
Lübnan'ın güneyindeki Burj Qalawiya kasabasında Cumartesi sabahı bir ilk yardım merkezine düzenlenen saldırının ardından, kurtarma ekipleri Pazar günü de enkaz kaldırma çalışmalarına devam etti. Saldırıda hayatını kaybeden sağlık görevlilerinin yeni cansız bedenlerine ulaşılırken, Lübnan Sağlık Bakanlığı, 2 Mart'ta başlayan İsrail saldırılarından bu yana ölen sağlık çalışanı sayısının 32'ye yükseldiğini duyurdu. Bu acı tablo, savaşın yalnızca cephedeki askerleri değil, aynı zamanda hayat kurtarmaya çalışan sivil sağlık personelini de doğrudan hedef aldığını ve insani krizin boyutlarını gözler önüne serdiğini gösteriyor.
Burj Qalawiya'daki bu son saldırı, halihazırda bölgedeki gerilimi ve insani krizi daha da derinleştirdi. İlk yardım merkezinin hedef alınması, uluslararası hukukun temel prensiplerinden biri olan sağlık tesislerinin dokunulmazlığı ilkesinin açıkça ihlal edildiği yönündeki endişeleri artırdı. Enkaz altından çıkarılan her yeni ceset, çatışma bölgelerinde görev yapan sağlık çalışanlarının karşı karşıya kaldığı ölümcül riskleri bir kez daha trajik bir şekilde hatırlatıyor ve sivil altyapının hedef alınmasının yıkıcı sonuçlarını gözler önüne seriyor.
Lübnan Sağlık Bakanlığı'nın açıkladığı 32 sağlık çalışanının ölümü, sadece bir istatistik olmanın ötesinde, bölgedeki sağlık sisteminin felç olma noktasına geldiğini gösteren ciddi bir uyarı niteliği taşıyor. Bu rakam, çatışmanın sadece fiziksel yıkımla sınırlı kalmadığını, aynı zamanda en temel insani hizmetlerin sunulmasını da engellediğini ortaya koyuyor. Sağlık çalışanlarının hedef alınması, yaralılara ve hastalara ulaşımı imkansız hale getirerek, zaten kırılgan olan bölge halkının sağlık hizmetlerine erişimini tamamen kesintiye uğratıyor.
Uluslararası Hukukun İhlali ve Gazze Bağlantısı
Uluslararası insancıl hukuk, savaş zamanında sağlık tesislerini, ambulansları ve sağlık personelini özel olarak koruma altına alır. Cenevre Sözleşmeleri'ne göre, hastanelerin ve sağlık görevlilerinin hedef alınması açık bir savaş suçu teşkil eder. Lübnan'da yaşanan bu olaylar, İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik saldırılarında da sıkça gündeme gelen sağlık altyapısının hedef alınması tartışmalarını yeniden alevlendiriyor. Gazze'de El-Şifa, Nasır ve Endonezya Hastanesi gibi birçok sağlık kuruluşu ya doğrudan hedef alınmış ya da ağır hasar görmüş, bu durum binlerce sivilin hayatını kaybetmesine veya yaralanmasına yol açmıştı. Lübnan'daki durum, bu "Gazze'den Lübnan'a" uzanan tehlikeli trendin bir devamı olarak değerlendiriliyor.
Uzmanlar, çatışma bölgelerinde sağlık tesislerinin hedef alınmasının, sadece o anki can kayıplarına değil, aynı zamanda uzun vadede toplum sağlığına ve insani yardıma erişime onarılamaz zararlar verdiğini vurguluyor. Bu tür saldırılar, zaten kısıtlı imkanlarla hizmet vermeye çalışan sağlık sistemlerini tamamen çökertmekle kalmıyor, aynı zamanda kalan sağlık personelinin motivasyonunu ve güvenliğini de derinden sarsıyor. Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi kuruluşlar, bu tür eylemlerin uluslararası soruşturma gerektiren savaş suçları olduğunu defalarca dile getirmişlerdir.
Bölgesel Etkiler ve Uluslararası Tepkiler
Lübnan'ın güneyinde artan gerilim, İsrail ile Hizbullah arasındaki çatışmanın Ekim 2023'ten bu yana daha da şiddetlendiğini gösteriyor. Sınır boyunca devam eden karşılıklı saldırılar ve hava operasyonları, bölgedeki sivil halk üzerinde büyük bir baskı oluşturuyor. Sağlık tesislerinin hedef alınması, zaten yerinden edilmiş ve zor durumda olan halkın çaresizliğini artırırken, bölgedeki insani krizin daha da derinleşmesine neden oluyor. Bu durum, Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası kuruluşlar tarafından defalarca kınanmış ve taraflara uluslararası hukuka uyma çağrıları yapılmıştır.
Türkiye, hem Gazze'de hem de Lübnan'da yaşanan bu tür saldırıları yakından takip etmekte ve uluslararası hukukun ihlallerine karşı güçlü bir duruş sergilemektedir. Türkiye, çatışmalarda sivillerin ve sağlık çalışanlarının korunması, insani yardımların engelsiz ulaştırılması ve uluslararası hukuka tam uyum sağlanması gerektiğini her platformda vurgulamaktadır. Bu bağlamda, Lübnan'daki sağlık tesislerine yönelik saldırılar, uluslararası toplumun daha güçlü bir şekilde tepki vermesi ve sorumluların hesap vermesi için baskı yapması gerektiğini bir kez daha ortaya koymaktadır. Aksi takdirde, çatışma bölgelerinde sağlık hizmeti sunanlar için güvenli bir alan kalmayacak ve insani krizler daha da vahim boyutlara ulaşacaktır.



