere sahiptir. ABD'nin İran politikalarındaki başarısızlıklar, Türkiye'nin bölgesel güvenlik dinamiklerini doğrudan etkilemektedir. Türkiye, hem ABD hem de İran ile karmaşık ilişkiler yürüterek kendi ulusal çıkarlarını dengelemeye çalışmaktadır. Enerji bağımlılığı, sınır güvenliği ve bölgesel istikrar arayışı, Türkiye'yi bu "fiyaskonun" doğrudan bir paydaşı yapmaktadır. Ankara, Ortadoğu'daki gerilimin tırmanmasından endişe duymakta ve diplomatik çözümlerin önemini vurgulamaktadır. Laïdi'nin kitabı The Hedgers'da ele aldığı "dengeleme" (hedging) stratejileri, Türkiye'nin de uzun süredir uyguladığı dış politika yaklaşımıyla örtüşmektedir; zira Ankara, büyük güçler arasında tam bir hizalanmadan kaçınarak kendi manevra alanını korumayı hedeflemektedir.
Sonuç olarak, Zaki Laïdi'nin ABD'nin İran politikalarını "spektaküler bir fiyasko" olarak tanımlaması, sadece geçmişteki hatalara işaret etmekle kalmıyor, aynı zamanda gelecekteki Ortadoğu stratejileri için de önemli dersler sunuyor. Bu değerlendirme, Washington'ın tek taraflı yaklaşımlarının bölgesel istikrarsızlığı derinleştirdiğini ve uzun vadede kendi çıkarlarına hizmet etmediğini açıkça ortaya koymaktadır. Küresel güç dengelerinin değiştiği bu dönemde, Ortadoğu'daki sorunlara çok taraflı, diplomatik ve kapsayıcı çözümler bulmak, hem ABD hem de dünya için hayati önem taşımaktadır. Laïdi'nin analizi, mevcut durumun sürdürülemez olduğunu ve yeni, daha gerçekçi yaklaşımlara acil ihtiyaç duyulduğunu vurgulamaktadır.



