Geçtiğimiz haftalarda Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan'ın, Erivan metrosunda karşılaştığı Karabağlı bir mülteciye "Karabağ'ı benim teslim ettiğimi söylemeye cüret etme!" diye bağırması, bölgenin Ermenistan için ne denli derin bir yara olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Eylül 2023'te Azerbaycan'ın, Sovyetler Birliği'nin dağılmasından bu yana tartışmalı bir bölge olan ve kendisini "Artsakh Cumhuriyeti" olarak ilan eden Dağlık Karabağ'a yönelik askeri operasyonu, buradaki 100.000'den fazla etnik Ermeni'nin topraklarından sürülmesine neden oldu. Ne Paşinyan, ne Karabağ'ın müttefiki Vladimir Putin ne de herhangi bir Batılı lider, bu trajediyi önlemek için somut bir adım atmadı. Bu yenilgi, on binlerce yerinden edilmiş insan için hala kanayan bir yara olmaya devam ederken, Ermenistan'da yaklaşan seçimlerde yeniden aday olacak Paşinyan için de ulusal bir travmayı gömmeye çalıştığı zorlu bir siyasi miras niteliğinde.
Azerbaycan'ın 2023'teki hızlı askeri harekatı, yıllardır uluslararası toplum tarafından tanınmayan ancak Ermenistan'ın desteğiyle varlığını sürdüren Artsakh Cumhuriyeti'nin varlığına son verdi. Sadece birkaç gün süren operasyonun ardından, bölgedeki Ermeni nüfusunun tamamına yakını, can güvenliklerini sağlamak amacıyla Ermenistan'a göç etmek zorunda kaldı. Bu durum, bazı uluslararası gözlemciler ve insan hakları kuruluşları tarafından "etnik temizlik" iddialarını gündeme getirdi ve Dağlık Karabağ'ın binlerce yıllık Ermeni kültürel mirası ve demografik yapısı açısından geri dönülmez bir değişime yol açtı. Bölge, artık Ermeni nüfusundan arındırılmış, büyük ölçüde boşaltılmış bir coğrafya olarak yeni bir döneme girdi.
Başbakan Paşinyan, bu yenilginin ardından Ermenistan'da yoğun eleştirilerin hedefi oldu ve birçok Ermeni tarafından "ihanet" ve "teslimiyet" ile suçlandı. Siyasi arenada sürekli olarak hesap vermek zorunda kalan Paşinyan, hem uluslararası baskılar hem de ülkesindeki iç muhalefet arasında sıkışıp kalmış durumda. Yaklaşan seçimler öncesinde, bu ulusal travmayı ve yerinden edilmiş on binlerce vatandaşın acısını hafifletme çabaları, onun siyasi geleceği açısından belirleyici olacak. Ermenistan halkı, Karabağ'ın kaybının sorumluluğunu kimin üstleneceği ve ülkenin geleceğinin nasıl şekilleneceği konusunda derin bir belirsizlik içinde.
Arka Plan ve Tarihsel Bağlam
Dağlık Karabağ sorunu, kökenleri Sovyetler Birliği dönemine dayanan, karmaşık ve uzun soluklu bir çatışmadır. Tarihsel olarak Ermeni nüfusunun yoğun olduğu bu bölge, 1920'lerde Sovyetler Birliği tarafından Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'ne bağlanmıştı. Sovyetler Birliği'nin dağılma sürecinde, 1980'lerin sonlarında Ermeniler arasında bağımsızlık veya Ermenistan'a bağlanma talepleri yükseldi. Bu talepler, 1990'ların başında patlak veren Birinci Dağlık Karabağ Savaşı'na yol açtı. Ermeni güçleri, bu savaşta önemli kazanımlar elde ederek, uluslararası alanda tanınmayan ancak de facto olarak bağımsız Artsakh Cumhuriyeti'ni kurdu ve bölgenin kontrolünü ele geçirdi. Bu durum, "donmuş bir çatışma" olarak yıllarca devam etti ve uluslararası barış çabalarına rağmen kalıcı bir çözüm bulunamadı.
Çatışma, 2020 yılında Azerbaycan'ın Türkiye'nin güçlü desteğiyle başlattığı askeri harekatla yeniden alevlendi. 44 gün süren bu savaşta Azerbaycan, 1990'lardan bu yana Ermeni kontrolünde olan birçok bölgeyi geri aldı. Rusya'nın arabuluculuğunda imzalanan ateşkes anlaşmasıyla savaş sona erdi ve bölgeye Rus barış güçleri konuşlandırıldı. Ancak Rusya'nın 2023'teki Azerbaycan operasyonunu engelleyememesi, Ermenistan'da Rusya'ya olan güveni derinden sarstı ve Moskova'nın Güney Kafkasya'daki geleneksel etkisinin azaldığına dair endişeleri artırdı. Ermenistan, uzun süredir Rusya'ya bağımlı olan güvenlik politikasını sorgulamaya başladı ve Batı ile ilişkilerini güçlendirme arayışına girdi.
Bölgesel ve Uluslararası Etkiler
Dağlık Karabağ'ın Azerbaycan kontrolüne geçmesi, Güney Kafkasya'daki jeopolitik dengeyi kökten değiştirdi. Azerbaycan'ın bölgesel gücü pekişirken, Türkiye'nin Azerbaycan ile olan stratejik ortaklığı ve askeri desteği, bölgedeki etkisini daha da artırdı. Bu durum, Ermenistan-Türkiye ilişkilerinin normalleşme çabalarını da doğrudan etkilemekte ve bölgedeki güç dengelerini yeniden şekillendirmektedir. Rusya'nın bölgedeki rolünün sorgulanması, Batılı ülkelerin, özellikle Avrupa Birliği'nin, Kafkasya'daki insani ve siyasi gelişmelere daha fazla ilgi göstermesine neden oldu. Ancak uluslararası toplumun tepkisi, genellikle kınama ve insani yardım çağrılarıyla sınırlı kaldı, somut bir müdahale gerçekleştirilmedi.
Yerinden edilmiş Ermenilerin durumu, büyük bir insani kriz yaratmış ve bu insanların yeni hayatlarına adaptasyon süreçleri, psikolojik travmaları ve kültürel miraslarının korunması konuları uluslararası gündemde yerini almıştır. Ermenistan, şimdi Batı'ya yönelerek yeni güvenlik ittifakları arayışına girmiş durumda. Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki barış anlaşması müzakereleri ve sınır belirleme süreçleri, bölgenin geleceği için kritik öneme sahip. Ancak Dağlık Karabağ'ın kaybı, Ermenistan için kapanmayan bir yara olarak kalmaya devam edecek ve bölgedeki istikrarsızlık potansiyeli, yeni çatışmaların tohumlarını ekebilir. Bölgenin kültürel ve tarihi mirasının korunması, uluslararası toplumun öncelikli sorumluluklarından biri olarak kabul edilmektedir.


