Katalonya'nın (Catalunya) tarihi kentlerinden Vic (Vik), Barselona'nın kuzeyinde yer alan ve canlı atmosferiyle bilinen Plaça Major (Ana Meydanı) ile ünlüdür. Ancak bu meydan, bir zamanlar Antoni Gaudí'nin de dolaylı olarak katkıda bulunduğu, eşsiz modernist fenerlere ev sahipliği yapmış ve bu fenerlerin akıbeti, Katalan kültürel mirasının en ilginç ve acı hikayelerinden birine dönüşmüştür. Sadece on dört yıl boyunca meydanı süsleyen bu anıtsal yapılar, bugün akıl almaz gibi görünen bir kararla sökülerek hurda yığınına ve kaldırım taşlarına çevrilmiştir. Bu olay, sanat eserlerinin değerinin zamanla nasıl algılandığını ve geçmişin miras koruma anlayışını çarpıcı bir şekilde gözler önüne sermektedir.
Bu fenerler, sadece birer aydınlatma direği olmaktan çok öteydi; 1910 yılında ünlü Katalan filozof ve ilahiyatçı Jaume Balmes'in doğumunun yüzüncü yıl dönümü anısına dikilen iki obelisk-fenerdi. Meydanın istasyonla bağlantısını sağlayan yeni caddenin girişine yerleştirilen bu yapılar, hem kentsel bir jest hem de sembolik bir anıt niteliğindeydi. Bugünün turizm anlayışıyla bakıldığında, şüphesiz ki Barselona dışındaki en dikkat çekici Gaudí bağlantılı eserlerden biri olacak ve sayısız fotoğraf karesine konu olacaktı. Ancak o dönemde şehir, beklenenin aksine bambaşka bir yol izlemiştir.
Günümüzde paha biçilmez bir miras olarak korunacak olan bu eserler, 1924 yılında hiçbir tereddüt gösterilmeden sökülmüş ve adeta küle dönüştürülmüştür. Metal parçaları hurda olarak satılırken, kaidelerinde kullanılan bazalt taşları Vic sokaklarının kaldırımlarında yeniden kullanılmıştır. Bu karar, zamanla Katalan kültürel mirasının "keşke olmasaydı" denilen en büyük pişmanlıklarından biri haline gelmiştir. Universitat Politècnica de Catalunya (Katalonya Politeknik Üniversitesi - UPC) mimarı ve araştırmacısı Óscar Farrerons Vidal'ın 2024 yılında Revista de Vic dergisinde yayımlanan "Els fanals modernistes de la plaça Major de Vic" (Vic Ana Meydanı'nın Modernist Fenerleri) başlıklı makalesine göre, bu projenin halk arasında geleneksel olarak Antoni Gaudí'ye atfedildiği, ancak asıl olarak mimarın danışmanlığında kolektif bir çalışma olduğu belirtilmektedir.
Gaudí, kariyerinin en yoğun dönemlerinden birinde, Sagrada Família ve Palau Güell gibi büyük projeler üzerinde çalışırken, doktor tavsiyesiyle 1910 baharında Vic'te bulunuyordu. Bu süre zarfında, Josep Canaleta ve Josep Maria Pericas gibi önemli işbirlikçileriyle birlikte, şehrin girişine bu anıtsal fenerlerin yerleştirilmesi fikri ortaya çıktı. Bu, Gaudí'nin sadece Barselona'da değil, Katalonya'nın diğer bölgelerinde de sanatsal izlerini bıraktığının bir kanıtıydı. Fenerlerin tasarımları birbirine benzer değildi; biri daha uzun olup ağaç dalları gibi metal kollarından sarkan dekoratif unsurlarla ve Balmes'in yüzüncü yıl dönümü tarihleriyle (1810-1910) süslenmişken, diğeri daha sade ve alçak tek bir ışık noktasına sahipti. Her iki fener de Castellfollit de la Roca'dan getirilen bazalt sütunlardan oluşan sağlam kaideler üzerine inşa edilmişti.
Geçmişin Koruma Anlayışı ve Siyasi Etkiler
Bu fenerlerin kaderindeki en şaşırtıcı detay, halkın algısının ne kadar hızlı değiştiğidir. Açılışından sadece iki yıl sonra, bazı Vic sakinleri fenerlerin kaldırılması için şikayetlerde bulunmaya başlamıştı. Şikayetler arasında fayton ve araç geçişlerini engellemesi, çıkardığı gürültüler, düşme riski ve hatta "uygunsuz bir şekilde tuvalet olarak kullanılması" gibi gerekçeler yer alıyordu. Bu durum, o dönemde sanat eserlerine ve kentsel estetiğe verilen değerin bugünkünden çok farklı olduğunu göstermektedir. O yıllarda, "eski" veya "işlevsiz" görülen yapıların, modernleşme veya pratik ihtiyaçlar adına kolayca feda edilebildiği bir anlayış hakimdi. Türkiye'de de benzer şekilde, yol genişletme veya kentsel dönüşüm projeleri kapsamında birçok tarihi yapının, konak veya çeşmenin yıkıldığına tanık olunmuştur. Bu durum, kültürel mirasın korunması konusunda evrensel bir ders niteliğindedir.
Fenerleri kurtarmak için çabalar da olmuştur. Zanaatkarlar ve şehir temsilcileri, yapıların savunulması için dilekçeler imzalamış, hatta bir reform planı bile gündeme gelmiştir. Gaudí'nin kendisi de projeye müdahalesini ve iyileştirmeler yapmaya hazır olduğunu mektupla belirtmiştir. Ancak bu reformlar hiçbir zaman hayata geçirilememiş ve fenerlerin durumu giderek kötüleşmiştir. Sonunda, 11 Ağustos 1924'te Vic Belediyesi oybirliğiyle yıkım kararı almış ve ertesi gün söküm işlemine başlanmıştır. Yerel tarihçilerin bir kısmı, bu kararı Primo de Rivera diktatörlüğünün hüküm sürdüğü ve Katalan kimliğinin belirli sembollerine karşı pek hoşgörülü olmayan siyasi bir dönemin etkisi olarak yorumlamaktadır. Bu siyasi atmosfer, sanat eserlerinin ve kültürel sembollerin kaderini nasıl etkileyebileceğine dair önemli bir örnek teşkil etmektedir.
Kayıp Mirasın Gölgesinde Vic'in Bugünü
Malzemelerin nihai akıbeti, bu hikayenin belki de en çarpıcı ayrıntısıdır. UPC'nin araştırmasına göre, metal parçalar hurdaya dönüştürülürken, bazalt taş kaideler 1926'da Arquebisbe Alemany (Başpiskopos Alemany) caddesinin kaldırımlarını döşemek için kullanılmıştır. Yani, Gaudí çevresine atfedilen o modernist eserin bir kısmı, kelimenin tam anlamıyla şehrin ayakları altında kalmıştır. Bu durum, sanatın ve tarihin nasıl gözden çıkarılabileceğinin ve sonrasında nasıl büyük bir pişmanlık kaynağı olabileceğinin trajik bir örneğidir.
Bugün, bir asır sonra, Vic bu hikayeye farklı bir gözle bakmaktadır. Óscar Farrerons Vidal, UPC bünyesinde fenerlerin sanal olarak yeniden inşası üzerine akademik çalışmalar başlatmıştır. Bu çalışmalar, en azından fenerlerin anısını yaşatmayı ve eğer o fenerler hurdaya dönüşmeseydi şehrin miras ve turizm projeksiyonunun nasıl değişeceğini hayal etmeyi amaçlamaktadır. Kayıp mirasın dersleri açıktır: Kültürel mirasın korunması, kısa vadeli pratik faydaların uzun vadeli kültürel kayıplara yol açabileceği gerçeğiyle yüzleşmeyi gerektirir. Vic'in Gaudí fenerleri hikayesi, sanat eserlerinin değerinin zamanla nasıl evrildiğini ve geçmişteki aceleci kararların gelecekte ne denli büyük bir boşluk yaratabileceğini gösteren güçlü bir hatırlatıcıdır.



