Geçtiğimiz günlerde Londra'da düzenlenen bir bilgilendirme toplantısında, Alman araştırmacı Jannike Wachowiak, Birleşik Krallık'ın önde gelen düşünce kuruluşlarından UK in a Changing Europe adına yaptığı açıklamada, "Birleşik Krallık ile AB arasındaki ilişkinin hala çözüme kavuşturulamadığını" ifade etti. Brexit referandumunun üzerinden on yıl, Birleşik Krallık'ın Avrupa Birliği'nden fiilen ayrılmasının üzerinden ise altı yıl geçmesine rağmen, bu karmaşık ilişkinin dinamikleri hala belirsizliğini koruyor. İspanyol düşünür Ortega y Gasset'in "conllevancia" (bir sorunla birlikte yaşama, ona katlanma) kavramı, adalar ile Brüksel arasındaki mevcut durumu en iyi özetleyen ifadelerden biri olarak öne çıkıyor; zira coğrafya, kaçınılmaz olarak bu ilişkinin seyrini belirlemeye devam ediyor.
Wachowiak'ın bu tespiti, Brexit'in ardından Birleşik Krallık ve Avrupa Birliği arasında imzalanan Ticaret ve İşbirliği Anlaşması'na rağmen, taraflar arasındaki temel sorunların ve gerilimlerin devam ettiğini gösteriyor. Anlaşma, gümrük vergileri ve kotaları ortadan kaldırsa da, bürokratik engeller, sınır kontrolleri ve farklı düzenleyici standartlar ticaretin akışını olumsuz etkilemeye devam ediyor. Özellikle Kuzey İrlanda Protokolü, Birleşik Krallık'ın iç pazar bütünlüğü ve Kuzey İrlanda'daki barış süreci üzerindeki etkileri nedeniyle sürekli bir tartışma ve gerilim kaynağı olmayı sürdürüyor.
Bu sürekli "çözümsüzlük" hali, her iki taraf için de hem ekonomik hem de siyasi belirsizlikler yaratıyor. Birleşik Krallık, AB'nin tek pazarından ve gümrük birliğinden ayrılarak elde ettiği "egemenlik" avantajını, ekonomik maliyetlerle dengelemeye çalışıyor. Avrupa Birliği ise, Brexit'in kendi iç bütünlüğüne ve gelecekteki genişleme politikalarına etkilerini dikkatle izliyor. Bu durum, sadece ticaret ve ekonomi alanında değil, aynı zamanda güvenlik, dış politika ve bilimsel işbirliği gibi geniş bir yelpazedeki konularda da karşılıklı adaptasyon ve uzlaşma arayışını zorunlu kılıyor.
Brexit Süreci ve Yarattığı Derin Etkiler
Birleşik Krallık'ın Avrupa Birliği'nden ayrılma süreci, modern Avrupa tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri olarak kabul ediliyor. 23 Haziran 2016'da yapılan referandumda halkın yüzde 51.9'u ayrılık yönünde oy kullanmış, bu kararın ardından Lizbon Anlaşması'nın 50. maddesi işletilerek resmi ayrılık süreci başlatılmıştı. Yaklaşık dört yıl süren zorlu müzakerelerin ardından, Birleşik Krallık 31 Ocak 2020'de AB'den resmen ayrıldı. Ancak asıl zorluk, yeni bir ilişkinin nasıl kurulacağı konusunda yaşandı ve 2020 sonunda Ticaret ve İşbirliği Anlaşması imzalandı.
Brexit'in ekonomik etkileri, hem Birleşik Krallık hem de AB üzerinde hissedildi. Birleşik Krallık'ta, özellikle hizmet sektörü ve belirli imalat sanayileri, AB ile olan ticaretin karmaşıklaşmasından olumsuz etkilendi. İngiliz Ulusal İstatistik Ofisi (ONS) verilerine göre, Brexit sonrası dönemde AB ile ticaret hacminde önemli düşüşler yaşandı ve işgücü piyasasında belirli sektörlerde (özellikle tarım, sağlık ve hizmet) eksiklikler baş gösterdi. AB tarafında ise, Birleşik Krallık'ın ayrılığı, özellikle İrlanda ve Hollanda gibi doğrudan ticaret bağlantısı olan ülkeler için bazı zorluklar yaratsa da, genel ekonomik etki Birleşik Krallık'a kıyasla daha sınırlı kaldı. Ancak, Brexit'in AB'nin siyasi birliğini güçlendirdiği ve ortak hareket etme kapasitesini artırdığı yönünde görüşler de bulunuyor.
Gelecek Senaryoları, İspanya ve Türkiye Bağlantısı
Birleşik Krallık ile AB arasındaki ilişkinin geleceği için çeşitli modeller tartışılmaya devam ediyor. Norveç modeli (Avrupa Ekonomik Alanı üyeliği), İsviçre modeli (ikili anlaşmalar ağı) veya Kanada modeli (kapsamlı serbest ticaret anlaşması) gibi seçenekler masada olsa da, Birleşik Krallık'ın "egemenliğini geri alma" ve AB'nin "tek pazarın bölünmezliği" prensibi arasındaki gerilim, bu modellerin uygulanmasını zorlaştırıyor. Londra, kendi kurallarını belirleme konusunda ısrarcı olurken, Brüksel tek pazarın bütünlüğünü ve dört özgürlüğü (mal, hizmet, sermaye ve işgücü serbest dolaşımı) koruma konusunda taviz vermemeye kararlı. Bu durum, iki taraf arasında kalıcı ve istikrarlı bir çözüm bulunmasını engelliyor.
Brexit'in İspanya ve özellikle Catalunya (Katalonya) üzerindeki etkileri de göz ardı edilemez. Birleşik Krallık, İspanya için önemli bir ticaret ortağı ve turizm kaynağı. Brexit sonrası dönemde, İspanya'dan Birleşik Krallık'a yapılan ihracatta bürokratik engeller artarken, İspanya'daki İngiliz vatandaşlarının hakları ve Cebelitarık (Gibraltar) statüsü gibi konular da sürekli olarak gündemde kalıyor. Cebelitarık'ın gelecekteki statüsü ve AB ile olan ilişkisi, Brexit'in İspanya için en hassas konularından biri olmaya devam ediyor.
Türkiye açısından bakıldığında ise, Birleşik Krallık'ın Brexit deneyimi önemli dersler sunuyor. Türkiye, 1996'dan bu yana AB ile Gümrük Birliği içinde olmasına rağmen, tam üyelik statüsüne sahip değil. Bu durum, Türkiye'nin AB ile olan ekonomik ilişkilerinde benzer bir "birlikte yaşama" veya "katlanma" (conllevancia) halini barındırıyor. Brexit, derin ekonomik entegrasyonun siyasi entegrasyon olmadan ne kadar sürdürülebilir olduğunu ve egemenlik ile ekonomik faydalar arasındaki dengeyi bulmanın zorluklarını açıkça ortaya koydu. Türkiye'nin AB ile olan ilişkilerini yeniden şekillendirme ve Gümrük Birliği'ni güncelleme çabaları, Birleşik Krallık'ın yaşadığı deneyim ışığında daha da karmaşık bir hal alıyor; zira Brüksel, tek pazarın bütünlüğüne yönelik herhangi bir taviz konusunda son derece hassas davranıyor.
Sonuç olarak, Birleşik Krallık ile Avrupa Birliği arasındaki ilişki, on yıl önceki referandumun ardından hala tam anlamıyla bir çözüme kavuşmuş değil. Coğrafyanın kaçınılmaz etkisi ve siyasi iradelerin çatışması, bu "çözümsüz" durumu sürdürüyor. Londra'nın egemenlik arayışı ile Brüksel'in tek pazar bütünlüğünü koruma çabası arasındaki bu denge arayışı, önümüzdeki yıllarda da Avrupa'nın siyasi ve ekonomik gündeminin önemli maddelerinden biri olmaya devam edecek gibi görünüyor. Bu durum, sadece Birleşik Krallık ve AB için değil, aynı zamanda Türkiye gibi AB ile yakın ilişkileri olan diğer ülkeler için de gelecekteki entegrasyon modelleri hakkında düşündürücü sorular ortaya koyuyor.



