🇪🇸 Barselona, İspanya'dan Türkçe Haberler
Gündem

İran'da İç Savaş Alarmı: ABD'nin Rejim Değişikliği Planları ve Bölgesel Riskler

7 Mart 2026, Cumartesi
4 dk okuma
Kaynak: Ara.cat
İran'da İç Savaş Alarmı: ABD'nin Rejim Değişikliği Planları ve Bölgesel Riskler

ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin iletişim politikasında gözlemlenen tutarsızlıklar ve İran'a yönelik savaş açma nedenlerine dair her gün farklı bir açıklama yapılması, bölgedeki gerilimi tırmandırırken, Tahran'da potansiyel bir iç savaş alarmına yol açıyor. Beyaz Saray'ın, daha önce Venezuela'da denediği "rejim değişikliği" modelini İran'da da tekrarlamak istediğine dair güçlü sinyaller mevcut. Washington, yeni bir yönetimin ABD'nin taleplerine boyun eğeceğini umarak ülkenin liderliğini zorla değiştirmeyi hedefliyordu. Ancak Ayetullahlar rejiminin meydan okuyan tepkisi ve Yüksek Lider Ali Hamaney'in oğlu Mojtaba Hamaney gibi sertlik yanlısı bir ismin yeni lider olarak seçileceğine dair söylentiler, Trump yönetimini "B Planı"na itebilir: Ülke içinde silahlı bir isyanı kışkırtarak İran rejimini baskı altına almak ve potansiyel bir iç savaşı tetiklemek.

ABD'nin "Venezuela modeli" olarak adlandırılan stratejisi, genellikle ekonomik yaptırımlar, uluslararası izolasyon ve muhalif gruplara dış destek sağlayarak mevcut hükümeti zayıflatma ve iç karışıklık yaratma üzerine kuruludur. Bu model, Washington'ın beklentisinin aksine, İran'da rejimin daha da kenetlenmesine ve direncinin artmasına yol açtı. İranlı yetkililer, ABD'nin baskısına boyun eğmeyeceklerini ve kendi ulusal çıkarlarını koruma kararlılıklarını her fırsatta dile getiriyorlar. Bu meydan okuyan tutum, ABD'nin diplomatik ve ekonomik baskılarını sonuçsuz bırakarak, Trump yönetimini daha radikal adımlar atmaya yöneltebilir.

İran'ın mevcut Yüksek Lideri Ali Hamaney'in sağlık durumu ve olası halefiyet tartışmaları, ülkedeki siyasi atmosferi daha da germektedir. Mojtaba Hamaney, babasının yerine geçebilecek potansiyel adaylar arasında gösterilen ve oldukça muhafazakar, sertlik yanlısı görüşleriyle bilinen bir figürdür. Onun liderliğe gelmesi, ABD ile ilişkilerde daha da keskin bir çizgi izleneceği ve uzlaşma ihtimalinin azalacağı anlamına gelebilir. Bu durum, Trump yönetiminin İran'a yönelik politikasında "B Planı" olarak görülen, yani ülke içindeki etnik veya siyasi azınlıkları silahlı bir ayaklanmaya teşvik etme senaryosunu daha cazip hale getirebilir.

ABD'nin bu tür bir müdahaleyi düşünmesi, İran'ın karmaşık etnik ve dini yapısından kaynaklanan hassasiyetleri göz ardı etme riskini taşımaktadır. Ülkede Farsların yanı sıra Azeriler, Kürtler, Araplar ve Beluçlar gibi çeşitli etnik gruplar yaşamaktadır. Bu gruplar arasındaki potansiyel gerilimleri kışkırtmak, ülkeyi derin bir kaosa sürükleyebilir ve bölgesel istikrarsızlığı doruk noktasına çıkarabilir. Tarihsel olarak, ABD'nin Orta Doğu'daki rejim değişikliği çabalarının çoğunlukla öngörülemeyen sonuçlar doğurduğu ve uzun vadeli istikrarsızlığa yol açtığı gözlemlenmiştir.

ABD-İran Geriliminin Tarihsel Arka Planı ve Nükleer Anlaşma

ABD ile İran arasındaki gerilim, 1979 İslam Devrimi'nden bu yana köklü bir geçmişe sahiptir. Devrim öncesi dönemde ABD'nin desteklediği Şah rejiminin devrilmesi ve ardından yaşanan rehine krizi, iki ülke arasındaki ilişkileri derinden etkilemiştir. Son yıllarda ise, 2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA) olarak bilinen nükleer anlaşma, kısa süreli bir yumuşama dönemi sağlamıştı. Ancak Donald Trump'ın 2018'de bu anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmesi ve İran'a yönelik "maksimum baskı" kampanyası başlatması, gerilimi yeniden tırmandırdı. Bu kampanya, İran ekonomisini hedef alan ağır yaptırımları içeriyordu ve ülkenin petrol ihracatını sıfırlama, bankacılık sistemini felç etme ve enflasyonu artırma amacı taşıyordu.

Ekonomik yaptırımlar, İran halkı üzerinde ciddi bir yük oluşturmuştur. Yüksek enflasyon, işsizlik, riyalin değer kaybetmesi ve temel ihtiyaç maddelerine erişimde yaşanan sıkıntılar, ülke içinde yaygın bir memnuniyetsizliğe yol açmıştır. 2017-2018 yıllarında ve özellikle 2019'daki akaryakıt zamları sonrası yaşanan protestolar, halkın ekonomik sıkıntılardan duyduğu rahatsızlığı açıkça ortaya koymuştur. Ancak İran rejimi, bu protestoları sert bir şekilde bastırma yeteneğini de göstermiştir. Bu durum, ABD'nin iç isyan kışkırtma planlarının, rejimin güçlü güvenlik aygıtı ve halkın bir kısmının rejimle olan bağları nedeniyle beklenen etkiyi yaratamayabileceği riskini barındırmaktadır.

Bölgesel Etkiler ve Türkiye'ye Yansımaları

İran'da yaşanacak olası bir iç savaş, sadece ülkenin kendi sınırları içinde kalmayacak, tüm Orta Doğu ve ötesinde yıkıcı etkiler yaratacaktır. Bölgesel istikrarsızlık, zaten Yemen, Suriye ve Irak gibi ülkelerde devam eden vekalet savaşlarını daha da alevlendirebilir. Milyonlarca insanın yerinden edilmesiyle büyük bir mülteci krizi patlak verebilir ve bu durum başta Türkiye olmak üzere komşu ülkeler ile Avrupa'yı derinden etkileyebilir. Türkiye, halihazırda milyonlarca Suriyeli mülteciye ev sahipliği yaparken, İran'dan gelecek yeni bir göç dalgasıyla başa çıkmakta zorlanabilir.

Ayrıca, İran'ın içinde bulunduğu Hürmüz Boğazı'nın küresel petrol ticareti için kritik önemi göz önüne alındığında, bir iç savaş durumunda enerji piyasaları büyük bir şok yaşayabilir. Petrol fiyatlarında yaşanacak ani artışlar, küresel ekonomiyi olumsuz etkileyecek ve Türkiye'nin enerji maliyetlerini doğrudan artıracaktır. Bölgedeki güvenlik dengelerinin bozulması, Türkiye'nin sınır güvenliği ve terörle mücadele çabaları üzerinde de baskı yaratabilir. Uzmanlar, ABD'nin İran'daki rejim değişikliği çabalarının, bölgeyi daha büyük bir kaosa sürükleme potansiyeli taşıdığı ve sonuçlarının öngörülemez olduğu konusunda uyarıyorlar. Uluslararası toplumun, bu tür riskleri azaltmak ve diplomatik çözümleri teşvik etmek için daha aktif bir rol oynaması gerektiği vurgulanmaktadır.

Etiketler:
#iran#abd#iç-savaş#rejim-değişikliği#jeopolitik
Paylaş:
Kaynak: Ara.cat