Barselona'nın tarihi ve dinamik El Carmel (El Karmel) mahallesi, yirmi yıl aradan sonra bir kez daha İtalyan asıllı Barselonalı yönetmen Claudio Zulian'ın objektifine konuk oluyor. 2006 yılında çektiği ve büyük beğeni toplayan A través del Carmel (El Carmel Boyunca) adlı belgeseliyle mahalle sakinlerinin günlük yaşamlarını ve kentsel dönüşümü tek bir kesintisiz plan sekansla ölümsüzleştiren Zulian, şimdi A través del Carmel 20.26 adını verdiği devam filmiyle geçmişle günümüz arasındaki değişimi gözler önüne sermeyi hedefliyor. Bu yeni yapım, Barselona'nın değişen sosyal ve kentsel dokusunu, mahalle sakinlerinin gözünden anlatarak şehrin kimliğindeki dönüşümü ele alıyor.
Claudio Zulian, ilk belgeselinde 92 dakikalık tek bir plan sekans (İspanyolca: pla seqüència) kullanarak El Carmel'in ruhunu yakalamıştı. Bu sanatsal yaklaşım, izleyiciye mahallenin sokaklarında adeta yürüyor hissi vererek, karakterlerin samimi hikayelerine tanıklık etme fırsatı sunmuştu. Belgesel, sadece İspanya'da değil, uluslararası alanda da yankı uyandırmış, Katalonya (Catalunya) Ulusal Sinema Ödülü'nü kazanmış ve saygın Venedik Film Festivali'nde gösterime girmişti. Zulian'ın bu başarısı, yerel bir hikayenin evrensel temaları nasıl işleyebileceğinin en güzel örneklerinden biri olarak kabul ediliyor. Yönetmen, yirmi yıl sonra geri dönmesinin nedenini, "Şehir ve onu mesken tutan insanlar 20 yılda çok değişti, bu yüzden mahallenin yaşayan tarihini yeniden kaydetmeye değer olduğunu düşündüm" sözleriyle açıklıyor.
Yeni belgesel A través del Carmel 20.26, ilk filmin estetik ve anlatı yapısını koruyarak, bir buçuk saatlik tek bir plan sekansla çekildi. Yaklaşık 150 mahalle sakininin katılımıyla gerçekleştirilen sesli anlatım (narración en off), izleyiciye farklı perspektiflerden mahallenin değişimine dair derinlemesine bir bakış sunuyor. Acteón ve Balance Media Entertainment ortak yapımı olan bu film, El Carmel'in çeşitli sokaklarını, meydanlarını, kamu binalarını ve özel konutlarını kapsayarak, yirmi yıl önceki mekanların ve karakterlerin bugünkü hallerini karşılaştırıyor. Bu yaklaşım, sadece görsel bir karşılaştırma sunmakla kalmıyor, aynı zamanda zamanın insan ve mekan üzerindeki etkilerini de sorguluyor.
Kentsel Dönüşüm ve Sosyal Değişimin Aynası
Yönetmen Zulian, El Carmel'deki değişimleri "mahallede soylulaşmanın (gentrification) yaşandığı ve henüz yaşanmadığı kısımlar var" diyerek özetliyor. Bu durum, Barselona gibi büyük metropollerde sıkça görülen bir gerçekliği yansıtıyor. Soylulaşma, genellikle düşük gelirli semtlerin, daha varlıklı kesimlerin ilgisini çekmesiyle başlayan, emlak fiyatlarının yükselmesi ve orijinal sakinlerinin yerinden edilmesiyle sonuçlanan sosyo-ekonomik bir süreçtir. Zulian'ın 2006'da ziyaret ettiği, ördek, tavuk ve tavşanların beslendiği Lisboa (Lizbon) Sokağı'ndaki bir evin, şimdi sahibinin izin vermediği lüks bir villaya dönüşmesi, bu soylulaşmanın çarpıcı bir örneği olarak karşımıza çıkıyor. Bu değişim, mahallenin otantik dokusunu ve toplumsal hafızasını tehdit eden bir dönüşümü işaret ediyor.
Mahallenin demografik yapısındaki değişim de belgeselin odak noktalarından biri. 2006'da El Carmel, 1950'li ve 60'lı yıllarda İspanya'nın Endülüs (Andalucía), Ekstremadura (Extremadura), Galiçya (Galicia) ve Kastilya (Castilla) gibi farklı bölgelerinden gelip yerleşen göçmenlerin oluşturduğu güçlü bir topluluğa sahipti. Zulian, bu nesli "mahalle mücadeleleri aracılığıyla bir şehir inşa eden ve çok güçlü bir yaşam standardına ulaşan, entegre olmuş bir nesil" olarak tanımlıyor. Ancak günümüzde mahalle, dünyanın dört bir yanından gelen yeni göçmen dalgalarıyla farklı bir etnik ve kültürel çeşitliliğe bürünmüş durumda. Bu durum, Barselona'nın genel göçmen profilindeki değişimi ve yeni entegrasyon zorluklarını da gözler önüne seriyor. Şehir, son yıllarda uluslararası göçmenler ve dijital göçebeler için cazibe merkezi haline gelirken, bu durum konut piyasasında baskı yaratmakta ve yerel halkın yaşam maliyetini artırmaktadır.
Evrensel Bir Hikaye: Barselona'dan Türkiye'ye
Claudio Zulian'ın belgeseli, Barselona'nın El Carmel mahallesi özelinde anlattığı hikayenin evrenselliğiyle de dikkat çekiyor. Yönetmen, ilk filmin Lübnan ve Çin gibi uzak coğrafyalarda bile ilgi görmesini, "Bu, hem yerel hem de küresel olan, dünyanın diğer noktalarına ihraç edilebilir ve tanınabilir bir hikaye anlatıyor. Çağdaş şehrin bir aynası" sözleriyle açıklıyor. Turistlerin Sagrada Familia gibi ikonik yapıları ziyaret ettiği Barselona'nın bilinmeyen, gerçek yüzünü ortaya koyması, belgeselin uluslararası başarısının anahtarlarından biri. Bu durum, Türkiye'deki büyük şehirlerde de gözlemlenen kentsel dönüşüm, soylulaşma ve göçmenlik gibi konularla güçlü bir benzerlik taşıyor. İstanbul'un tarihi semtlerindeki değişimler, Ankara'daki eski mahallelerin dönüşümü veya İzmir'in farklı bölgelerindeki demografik kaymalar, El Carmel'deki hikayeyle paralellikler gösteriyor.
Türkiye'de de özellikle büyük şehirlerde, yerel halkın yerinden edilmesi, kira fiyatlarının artması ve mahalle kültürünün yok olması gibi sorunlar yaşanmaktadır. Suriyeli göçmenler başta olmak üzere farklı milletlerden gelen yeni göç dalgaları, şehirlerin sosyal dokusunu yeniden şekillendirmekte ve entegrasyon süreçlerini beraberinde getirmektedir. Zulian'ın belgeseli, bu karmaşık süreçleri sanatsal bir dille ele alarak, yerel dinamiklerin küresel eğilimlerle nasıl örtüştüğünü gösteriyor. Türk sinemasında da belgeselcilik, benzer sosyal gerçekleri ve insan hikayelerini mercek altına alarak önemli bir rol oynamaktadır. Bu tür filmler, toplumun farklı kesimlerinin sesini duyurarak, kamuoyunda farkındalık yaratma ve tartışma başlatma potansiyeli taşır.
Claudio Zulian'ın A través del Carmel 20.26 filminin bu yazdan önce tamamlanması ve uluslararası film festivallerinde gösterime girmesi bekleniyor. İlk filmin Venedik Film Festivali'ndeki prömiyeri ve Katalonya Ulusal Sinema Ödülü gibi başarıları göz önüne alındığında, yeni yapımın da benzer bir ilgiyle karşılanması muhtemel. Bu belgesel, sadece El Carmel'in son yirmi yıldaki değişimini belgelemekle kalmayacak, aynı zamanda Barselona'nın ve genel olarak çağdaş şehirlerin karşı karşıya olduğu soylulaşma, göç ve kimlik arayışı gibi evrensel sorunlara ışık tutacak önemli bir sanatsal ve sosyolojik kayıt olacaktır. Filmin, izleyicilere şehrin turistik yüzünün ötesinde, gerçek yaşamın ve insan hikayelerinin derinliklerine inme fırsatı sunması bekleniyor. Bu sayede, izleyiciler kendi şehirlerindeki benzer dönüşümlere dair de yeni perspektifler kazanabilirler.


