Son yıllarda, özellikle genç nesiller arasında kendisini feminist olarak tanımlayanların sayısında dikkat çekici bir düşüş yaşanıyor. Fad Joventut tarafından hazırlanan "Baròmetre Joventut i Gènere 2025" (Gençlik ve Cinsiyet Barometresi 2025) adlı araştırma, günümüz genç kadın ve erkeklerinin ebeveynlerine kıyasla kendilerini daha az feminist olarak gördüğünü ortaya koyuyor. Bu fenomen, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü arifesinde, Barselona'nın yerel televizyon kanalı betevé'nin Plaça Oberta (Açık Meydan) programında derinlemesine ele alındı ve gençlerin bu konuya bakış açıları masaya yatırıldı.
Bu düşüş eğilimi, İspanya ve genel olarak Avrupa'da son dönemde gözlemlenen toplumsal değişimlerin bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Özellikle sosyal medya ve dijital platformlar aracılığıyla yayılan farklı söylemler, genç nesillerin feminizm kavramına yönelik algısını şekillendiriyor. Program, bu karmaşık konuyu gençlerin kendi seslerinden dinleyerek, toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesinin geleceğine dair önemli ipuçları sunmayı hedefledi.
Feminizm Kavramına Yönelik Yanlış Algılar
Araştırma verileri, feminist olduğunu düşünen kişi sayısında düşüş yaşanmasına rağmen, gençlerin cinsiyet eşitsizliklerini algılamaya devam ettiğini gösteriyor. Bu durum, bir çelişki gibi görünse de, aslında feminizm kavramının yanlış anlaşılmasıyla yakından ilgili. Birçok genç için feminizm, erkek düşmanlığı veya "tersine ayrımcılık" gibi olumsuz çağrışımlarla ilişkilendirilebiliyor. Oysa ki, erkek egemenliğine dayalı bir sistem olan maço kültürün (İspanyolca: machismo) aksine, feminizm kadın haklarını ve cinsiyetler arası eşitliği savunan bir toplumsal hareket ve ideolojidir. Bu temel ayrımın yeterince anlaşılmaması, gençlerin kendilerini feminist olarak tanımlamaktan çekinmelerine neden olabiliyor.
Feminizmin temel prensipleri, tüm bireylerin eşit haklara, fırsatlara ve saygıya sahip olması gerektiğini vurgular. Bu bağlamda, cinsiyet eşitsizliklerinin ortadan kaldırılması, kadınların toplumsal, ekonomik ve siyasi hayatta tam katılımının sağlanması hedeflenir. Ancak, özellikle bazı muhafazakar çevreler ve popülist söylemler, feminizmi radikal veya bölücü bir hareket olarak lanse ederek, gençlerin bu kavrama mesafeli yaklaşmasına yol açabilmektedir. Medyada ve popüler kültürde feminizmin zaman zaman karikatürize edilmesi de bu yanlış algının pekişmesine katkıda bulunuyor.
Tarihsel Bağlam ve İspanya'daki Feminizm Hareketi
İspanya'da feminizm, tarihsel olarak önemli bir mücadele geçmişine sahiptir. Franco diktatörlüğü döneminde (1939-1975) kadınların hakları büyük ölçüde kısıtlanmış, geleneksel aile yapısı ve cinsiyet rolleri katı bir şekilde dayatılmıştır. Demokrasiye geçişle birlikte (Transición Española), kadın hakları hareketi büyük bir ivme kazanmış, kürtaj hakkı, boşanma hakkı ve toplumsal cinsiyet eşitliği yasaları gibi önemli kazanımlar elde edilmiştir. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü (Día Internacional de la Mujer), İspanya'da her yıl milyonlarca kadının ve destekçisinin sokaklara döküldüğü, güçlü bir toplumsal seferberlik günüdür. Barselona'da düzenlenen 8-M yürüyüşleri, ülkedeki feminist hareketin gücünü ve kararlılığını simgeler.
Ancak, son yıllarda yükselişe geçen aşırı sağcı partilerin (örneğin VOX) söylemleri, bu kazanımları hedef alarak, feminizmi "ideolojik dayatma" olarak nitelendirmekte ve cinsiyet eşitsizliğinin varlığını dahi sorgulamaktadır. Bu durum, özellikle genç erkekler arasında feminizme karşı bir tepki oluşmasına zemin hazırlayabilmektedir. Fad Joventut'un araştırması, bu siyasi ve toplumsal kutuplaşmanın genç nesiller üzerindeki etkisini açıkça ortaya koymaktadır. Türkiye'de de benzer şekilde, kadın hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği konuları zaman zaman siyasi tartışmaların odağına oturmakta, bu da gençlerin konuya dair farklı algılar geliştirmesine neden olmaktadır.
Genç Nesillerin Katılımı ve Gelecek Perspektifleri
Plaça Oberta programı gibi platformlar, gençlerin bu konudaki düşüncelerini özgürce ifade etmeleri için önemli bir alan sağlamaktadır. Gençlerin cinsiyet eşitsizliklerini fark etmeleri ancak kendilerini feminist olarak tanımlamamaları, hareketin iletişim stratejilerini ve kapsayıcılığını yeniden gözden geçirmesi gerektiğini düşündürüyor. Belki de feminizm kavramının daha geniş kitlelere, özellikle de genç erkeklere ulaşacak şekilde yeniden tanımlanması ve anlatılması gerekmektedir.
Uzmanlar, genç nesillerin feminizmi kendi deneyimleri ve değerleri üzerinden yorumladığını belirtiyor. Dijital çağın getirdiği yeni aktivizm biçimleri, gençlerin geleneksel feminist hareketten farklı beklentilere sahip olmasına yol açabilir. Bu nedenle, feminist hareketin, gençlerin kaygılarını ve bakış açılarını dikkate alarak, daha kapsayıcı ve erişilebilir bir dil geliştirmesi büyük önem taşımaktadır. Barselona'daki bu tartışma, sadece İspanya için değil, benzer toplumsal dinamiklere sahip diğer ülkeler, özellikle de Türkiye için de değerli dersler içermektedir. Gençlerin bu konudaki algıları, gelecekteki toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarının şekillenmesinde belirleyici bir rol oynayacaktır.



