Küresel çapta yaşanan çatışmalar ve şiddet olayları, son otuz yılda ilk kez doğal afetlerden daha fazla insanın ülke içinde yerinden edilmesine neden oldu. Norveç Mülteci Konseyi (NRC) ile bağlantılı İç Göç Gözlem Merkezi (IDMC) tarafından yayımlanan son yıllık rapora göre, geçen yıl yaşanan bu dramatik değişim, insani krizlerin ve küresel istikrarsızlığın derinleştiğini gözler önüne seriyor. Son on yılda, kendi ülkeleri içinde evlerinden kaçmak zorunda kalan ve başka bir yere yerleşen insan sayısı ikiye katlanarak endişe verici boyutlara ulaştı.
IDMC'nin 2024 Küresel İç Göç Raporu (GRID 2024), 2023 yılı sonunda dünya genelinde 75,9 milyon insanın ülke içinde yerinden edilmiş durumda yaşadığını ortaya koyuyor. Bu sayının 48,9 milyonu çatışma ve şiddet olayları nedeniyle yerinden edilirken, 27,0 milyonu doğal afetler yüzünden evlerini terk etmek zorunda kaldı. Bu istatistikler, savaşların ve çatışmaların neden olduğu uzun süreli yerinden edilmelerin, iklim kriziyle şiddetlenen doğal afetlerin etkisini geride bıraktığı kritik bir dönüm noktasını işaret ediyor. Özellikle Ukrayna, Sudan, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Myanmar ve Etiyopya gibi ülkelerdeki yoğun çatışmalar, bu durumun başlıca tetikleyicileri arasında yer alıyor.
Raporda dikkat çekilen bir diğer önemli nokta ise, 2023 yılında 46,9 milyon yeni yerinden edilme vakasının yaşanması. Bu yeni vakaların 18,1 milyonu çatışma ve şiddet kaynaklıyken, 28,3 milyonu doğal afetler nedeniyle gerçekleşti. Bu durum, doğal afetlerin hâlâ büyük ve ani yerinden edilmelere yol açtığını gösterse de, çatışmaların yarattığı yerinden edilmelerin daha kalıcı ve uzun süreli etkiler bıraktığını kanıtlıyor. Uzun süreli çatışma bölgelerinde evlerine dönemeyen milyonlarca insan, yoksulluk, güvensizlik ve temel hizmetlere erişim sorunlarıyla mücadele etmek zorunda kalıyor.
Küresel İç Göçün Arka Planı ve Bağlamı
İç göç, mültecilikten farklı olarak, insanların uluslararası sınırları geçmeden kendi ülkeleri içinde yer değiştirmesi durumunu ifade eder. Bu kişiler, uluslararası hukuk kapsamında mültecilere tanınan korumalardan mahrum kalabilirler ve genellikle kendi hükümetlerinin korumasına muhtaçtırlar. IDMC ve NRC gibi kuruluşlar, bu savunmasız grupların ihtiyaçlarını ve haklarını savunmak için kritik bir rol oynamaktadır. IDMC, 1998'den bu yana iç göç verilerini toplayarak ve analiz ederek, politika yapıcılar ve insani yardım kuruluşları için temel bir bilgi kaynağı sağlamaktadır.
Son on yılda iç göçün iki katına çıkması, küresel sistemin çatışmaları önleme ve çözme kapasitesindeki yetersizlikleri gözler önüne sermektedir. İklim krizi, seller, kuraklıklar, fırtınalar ve orman yangınları gibi aşırı hava olaylarının sıklığını ve şiddetini artırarak doğal afet kaynaklı yerinden edilmeleri tetiklemeye devam etse de, insan eliyle yaratılan krizler şu anda daha büyük bir yük oluşturmaktadır. Bu durum, hem iklim eylemi hem de barış inşası çabalarının eş zamanlı ve güçlü bir şekilde sürdürülmesinin aciliyetini vurgulamaktadır.
Türkiye, İspanya ve Küresel Etkileşimler
Bu küresel iç göç krizi, Türkiye ve İspanya gibi ülkeleri de farklı yollardan etkilemektedir. İspanya, Avrupa'nın güney kapılarından biri olarak, Kuzey Afrika ve Sahra Altı Afrika'dan gelen mülteci ve göçmen akınlarıyla mücadele etmektedir. Her ne kadar İspanya'da kendi içinde büyük ölçekli bir iç göç sorunu yaşanmasa da, küresel istikrarsızlık ve çatışmaların yarattığı mülteci hareketliliği, ülkenin insani yardım ve göç politikalarını doğrudan etkilemektedir. Barselona gibi büyük şehirler, uluslararası yardım kuruluşlarına ev sahipliği yaparak ve mültecilere destek programları uygulayarak bu küresel soruna katkıda bulunmaktadır.
Türkiye ise, bölgesel çatışmaların merkezinde yer alması nedeniyle bu krizin en ağır yükünü taşıyan ülkelerden biridir. Özellikle Suriye'deki iç savaş nedeniyle milyonlarca Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapan Türkiye, dünya genelinde en fazla mülteciye ev sahipliği yapan ülke konumundadır. Komşu ülkelerdeki iç göç ve çatışmalar, Türkiye'nin sınır güvenliği, demografik yapısı ve ekonomik dengeleri üzerinde ciddi baskılar oluşturmaktadır. Bu durum, Türkiye'nin hem insani yardım hem de diplomatik çabalarla bölgesel istikrara katkı sağlamaya çalışmasının önemini artırmaktadır.
Geleceğe Yönelik Etkiler ve Çözüm Yolları
IDMC raporunun bulguları, dünya liderleri için acil bir eylem çağrısı niteliğindedir. Çatışmaların ve şiddetin neden olduğu yerinden edilmelerin artması, sadece insani bir kriz değil, aynı zamanda küresel güvenlik ve kalkınma için de ciddi bir tehdittir. Yerinden edilmiş milyonlarca insan, eğitim, sağlık ve geçim kaynaklarına erişimde büyük zorluklar yaşamakta, bu da uzun vadeli toplumsal ve ekonomik sorunlara yol açmaktadır. Bu durum, ev sahibi topluluklar üzerinde de baskı oluşturarak kaynak kıtlığı ve toplumsal gerilimleri tetikleyebilir.
Gelecekte bu olumsuz trendi tersine çevirmek için uluslararası toplumun daha koordineli ve kararlı adımlar atması gerekmektedir. Çatışmaların temel nedenlerine inmek, barışçıl çözüm yollarını teşvik etmek, insan haklarını korumak ve iklim değişikliğiyle mücadele etmek, bu krizin üstesinden gelmek için elzemdir. Ayrıca, yerinden edilmiş kişilere yönelik insani yardımın artırılması, onların temel ihtiyaçlarının karşılanması ve uzun vadeli çözümlerin geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu rapor, sadece bir istatistikler bütünü değil, aynı zamanda milyonlarca insanın yaşadığı acıların ve umutların bir yansımasıdır.



