Hong Kong'da demokrasi ve insan hakları mücadelesi veren aktivistler Lee Cheuk-yan ve Chow Hang-tung, Çin'in 1989'daki Tiananmen Meydanı katliamını anma etkinlikleri düzenledikleri gerekçesiyle "yıkıcılığa teşvik" suçlamasıyla mahkum edildi. Bu karar, kentin özerkliğinin ve ifade özgürlüğünün giderek kısıtlandığına dair uluslararası endişeleri bir kez daha artırdı. Cuma günü açıklanan mahkeme kararı, bir zamanlar Asya'nın en özgür şehirlerinden biri olarak kabul edilen Hong Kong'da sivil toplum üzerindeki baskının derinleştiğini gözler önüne seriyor ve Pekín'in (Pekin) kent üzerindeki kontrolünü daha da sıkılaştırdığını gösteriyor.
Mahkum edilen aktivistler, Çin'deki Yurtsever Demokratik Hareketleri Destekleme Hong Kong İttifakı (Hong Kong Alliance in Support of Patriotic Democratic Movements of China) adlı grubun önemli üyeleriydi. Bu ittifak, yıllardır Tiananmen katliamının her yıl dönümünde Victoria Park'ta mum ışığıyla anma törenleri düzenlemesiyle biliniyordu. Ancak, 2020'de yürürlüğe giren Ulusal Güvenlik Yasası'nın ardından bu tür etkinlikler yasaklandı ve örgüt 2021'de faaliyetlerini durdurmak zorunda kaldı. Lee Cheuk-yan ve Chow Hang-tung, bu yasağa rağmen anma ruhunu canlı tutmaya çalıştıkları için hedef alındılar. Mahkeme, onların eylemlerini "ulusal güvenliği tehlikeye atan" bir girişim olarak değerlendirerek, Hong Kong'da muhalif seslere karşı uygulanan baskının yeni bir örneğini teşkil etti.
Lee Cheuk-yan, uzun yıllardır Hong Kong'da işçi hakları ve demokrasi savunucusu olarak tanınan eski bir milletvekilidir. Chow Hang-tung ise insan hakları avukatı ve ittifakın başkan yardımcısıydı. Her ikisi de, Çin anakarasındaki demokratikleşme hareketlerine destek vermenin ve Tiananmen olaylarını hatırlatmanın Hong Kong'un temel özgürlüklerinden biri olduğunu savunuyordu. Ancak Hong Kong hükümeti ve Pekín, bu tür anmaları "ayrılıkçı" veya "yıkıcı" faaliyetler olarak yorumlayarak giderek daha sert önlemler alıyor ve şehrin siyasi atmosferini tamamen değiştiriyor.
Tiananmen Meydanı Katliamı ve Hong Kong'un Değişen Yüzü
Tiananmen Meydanı katliamı, Çin'in yakın tarihindeki en hassas ve tartışmalı olaylardan biridir. 1989 yılının baharında, Pekín'deki Tiananmen Meydanı'nda toplanan binlerce öğrenci ve işçi, daha fazla demokrasi, ifade özgürlüğü ve yolsuzluğun sona ermesi talebiyle protestolar düzenlemişti. Çin hükümeti, 4 Haziran 1989'da orduyu kullanarak bu protestoları kanlı bir şekilde bastırdı. Resmi rakamlar açıklanmamış olsa da, bağımsız kaynaklar binlerce kişinin hayatını kaybettiğini tahmin etmektedir. Bu olay, Çin anakarasında tabu bir konu haline gelmiş, her türlü anma veya tartışma şiddetle bastırılmıştır.
Hong Kong, Birleşik Krallık'tan Çin'e devredildiği 1997 yılından bu yana "Tek Ülke, İki Sistem" prensibiyle yönetiliyordu. Bu prensip, kente yüksek derecede özerklik, kendi hukuk sistemi, ifade ve toplanma özgürlüğü gibi anakarada bulunmayan haklar tanıyordu. Tiananmen anmaları, Hong Kong'un bu özel statüsünün ve özgürlüklerinin bir sembolü haline gelmişti. Ancak 2020'de Çin tarafından dayatılan Ulusal Güvenlik Yasası, bu özerkliği ciddi şekilde aşındırdı. Yasa, "yıkıcılık, ayrılıkçılık, terörizm ve yabancı güçlerle işbirliği" gibi geniş tanımlı suçları kapsıyor ve Hong Kong'daki siyasi muhalefeti ve sivil toplumu hedef alıyor. Bu yasa çerçevesinde birçok demokrasi yanlısı aktivist, gazeteci ve siyasetçi tutuklandı veya sürgüne zorlandı, bu da kentin siyasi geleceği üzerinde derin endişeler yarattı.
Uluslararası Tepkiler ve İnsan Hakları Endişeleri
Hong Kong'daki bu son mahkumiyetler, uluslararası toplumda geniş yankı uyandırdı ve insan hakları örgütleri tarafından kınandı. Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşik Krallık gibi aktörler, Hong Kong'un temel özgürlüklerinin erozyonuna ilişkin derin endişelerini dile getirdiler. Bu tür kararlar, Çin'in "Tek Ülke, İki Sistem" vaadine olan güveni sarsmakla kalmıyor, aynı zamanda otoriter rejimlerin ifade özgürlüğünü nasıl kısıtladığına dair küresel bir tartışmayı da körüklüyor. Demokratik değerlere inanan ülkeler, bu gelişmelerin Hong Kong'un uluslararası finans merkezi konumunu ve hukuk devleti itibarını zedelediğini vurguluyor.
Türkiye ve İspanya gibi demokratik ülkeler, uluslararası arenada insan hakları ve hukukun üstünlüğü ilkelerini savunan ülkelerdir. Bu bağlamda, Hong Kong'da yaşanan bu gelişmeler, evrensel insan hakları değerlerinin korunması açısından büyük önem taşımaktadır. Aktivistlerin sadece geçmişi anma çabaları nedeniyle cezalandırılması, tüm dünyadaki sivil toplum kuruluşları ve demokrasi savunucuları için bir uyarı niteliğindedir. Uzmanlar, bu kararların Hong Kong'da kalan son muhalif sesleri de susturmayı amaçladığını ve kentin gelecekteki siyasi yapısı üzerinde kalıcı etkiler bırakacağını belirtiyor. Hong Kong'un bir zamanlar sahip olduğu özgürlük ortamının, Çin'in artan baskısıyla birlikte hızla yok olduğu yorumları yapılırken, uluslararası kamuoyunun bu duruma kayıtsız kalmaması gerektiği vurgulanıyor.


