Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Kongresi, Başkan Donald Trump yönetiminin İran'a yönelik askeri ve diplomatik adımlarına karşı önemli bir adım atarak, başkanlık savaş yetkilerini sınırlama çabalarına hız verdi. Trump'ın İran ile tırmanan gerilimi "savaş" olarak nitelendirmesinin üzerinden yaklaşık üç ay geçmesinin ardından, ABD Senatosu ilk kez, yasama organının asla yetkilendirmediği bir çatışmayı sona erdirmeye zorlamak amacıyla bir kararı onayladı. Bu tarihi dönüm noktası, dört Cumhuriyetçi senatörün Demokratların safına geçmesiyle mümkün oldu; bu senatörlerden bazıları, kampanyanın 60 günü aşması halinde Trump'a desteklerini çekecekleri konusunda daha önce uyarıda bulunmuştu. Benzer bir kararın, Temsilciler Meclisi'nde de başarılı bir şekilde oylanması bekleniyor; daha önce alt mecliste diğer girişimleri engelleyen bazı kongre üyeleri bu kez kararın geçişini kolaylaştıracaklarını bildirdi.
Senato'da alınan bu karar, ABD siyasetinde nadir görülen iki partili bir uzlaşmayı temsil ediyor ve Kongre'nin dış politika üzerindeki anayasal denetimini yeniden tesis etme arzusunun bir göstergesi olarak yorumlanıyor. Özellikle Cumhuriyetçi Parti içinden gelen muhalif sesler, Başkan'ın Kongre onayı olmadan askeri güç kullanma yetkisinin sınırlandırılması gerektiği yönündeki argümanlara güç kattı. Bu durum, Trump'ın İran'a yönelik "maksimum baskı" stratejisinin, kendi partisinin dahi belirli bir kesiminde yorgunluk ve endişe yarattığını ortaya koyuyor. Kongre üyeleri, başkanlık yetkilerinin kötüye kullanılması ve ABD'nin bölgesel bir çatışmaya sürüklenmesi riskinden duydukları kaygıyı açıkça dile getiriyor.
Temsilciler Meclisi'nde de benzer bir kararın kabul edilmesi bekleniyor. Bu, Demokratların çoğunlukta olduğu Temsilciler Meclisi'nde zaten güçlü bir destek bulması muhtemel olan bir adım. Geçmişte, benzer girişimlerin Cumhuriyetçilerin direnişiyle karşılaştığı bilinirken, mevcut durumda bazı Cumhuriyetçilerin de karara destek vereceklerini açıklaması, meselenin parti çizgilerini aşan bir ulusal güvenlik endişesi haline geldiğini gösteriyor. Bu oylamalar, Başkan Trump'ın dış politika kararlarını alırken Kongre'yi tamamen göz ardı edemeyeceği yönünde güçlü bir mesaj niteliği taşıyor.
ABD Anayasası ve Savaş Yetkileri: Tarihsel Bir Bağlam
ABD Anayasası, savaş ilan etme yetkisini Kongre'ye verirken, Başkan'ı silahlı kuvvetlerin başkomutanı olarak atar. Bu iki yetki arasındaki denge, ABD tarihinde sürekli bir tartışma konusu olmuştur. Vietnam Savaşı'ndan bu yana, başkanlar genellikle Kongre'den resmi bir savaş ilanı almadan askeri operasyonlar yürütme eğiliminde olmuşlardır. 1973 tarihli Savaş Yetkileri Yasası (War Powers Resolution), başkanın askeri güç kullanma yetkilerini sınırlamayı amaçlasa da, başkanlar tarafından sıklıkla göz ardı edilmiş veya farklı yorumlanmıştır. Trump yönetiminin İran'a yönelik adımları da, özellikle Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani'nin öldürülmesi gibi operasyonlar, bu yasanın ruhuna aykırı bulunarak Kongre'nin tepkisini çekmiştir.
İran ile ABD arasındaki gerilim, Trump'ın 2018'de Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA) olarak bilinen nükleer anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmesiyle tırmanmaya başlamıştır. Anlaşmadan çekilme ve İran'a yönelik ağır ekonomik yaptırımların yeniden uygulanması, Tahran'ı da nükleer programını yeniden hızlandırma ve bölgedeki vekil güçleri aracılığıyla misilleme yapma yoluna itmiştir. Bu süreç, Hürmüz Boğazı'ndaki tanker saldırıları, Suudi Arabistan'daki petrol tesislerine yönelik saldırılar ve Irak'taki ABD üslerine füze saldırıları gibi olaylarla doruk noktasına ulaşmıştır. Kongre'deki bu son hamleler, ABD'nin Orta Doğu'da yeni bir büyük çatışmaya sürüklenmesini engelleme arzusunun bir yansımasıdır.
Uluslararası Etkiler ve Türkiye Bağlantısı
ABD Kongresi'nin bu kararları, sadece iç politika açısından değil, uluslararası ilişkiler açısından da önemli sonuçlar doğurabilir. Orta Doğu'da zaten yüksek olan gerilimin daha da tırmanması, küresel enerji piyasalarını ve uluslararası güvenliği olumsuz etkileme potansiyeli taşımaktadır. Türkiye, hem ABD'nin NATO müttefiki olması hem de İran ile uzun bir sınıra sahip olması nedeniyle, bu gerilimden doğrudan etkilenen ülkelerden biridir. Bölgede istikrarın sağlanması, Türkiye'nin ulusal çıkarları açısından hayati öneme sahiptir. Ankara, ABD ile İran arasındaki gerilimin diplomatik yollarla çözülmesi gerektiğini sıkça vurgulamış ve tarafları itidale davet etmiştir. Kongre'nin bu adımları, diplomatik çözüm arayışlarına yeni bir ivme kazandırabilir.
İspanya ve Avrupa Birliği (AB) genelinde de ABD-İran gerilimi yakından takip edilmektedir. AB, nükleer anlaşmanın korunması ve diplomatik çözüm yollarının açık tutulması konusunda aktif bir rol oynamaya çalışmaktadır. İspanya, AB'nin bir üyesi olarak, Orta Doğu'da istikrarın sağlanması ve uluslararası hukuka uygun hareket edilmesi çağrılarını desteklemektedir. Kongre'deki bu gelişmeler, uluslararası toplumun, başkanlık yetkilerinin denetlenmesi ve olası bir çatışmanın önlenmesi yönündeki beklentilerini yansıtmaktadır. Bu kararlar, Trump yönetiminin İran politikasında daha dikkatli adımlar atmasına ve Kongre ile daha fazla istişarede bulunmasına yol açabilir, bu da bölgedeki gerilimin azaltılmasına katkıda bulunabilir.



