Ünlü Türk gazeteci ve yazar Ece Temelkuran, 2016 yılında Türkiye'den ayrılmak zorunda kalmasının ardından yaşadığı sürgün deneyimini ve küresel faşizm yükselişine karşı birleşme çağrısını Barselona'da düzenlenen Uluslararası Sığınak Şehirler Ağı (ICORN) toplantısında dile getirdi. Bir dönem Türkiye'nin en çok okunan gazetecilerinden biri olan Temelkuran, ölüm ve tecavüz tehditleri alması üzerine ülkesini terk etme kararı almıştı. Yaklaşık on yıl sonra, 2026 yılında Anagrama yayınevi tarafından yayımlanması beklenen yeni kitabı La nación de los extraños (Yabancılar Ülkesi) ile "evsizlik" kavramının acısını ve faşizmin yükselişine karşı entelektüel bir direnişin gerekliliğini ele alıyor. Barselona'daki bu önemli buluşma, onun hem kişisel hikayesini hem de küresel ölçekteki uyarılarını uluslararası bir platforma taşıdı.
Ece Temelkuran'ın 2016'da Türkiye'den ayrılma kararı, ülkenin o dönemdeki çalkantılı siyasi ikliminin bir yansımasıydı. Özellikle 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) süreci, muhalif sesler ve bağımsız gazeteciler üzerinde yoğun bir baskı oluşturmuştu. Temelkuran, eleştirel yazıları ve duruşu nedeniyle hedef haline gelmiş, aldığı tehditler hayatını doğrudan tehlikeye atmıştı. Bu zorlu süreçte, "Hayatta kalmak için kalbimi dondurucuya koymak zorunda kaldım" ifadesi, sadece fiziksel bir sürgünün değil, aynı zamanda kişisel bir travmanın ve acıyı dindirme çabasının da metaforu haline gelmiştir. Bu durum, Türkiye'de ifade özgürlüğünün ne denli kırılgan bir zeminde olduğunu gözler önüne sermektedir.
Gazetecilikten Sürgüne: Bir Direniş Hikayesi
Temelkuran'ın yeni kitabı La nación de los extraños, sürgündeki yaşamın, aidiyetsizliğin ve "evsizliğin" farklı boyutlarını işliyor. Yazar, bu kavramı sadece coğrafi bir yerleşim yeri kaybı olarak değil, aynı zamanda "ahlaki evsizlik" olarak da tanımlıyor. Bu, bireylerin değerlerini, inançlarını ve insanlık onurunu tehdit eden bir dünyada kendilerini yabancı hissetmeleri, etik bir pusula bulmakta zorlanmaları anlamına geliyor. İspanyolca konuşan dünyada prestijli bir yayınevi olan Anagrama'dan çıkacak olan bu eser, Temelkuran'ın entelektüel derinliğini ve küresel meselelere olan duyarlılığını bir kez daha ortaya koyuyor. Kitap, günümüz dünyasında artan otoriterleşme ve popülist hareketler karşısında bireyin ve toplumun nasıl bir duruş sergilemesi gerektiği üzerine önemli sorular yöneltiyor.
Türkiye'de gazetecilik özgürlüğü, özellikle son yıllarda uluslararası kuruluşların raporlarında endişe verici bir tablo çizmektedir. Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) ve Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) gibi kuruluşlar, Türkiye'yi basın özgürlüğü sıralamasında alt sıralarda göstermekte ve çok sayıda gazetecinin cezaevinde olduğunu veya sürgünde yaşamak zorunda kaldığını belirtmektedir. Ece Temelkuran'ın hikayesi, bu genel tablonun kişisel bir örneğini teşkil ediyor. Onun gibi birçok aydın ve gazeteci, benzer baskılar nedeniyle ülkesini terk etmek zorunda kalmış, bu durum Türkiye'nin entelektüel ve kültürel yaşamında önemli boşluklar yaratmıştır. Sürgündeki bu sesler, hem kendi ülkelerinin sorunlarını uluslararası arenaya taşımakta hem de küresel demokrasi ve özgürlük mücadelesine katkıda bulunmaktadır.
ICORN ve Sürgündeki Sanatçıların Küresel Ağı
Ece Temelkuran'ın Barselona'da katıldığı ICORN (International Cities of Refuge Network), tehlikede olan yazarlar, gazeteciler ve sanatçılar için güvenli sığınaklar sağlayan uluslararası bir ağdır. Dünya genelinde 80'den fazla şehrin üye olduğu bu ağ, ifade özgürlüğünü savunan ve baskı altındaki sanatçılara geçici veya kalıcı barınma imkanı sunan önemli bir platformdur. Barselona, bu sığınak şehirlerden biri olarak, kültürel çeşitliliğe ve özgür düşünceye verdiği önemi göstermektedir. ICORN toplantıları, sürgündeki sanatçıların deneyimlerini paylaşmalarına, dayanışma ağları oluşturmalarına ve seslerini duyurmalarına olanak tanır. Temelkuran'ın bu platformda yaptığı çağrı, faşizmin yükselişine karşı uluslararası bir entelektüel direnişin gerekliliğini vurgulamaktadır.
Temelkuran, konuşmasında sadece Türkiye'deki durumu değil, aynı zamanda dünya genelinde yükselen aşırı sağ popülizmi ve otoriter eğilimleri de ele aldı. "Faşizme karşı birleşme" çağrısı, günümüzün küresel siyasi ikliminde giderek daha fazla yankı bulan bir mesajdır. Demokrasilerin zayıfladığı, ifade özgürlüğünün kısıtlandığı ve insan haklarının ihlal edildiği bir dönemde, sanatçıların ve aydınların bu tür platformlarda bir araya gelmesi büyük önem taşımaktadır. Ece Temelkuran'ın eserleri ve duruşu, hem Türkiye'deki siyasi ve toplumsal gelişmelere ışık tutmakta hem de uluslararası alanda demokrasi ve özgürlük mücadelesine ilham vermektedir. Onun hikayesi, zorluklara rağmen entelektüel direnişin ve umudun devam ettiğinin güçlü bir kanıtıdır.



