Yemen'de İran destekli Husi milisleri, geçtiğimiz Cumartesi günü İsrail'in güneyine yönelik balistik füze saldırısı düzenlediklerini duyurdu. Bu eylem, Husiler tarafından "İran ve Orta Doğu'daki müttefik grupları desteklemek amacıyla gerçekleştirilen doğrudan askeri müdahalenin ilk aşaması" olarak nitelendirildi. Bölgedeki gerilimi daha da tırmandıran bu saldırı, İsrail-Hamas çatışmasının bölgesel bir savaşa dönüşme riskini bir kez daha gözler önüne serdi.
Saldırı, Husilerin askeri sözcüsü Yahya Saree tarafından yapılan resmi açıklamayla kamuoyuna duyuruldu. Saree, "İsrail işgaline karşı durmak ve Filistin halkının meşru haklarını desteklemek için askeri operasyonlarımızı sürdüreceğiz" ifadelerini kullandı. Hedefin İsrail'in güneyindeki stratejik noktalar olduğu belirtilirken, İsrail savunma sistemlerinin füzelerin bir kısmını etkisiz hale getirdiği, ancak saldırının sembolik ve stratejik öneminin büyük olduğu vurgulandı.
Bu saldırı, Gazze Şeridi'ndeki çatışmaların başlamasından bu yana Husilerin İsrail'e yönelik gerçekleştirdiği ilk doğrudan ve açıktan beyan edilmiş eylem olma özelliği taşıyor. Daha önce Kızıldeniz'deki ticari gemilere yönelik tehditler ve saldırılarla gündeme gelen Husiler, bu yeni adımlarıyla çatışmanın coğrafyasını genişletme potansiyeli taşıdıklarını gösterdi. İran'ın "direniş ekseni" stratejisinin bir parçası olarak hareket eden Husiler, bölgedeki vekiller ağı üzerinden İsrail'e karşı yeni bir cephe açma sinyali verdi.
Husilerin Yükselişi ve İran Bağlantısı
Husiler, resmi adıyla Ensarullah Hareketi, Yemen'de Şii Zeydi mezhebine mensup bir grup olup, ülkedeki iç savaşta önemli bir güç haline gelmiştir. 2004 yılında kurulan hareket, Yemen'in kuzeyindeki Saada vilayetinde ortaya çıkmış ve zamanla başkent Sana'a'yı ele geçirerek ülkenin büyük bir bölümünde kontrol sağlamıştır. "Allah en büyüktür, Amerika'ya ölüm, İsrail'e ölüm, Yahudilere lanet, İslam'a zafer" sloganıyla bilinen Husiler, ideolojik olarak İran'ın bölgedeki politikalarıyla büyük ölçüde örtüşmektedir.
İran, Husileri hem mali hem de askeri olarak destekleyerek, onları bölgesel nüfuzunu artırma stratejisinin önemli bir parçası olarak görmektedir. Bu destek, Husilerin balistik füze ve insansız hava aracı (İHA) kapasitelerini geliştirmelerine olanak tanımıştır. Yemen'deki iç savaşta Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyona karşı savaşan Husiler, bu süreçte elde ettikleri askeri deneyim ve İran'dan gelen teknolojik destekle bölgedeki en güçlü vekil gruplardan biri haline gelmiştir. Daha önce Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'ne yönelik gerçekleştirdikleri füze ve İHA saldırıları, onların bölgesel hedeflere ulaşma kapasitesini kanıtlamıştır.
Bölgesel Etkiler ve Türkiye'nin Bakışı
Husilerin İsrail'e yönelik bu saldırısı, Orta Doğu'da zaten yüksek olan tansiyonu daha da artırma potansiyeli taşımaktadır. Gazze'deki çatışmaların Lübnan, Suriye ve Irak'taki vekil gruplar üzerinden yayılma endişeleri devam ederken, Yemen'den gelen bu yeni cephe açma girişimi, bölgesel bir topyekûn savaş riskini ciddi şekilde yükseltmektedir. Uluslararası toplum, özellikle de ABD ve Avrupa Birliği, çatışmanın yayılmasını engellemek için diplomatik çabalarını hızlandırma çağrısında bulunmaktadır.
Türkiye, İsrail-Hamas çatışmasının başından itibaren bölgedeki gerilimin tırmanmasından duyduğu derin endişeyi dile getirmiştir. Ankara, Filistin meselesine adil ve kalıcı bir çözüm bulunmadan bölgede istikrarın sağlanamayacağını vurgulamaktadır. Husilerin İsrail'e yönelik saldırısı gibi eylemlerin, çatışmayı daha geniş bir coğrafyaya yayarak öngörülemez sonuçlar doğurabileceği ve bölgesel barış çabalarını sekteye uğratabileceği endişesi, Türkiye'nin dış politika gündeminde önemli bir yer tutmaktadır. Uzmanlar, bu tür saldırıların sadece İsrail'i değil, aynı zamanda Kızıldeniz'deki deniz trafiğini ve küresel enerji güvenliğini de tehdit edebileceği konusunda uyarıda bulunmaktadır. Bu durum, bölgedeki tüm aktörlerin daha sorumlu ve sağduyulu hareket etmesi gerektiğini bir kez daha ortaya koymaktadır.



