İspanya'nın Kuzey Afrika'daki özerk kenti Ceuta'da bir aydan uzun süredir devam eden ve henüz tam olarak çözülemeyen insani kriz, binlerce göçmenin zorlu yaşam koşullarını bir kez daha gündeme getirdi. Bu krizin en hassas boyutlarından biri ise halen şehirde bulunan 2.100 refakatsiz çocuğun durumu. Bu trajik tablonun gölgesinde, İspanya'ya umut arayışıyla gelen genç göçmenlerin yaşadıkları zorluklar, entegrasyon çabaları ve topluma katkı sağlama arzuları, Barselona'dan gelen iki dokunaklı hikaye ile bir kez daha gözler önüne seriliyor.
Barselona'da yayın yapan betevé kanalının "bàsics" programında yer alan bu hikayelerden ilki, Fas'tan reşit olmayan bir çocukken İspanya'ya gelen Abdellah Kassimi'ye ait. Yüksek sosyal kırılganlık içinde ve aile desteğinden yoksun bir şekilde ülkeye ulaşan Abdellah, aylarca bir yatılı hizmet merkezinde kaldıktan sonra kişisel istikrar sürecine girmiş ve spor alanında bir eğitim tamamlamış. Onun hikayesi, yalnız gelen gençlerin uygun destekle nasıl hayata tutunabildiğinin ve kendilerine yeni bir yol çizebildiğinin somut bir örneğini teşkil ediyor.
Diğer yandan, 20 yaşında Senegal'den Kanarya Adaları'na (Islas Canarias) derme çatma bir tekneyle (cayuco) ulaşan Ama Ndiaye'nin yolculuğu ise çok daha çetin geçmiş. Dokuz gün boyunca denizde kalan, son günlerini aç ve susuz geçiren Ama, bu tehlikeli yolculuğun ardından Barselona'ya ulaşmış. Abdellah gibi o da sporun dönüştürücü gücünü keşfetmiş ve bu sayede profesyonel gelişim sağlamış. İki genç de Katalonya'nın (Catalunya) kendilerine kattığı olumlu yönleri vurgulayarak, özellikle İspanyolca öğrenmenin ve yeni bir hayata başlamanın değerini dile getiriyor.
Ama'nın "Hiçbir şeyim yokken geldim ve şimdi İspanyolca konuşabiliyorum, bunu bana Katalonya verdi" sözleri, göçmenlerin yeni bir dilde ve kültürde kendilerini ifade etme çabasının önemini ortaya koyuyor. Abdellah'ın "Buraya kendimizi geliştirmek ve topluma katkıda bulunmak için geldik. İspanya'nın bize verdiklerinden birazını geri vermek istiyoruz" ifadesi ise, bu gençlerin sadece yardım bekleyen bireyler değil, aynı zamanda ülkeye değer katma arzusu taşıyan aktif vatandaşlar olma potansiyelini gözler önüne seriyor. Bu gençlerin azmi ve topluma entegrasyon çabaları, göçmenlik konusundaki önyargıları kırmak adına büyük bir anlam taşıyor.
İspanya'da Yalnız Göçmen Çocuklar (MENA) ve Ceuta Krizi
İspanya, Avrupa'ya yönelik düzensiz göç rotalarının önemli bir durağı olmaya devam ediyor. Özellikle refakatsiz yabancı çocuklar (MENA - Menores Extranjeros No Acompañados) konusu, hem insani hem de sosyal boyutlarıyla ülkenin gündeminde önemli bir yer tutuyor. Fas ve diğer Kuzey Afrika ülkelerinden gelen bu çocuklar, genellikle daha iyi bir yaşam umuduyla, çoğu zaman ailelerinin bilgisi ve rızası dışında, son derece tehlikeli yollarla İspanya'ya ulaşmaya çalışıyorlar. Ceuta ve Melilla gibi özerk şehirler ile Kanarya Adaları, bu çocukların ilk temas noktaları arasında yer alıyor.
Mayıs 2021'de Ceuta'da yaşanan kriz, bu durumun en çarpıcı örneklerinden biriydi. Fas'ın sınır kontrollerini gevşetmesiyle binlerce kişi, aralarında çok sayıda reşit olmayan çocuğun da bulunduğu, Ceuta'ya akın etti. Bu durum, İspanya ile Fas arasında diplomatik gerilime yol açarken, İspanyol yetkilileri ve sivil toplum kuruluşlarını büyük bir insani krizle karşı karşıya bıraktı. Krizin ardından yetişkinlerin çoğu Fas'a geri gönderilse de, refakatsiz çocukların durumu daha karmaşık yasal ve insani süreçler gerektirdiği için, haberin yayımlandığı dönemde bile 2.100'den fazla çocuk Ceuta'da kalmaya devam ediyordu. Bu durum, İspanya'nın göçmen çocukların korunması ve entegrasyonu konusundaki kapasitesini ve politikalarını sürekli olarak test ediyor.
Toplumsal Entegrasyon ve Irkçılıkla Mücadele
Yalnız gençleri sosyal dışlanma riskine karşı destekleyen Superacció adlı kuruluşun direktörü ve kurucusu Zouhair Zammouri'nin belirttiği gibi, hem Katalonya hem de Avrupa'nın göçmenliğe ihtiyacı var. Zammouri, kıtanın demografik yapısındaki değişimler ve iş gücü piyasasının talepleri göz önüne alındığında, göçmenlerin toplumsal ve ekonomik hayata katkılarının yadsınamaz olduğunu vurguluyor. Ancak bu potansiyel, ne yazık ki sıkça karşılaşılan ırkçılık ve önyargılar nedeniyle tam olarak değerlendirilemiyor. Abdellah'ın "Birçok kişi göçmenlerden bahsederken bizi hırsız ve suçlu olarak görüyor" ve Ama'nın "Metroya veya otobüse bindiğinizde size kötü bakıyorlar, buraya çalmaya gelen biri gibi" sözleri, bu acı gerçekliği gözler önüne seriyor.
Zammouri, bu gençlerin "suçlu ilan edildiğini ve pozitif alanlarının az olduğunu" belirterek, gelecekte daha zorlu zamanların gelebileceği konusunda uyarıyor. Göçmen gençlere yönelik muamelenin kökenlerine göre farklılık gösterdiğini de ekliyor. Ukrayna kriziyle yapılan karşılaştırma, bu çifte standardı net bir şekilde ortaya koyuyor: "Bugün Ceuta krizinden bahsederken 'işgalcilerden' bahsediyoruz, bu diğer insani felaketlerde yaşanmadı." Bu ayrımcı dil, göçmenlerin insanlık onurunu zedeleyerek entegrasyon süreçlerini daha da zorlaştırıyor ve toplumsal kutuplaşmayı derinleştiriyor. Bu bağlamda, Superacció gibi sivil toplum kuruluşları, bu gençlere pozitif alanlar yaratarak, eğitim ve spor aracılığıyla topluma kazandırılmalarında hayati bir rol üstleniyor.
Sonuç olarak, İspanya'ya ulaşan yalnız göçmen gençlerin hikayeleri, bir yandan göçün zorlu ve tehlikeli yollarını, diğer yandan ise insan ruhunun direncini ve yeni bir hayata başlama arzusunu gözler önüne seriyor. Abdellah ve Ama gibi gençler, topluma katkıda bulunma ve İspanya'ya "geri verme" motivasyonuyla hareket ederek, göçmenliğe dair olumsuz algıları yıkmaya çalışıyorlar. Bu çabalar, İspanya ve Avrupa'nın gelecekteki demografik ve ekonomik ihtiyaçları göz önüne alındığında büyük önem taşıyor. Ancak bu potansiyelin tam olarak gerçekleşebilmesi için, ırkçılıkla mücadele edilmesi, kapsayıcı politikalar geliştirilmesi ve göçmenlere yönelik insani bir yaklaşım benimsenmesi şart. Aksi takdirde, bu gençlerin umutları ve topluma katkı arzuları, önyargı duvarlarına çarparak kaybolma riskiyle karşı karşıya kalacaktır.



