Global Sumud Filosu organizatörleri, İsrail'in yaklaşık yirmi gemiden oluşan insani yardım filosunu uluslararası sularda durdurmasını kınamak amacıyla İspanya genelindeki tüm belediye binalarının (Ajuntaments) önünde ve özellikle Barselona'daki Plaça de Sants'ta geniş çaplı protestolar düzenledi. Perşembe akşamı yerel saatle 19.00'da başlayan bu gösterilerde, aktivistler İsrail'in eylemlerini "korsanlık" olarak nitelendirerek uluslararası toplumu acil müdahaleye çağırdı. Yapılan açıklamada, "tutuklanan tüm aktivistlerin derhal serbest bırakılması" talep edilirken, tüm devletlere ve Avrupa Birliği (AB) kurumlarına İsrail'in Filistin halkına insani yardım taşıyan gemilere yönelik saldırısını kınama çağrısı yapıldı. Bu olay, Gazze'ye yönelik ablukanın ve uluslararası hukukun ihlal edildiği iddialarını bir kez daha dünya gündemine taşıdı.
Organizasyon, İspanyol hükümetinden İsrail ile tüm askeri, siyasi, ekonomik ve kültürel ilişkilerini derhal kesmesini talep ederken, Avrupa'nın "soykırımın suç ortağı olmaktan çıkması" gerektiğini vurguladı. Filo, Gazze'ye yönelik insani yardımın ulaştırılmasının hayati önem taşıdığını ve İsrail'in bu tür engellemelerinin uluslararası insancıl hukuka aykırı olduğunu belirtti. Barselona'da toplanan kalabalık, Filistin'e destek sloganları atarak ve pankartlar taşıyarak İsrail'in eylemlerine karşı sert tepkilerini dile getirdi. Bu protestolar, İspanya'da Filistin davasına yönelik artan duyarlılığın ve hükümet üzerindeki baskının bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.
Global Sumud Filosu'nun açıklamasına göre, gemilerin durdurulması Gazze'den yaklaşık 1.000 kilometre uzakta, uluslararası sularda gerçekleşti. İsrail askeri botları, yardım gemilerinin mürettebatına lazerler ve yarı otomatik saldırı silahları doğrultarak, diz çökmelerini ve ellerini havaya kaldırmalarını emretti. Bu durum, uluslararası denizcilik hukukuna göre sivil gemilere yönelik yasa dışı bir müdahale olarak kabul ediliyor. Ayrıca, gemilerin iletişim sistemlerinin de engellendiği ve Yunan sahil güvenliğine gönderilen yardım çağrılarına yanıt alınamadığı bildirildi. Bu eylemler, insani yardım taşıyan sivil gemilere yönelik uluslararası hukukun açık bir ihlali olarak değerlendiriliyor ve dünya genelinde sert tepkilere neden oluyor.
Deniz kurtarma kuruluşu Open Arms'ın direktörü Oscar Camps, medyaya yaptığı açıklamada, "uluslararası hakların ihlal edildiğini", "açık denizde sivillere karşı güç kullanıldığını" ve "insani yardımın engellendiğini" vurguladı. Camps'in ifadeleri, İsrail'in Gazze ablukasını sürdürme ve insani yardımı engelleme çabalarının uluslararası toplum nezdinde kabul edilemez olduğunu ortaya koyuyor. Bu tür müdahaleler, bölgedeki insani krizi daha da derinleştirirken, uluslararası hukuk ve insan hakları örgütlerinin tepkisini çekmeye devam ediyor. Uluslararası Adalet Divanı'nın (UAD) Gazze'deki duruma ilişkin aldığı kararlar ve çağrılar göz önüne alındığında, İsrail'in bu eylemleri uluslararası baskıyı artırabilir.
Gazze Filosu Hareketinin Tarihsel Arka Planı ve Uluslararası Tepkiler
Gazze Filosu hareketleri, İsrail'in 2007'den bu yana Gazze Şeridi'ne uyguladığı ablukayı kırma ve bölgeye doğrudan insani yardım ulaştırma amacı güden sivil girişimlerdir. Bu hareketlerin en bilineni, 2010 yılında Türkiye'den yola çıkan ve İsrail komandolarının müdahalesiyle 10 Türk vatandaşının hayatını kaybettiği Mavi Marmara olayıdır. Bu trajik olay, uluslararası alanda büyük yankı uyandırmış, Türkiye ile İsrail arasındaki diplomatik ilişkileri uzun süre germiş ve Gazze ablukasının meşruiyetini sorgulayan küresel bir tartışma başlatmıştır. O günden bu yana, farklı ülkelerden aktivistler ve sivil toplum kuruluşları, Gazze'ye yardım ulaştırmak için çeşitli filo girişimlerinde bulunmaya devam etmektedir.
İsrail, Gazze ablukasını güvenlik gerekçeleriyle savunsa da, Birleşmiş Milletler (BM) ve birçok uluslararası insan hakları örgütü, ablukanın uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve Gazze'deki insani durumu ağırlaştırdığını belirtmektedir. Özellikle 7 Ekim 2023 sonrası Gazze'de yaşanan çatışmalar ve İsrail'in askeri operasyonları, bölgedeki insani krizi derinleştirmiş, gıda, su, ilaç ve yakıt gibi temel ihtiyaçlara erişimi kritik seviyelere düşürmüştür. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve diğer insani yardım kuruluşları, Gazze'de açlık ve hastalık riskinin arttığına dair sürekli uyarılarda bulunmaktadır. Bu koşullar altında, insani yardım filolarının önemi daha da artmakta, ancak İsrail'in bu tür girişimlere müdahalesi uluslararası hukukun ihlali olarak görülmektedir.
İspanya'nın Filistin meselesine yaklaşımı, son dönemde Avrupa Birliği içinde dikkat çekici bir konuma gelmiştir. İspanyol hükümeti, geçtiğimiz aylarda İrlanda ve Norveç ile birlikte Filistin devletini tanıma kararı alarak, AB içinde bu konuda öncü bir rol oynamıştır. Bu karar, İspanya'nın Orta Doğu'daki barış sürecine ve Filistin halkının haklarına verdiği önemi göstermektedir. Bu bağlamda, Global Sumud Filosu'nun İspanya'da geniş destek bulması ve hükümetten İsrail ile ilişkilerini kesme çağrısı yapılması, İspanyol dış politikasının Filistin lehine evrildiğini yansıtmaktadır. Türkiye de uzun yıllardır Filistin davasının güçlü bir savunucusu olmuş, Gazze'ye yönelik insani yardım çabalarını desteklemiş ve İsrail'in ablukasını kınamıştır. Türkiye'nin bu konudaki hassasiyeti ve geçmişteki Mavi Marmara olayı, Türk kamuoyunun bu tür filo girişimlerine olan ilgisini ve desteğini artırmaktadır.
Uluslararası Hukuk ve Diplomatik Etkiler
Uluslararası denizcilik hukuku, açık denizde seyreden sivil gemilere yönelik askeri müdahaleleri belirli koşullara bağlar ve insani yardım taşıyan gemilere karşı güç kullanımını genellikle yasaklar. İsrail'in uluslararası sularda insani yardım filosuna müdahalesi, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS) ve uluslararası insancıl hukuk ilkeleri açısından ciddi soru işaretleri doğurmaktadır. Bu tür eylemler, İsrail'in uluslararası arenadaki itibarını daha da zedeleyebilir ve diplomatik olarak yalnızlaşmasına yol açabilir. Özellikle Uluslararası Adalet Divanı'nda İsrail aleyhine açılan "soykırım" davasının devam ettiği bir dönemde, bu tür olaylar İsrail üzerindeki baskıyı artırmaktadır.
Barselona ve diğer İspanyol şehirlerindeki protestolar, Avrupa'da ve dünya genelinde Filistin davasına yönelik artan kamuoyu desteğini ve hükümetler üzerindeki baskıyı göstermektedir. Bu tür sivil toplum hareketleri, hükümetlerin dış politika kararları üzerinde etkili olabilir ve uluslararası kuruluşları daha aktif rol almaya teşvik edebilir. Gazze'ye insani yardım ulaştırma çabalarının engellenmesi, bölgedeki insani krizi daha da derinleştirerek, uluslararası toplumun İsrail'e yönelik eleştirilerini artırmasına neden olmaktadır. Gelecekte, bu tür filoların sayısının artması ve uluslararası toplumun bu müdahalelere karşı daha güçlü bir duruş sergilemesi beklenmektedir.


